AITES kalma

Beyaz Karıncalar

2020.11.22 22:15 MRmEaseeks Beyaz Karıncalar

yan odada babamın köpeğe bağırdığını duydum. "sinsi hayvan! ne istiyorsun bizden? çekil, git artık. defol!!"
biz o sırada abimle telefon başında vakit geçiriyorduk. abim bana baktı, ben yanımdaki köpeğimiz çaki'ye baktım. başını okşadım.
babamın sesi öfkeliydi. annem öğrencilerinin yazılı kağıtlarını okuyordu. gözlüklerinin üzerinden bana baktı.
"babam kime bağırıyor yahu?" dedim, annem bilmem dercesine omuzlarını silkti.
babam bağırmaya devam ediyordu. "defol, git. nerden geldiysen oraya dön kara başlı uyuz it"
-hhh- babamda bir gariplik vardı. sigara içmeye başlamıştı. babam doktordu. sigaradan hoşlanmazdı ki. annem, evliliklerinin ilk yıllarından kalma bir alışkanlık olduğunu söyledi. strese girdiği dönemlerde 1-2 tane içermiş. ama 1-2 paket içiyordu. bu nasıl bi stresti ki? bu neyin stresiydi? -hhh-
babamı takım elbiseli, kravatlı bir şekilde yatağın kenarında otururken buldum. ama pantolon giymemişti. yani sadece boxerı vardı altında. bir hastasıyla video konferans yapacak diye düşündüm.
"baba napıyosun böyle" dedim. eliyle yan tarafını gösterip otursana gibi bir işaret yaptı. yanına oturdum, elini omzuma koydu ve sigarasından bana da uzattı. babam akşam eve biraz geç gidince endişelenen bir adamdı. bu sigara neyin nesiydi. çok düşünmeden bir tane aldım. ama sadece elimde tuttum.
"nasıl böyle bir dikkatsizlik yaptım aklım almıyor, çok üzgünüm" dedi. bunu demesiyle birlikte nedense ağlamaya başladım biraz. cebinden mendilini çıkardı. hani şu beyaz üzerine mavi çizgili olanlardan. ama benimkileri değil kendi gözlerini sildi.
"uludağ'a gittiğimiz o tatili hatırlıyor musun?" dedi. göz yaşlarımı silerek evet diye cevapladım.
"her yer bembeyaz karlarla kaplıydı. tavşanlar sürü halinde ordan oraya koşuyordu. kim bilir tilkiden kaçıyolardı belki de. hele o koca kurt. zavallı hayvan vücudundaki o koca yarayla zar zor nefes alıyor gibiydi." kısa bir sessizlikten sonra devam etti.
"o ışığı da hatırlıyor musun? hani güneş gibi üzerimizde parıldıyordu." dedi.
"hayır, baba. ne ışığı?"
nefesini tuttu "ışığı görmedin yani öyle mi?"
"yok baba. ışık falan görmedim ben. ne ışığından bahsediyosun?
elini ceketinin iç cebine attı ve avucunda tuttuklarını gösterdi. "beyaz karıncaları da görmedin öyleyse?" avucunda bir sürü beyaz karınca vardı.
tam bu sırada annem geldi. babamın avucunda beyaz karıncalar, benim elimde sigara... annem çılgına dönmeden odadan hızlıca çıktım.
annem ve babamın tartıştıklarını duyabiliyordum. babam "ben yapamıyorum, olmuyor artık. işe yaramıyor" dedi.
annem "aile hep birlikte kalmalı diyen sendin" dedi.
"üzgünüm ona gerçeği söylemeliyiz" diyerek cevapladı babam.
-hhh- sabah olduğunda kahvaltı için mutfağa geçtim. abim, babam ve annem çoktan sofraya oturmuştu. beyaz tabaklar, beyaz sofra, beyaz duvarlar. -hhh- abim ağlıyordu. gözlerinin altı mosmor olmuştu. sanki günlerdir ağlamıştı. o rock seven sert adamı daha önce ağlarken hiç görmemiştim. bembeyaz gözüküyordu. -hhh- annem histerik bir şekilde titriyordu. kontrol edemiyordu sanki vücudunu. o da bembeyaz olmuştu. neredeyse saydamdı ve arkasındaki objeleri seçebiliyordum neredeyse. -hhh-
babam çok sakindi. sigarasını içiyordu. yıllarca acil serviste gördüğü onca vakadan sonra bu kadar sakin görünmesi beni şaşırtmamıştı.
annem bir sandalye çekti. "otursana oğlum, konuşmamız gereken şeyler var" dedi.
"konuşmalarınızı duydum. boşanmaya karar verdiniz sanırım" dedim. "bizleri biliyorsun. her ne olursa olsun aile hep bir arada kalmalı diye düşünüyoruz" dedi.
başımı sallayarak onayladım.
"babanla uzun uzun konuşarak senin için yapabileceğimiz en iyi şeyin ne olduğunu tartıştık" dedi ve derin bir nefes alarak bir sonraki cümlesine hazırlandı.
"seni artık yanımızda istemiyoruz. ama bu bir daha görüşmeyeceğiz anlamına gelmiyor."
"anlamadım anne. ne demek bu şimdi?" öfke ve hüzünle karışık ağlamaya başlamıştım.
"seni artık burada istemiyoruz" dedi.
"aklınızı mı kaçırdınız? hepiniz mi delirdiniz? benim ait olduğum yer sizin yanınız" dedim.
"hayır artık değil" dedi babam. "önünde seni bekleyen güzel bir hayat var" diyerek eliyle masayı gösterdi "beyaz karıncalar değil" dedi. masaya baktım. beyaz sandığım masa milyonlarca beyaz karınca ile doluydu. korkuyla geriye doğru sıçradım. karıncalar kollarına tırmanmaya başladı. boyunlarına ve yüzlerine doğru devam ederek tüm vücutlarını kapladı. artık görebildiğim tek şey beyaz bir sessizlikti. çığlık atarak uyandım. aracımız şarampole yuvarlanmıştı. annem, babam ve abimin cesetleri yanı başımdaydı. her yer bembeyaz karlarla kaplıydı.
-hhh- doktor tüm bunların komada olduğum sırada aklımın uydurduğu bir hikaye ibaret olduğunu söyledi. belki de gerçekten öyleydi. ama artık ailemden nefret ediyordum. beni yanlarına almadıkları için... ben onlarla hep mutluydum. benim yerim onların yanıydı. artık bir daha mutlu olabileceğimi sanmıyorum. bu kadar yalnız ve bir başıma kalmışken asla.
-skulk ekşi sözlük
Başlık: Sözlükçülerin Başından Geçen Doğaüstü Olaylar
submitted by MRmEaseeks to KGBTR [link] [comments]


2020.11.06 18:26 Benkaanlen Milliyetçilik psikolojik bir değerdir.

Yasal yağmacılığın sınırlarını,statüleri ortaya çıkaran kölelik yanlısı(kesinlik sunamam) bir fikirdir.ilk insanlardan kalma bir düşünce biçimidir bana göre.Böyle düşünme sebebim ise eski insanlarda savaş tek seçenek,aç isen açlığını öldürerek çalarak veyahut yağmalayarak toplarsın.En iyi örnek buna vikinglerdir.Kendi milleti dışında kanı dışında(haydutların varlığını hiçe sayarsak) toprak yağmalar,değerli ne varsa kendilerine alırlar.Bu düzen içerisinde kimin öldürülüp öldürülmeyeceğine yani kendi aile yapısındaki bireylerin devamını sağlamak için diğer türdeşlerini katletmesi.Yani anlatmak istediğim şey aile yapısı yani ülkenin iyiliği için öteki türdeşlerin soyunu tüketmek.Bu milliyetçi fikir sadece insanlara özgü değildir örnek olarak aslan verilebilir tam olarak durumu %100 örneklemesede ortak noktalar çoğunluktadır.Milliyetçilik basit bir hayata kalma güdüsüdür.Ötekileştirme,türn devamlılığı için yaratılan dürtü.
Ve ayriyetten ergenlikte ortaya çıkan ait olduğu yeri arama bir nevi ben kimim sorularını doğru cevap verememe sonuçu halkla fazlasıyla bağdaşmış fikir.
Tabiki bu fikrin yanlış olduğu kanısında değilim türün devamı için fedakarlıklar farzdır fakat bu fikir günümüz dünyası için güncelleşmemiş bir yapıdadır.
submitted by Benkaanlen to AteistTurk [link] [comments]


2020.10.19 07:46 FlwnSL Sizce hangisi?

Sayın kgb hulk ı önümde 2 yol var size danışmak istedim. Türkiye de 3.500tl maaş ile mühendis olarak mı çalışmalıyım yoksa Rusya da bilgisayar başı veri girişi işinde mi çalışmalıyım? Rusya daki iş de aylık 2bin dolar maaş kalma yeme içme şirkete ait
View Poll
submitted by FlwnSL to KGBTR [link] [comments]


2020.09.30 21:03 KutaySahin Türkiyede ne kadar Türk var, Anadolu'daki Türklerin gözleri neden çekik değil gibi sorulara cevaplar

“Türkiye’de ne kadar Türk var?”, “Anadolu Türkleri neden çekik gözlü değil?”, “Türkiye’de Türk var mı?” gibi… Umarım bu yazı, kafanızdaki bu tür sorulara bir cevap niteliğinde olur sayın kgb hulki.
TÜRK FETHİ ÖNCESİ ANADOLU’NUN DURUMU
Oğuzlar gelmeden önce Anadolu, daha önceki istilalar ve savaşlar nedeniyle fazla bir nüfus barındırmıyordu. Anadolu’nun üç kıtayı birbirine bağlayan stratejik konumu, bölgenin sürekli tahripkar mücadelelere sahne olmasına neden olmuştur.
Gerek 390 yılında anadoluya olan Macar akınlari gerek Doğu Roma ve Sassaniler gerekse emevilerle anadoluda yapılan savaşlar coğrafyanin nüfusunun sıklıkla tahrip olması ve bölgede çok insanın yaşamamasına sebep vermiştir.
1071 de yapılan savaştan önce Müslüman olan Türklerin Abbasi ordusunda sıklıkla görev yapması ve Göktanriya inanan Türklerin paralı askerlik yapması sebebiyle anadoluya Türkler yerleştirilmiştir. Hatta doğu roma kaynaklarında abbasilerin Türkler için yaptırdığı ve Türklerin yaşadığı şehirlerden Turcopoller olarak adlandırılmistir.
Oğuz göçleri ise sanıldığının aksine 1071 öncesinde başlamıştır. Örneğin 1054 yılında Erzincan ve Bayburt havalisi yağmalanmıştır. 1057’de Çağrı Bey’in oğlu Yakutî, Sivas’ı almış ve Kayseri’ye kadar ilerlemiştir. 1069’da Türkler, Konya’yı ele geçirip yağmalamıştır. Tüm bu gelişmeler üzerine, Romanos Diogenes, Türkleri durdurmak amacıyla 1071’de Malazgirt Savaşını yapmıştır. Türklerin 1071 zaferi ile artık Anadolu’da kendilerini durduracak bir güç kalmamış ve bu tarihten sonra fetihler kalıcı olarak gerçekleşmiştir.
Türklerin akınları sırasında, Anadolu’nun ne kadar tenhalaştığını gösteren bazı tarihi kayıtlar da mevcuttur:
Devrin Malatya Metropoliti ve Tarihçi Suryani Mihail: “Türklere karşı yenilen Rumlar, bir daha onlara karşı duramadılar. İmparator Mihail’i korku aldı. Korkak ve kadınlaşan müşavirlerinin sözlerine bakarak sarayından ayrılıp Türklere karşı çıkamadı. Hıristiyanlara acıyarak adamlar gönderdi. Pont çevresinde kalmış halkın bakiyelerini, eşyalarını atlara ve arabalara yükletip, denizin ötesine (Balkanlara) nakletti. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelerde Türklerin yerleşmesine yardım etti ve bu sebeple de o herkesin tenkidine uğradı.”
Dönemin bir Ermeni müellifi tenhalaşmayı şu şekilde aktarmaktadır: “1080 yılı Mart’ına doğru, Okyanus Denizi berisinde (Anadolu) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türklerin istilasına uğramış ve hiçbir vilayet bundan kurtulamamıştı. Birçok vilayet boşaldı, artık doğu milleti mevcut değildir.”
Malazgirt’ten sonra kitlesel Türk göçüyle ilgili Bizans kaynaklarında şu ifadeler geçmektedir: “Kara ve deniz sanki bütün dünya, kafir barbarlar (Türkler) tarafından işgal edildi ve ıssızlaştırıldı. Onlar doğunun (Anadolu’nun) bütün köylerini, evleri ve kiliseleriyle birlikte yağma ve istila ettiler.”
ANADOLU’NUN TARİH BOYUNCA NÜFUS YAPISI
Anadolu’nun Türkler gelmeden önceki tahmini nüfusu 10. yüzyılda 8 milyon olarak tahmin edilmektedir. Fakat Türk göçleriyle birlikte nüfusun önemli bir kısmı batıya, kıyı bölgelere ve Balkanlara doğru kaymıştır. Nitekim, Osmanlı Devleti’nin büyük bir titizlikle yaptığı 16. yüzyıl nüfus sayımlarında dahi Anadolu’nun toplam nüfusu bu rakamı asla bulmamaktadır. Örneğin 1520-1530 yılları Anadolu nüfusu, yaklaşık 6 milyondur. Bu durum, Türkler Anadolu’ya gelmeden önceki nüfus tahminlerine şüpheyle bakılmasına yol açmaktadır. Yine Bizans döneminden kalma devrin nüfusuyla ilgili kesin diyebileceğimiz somut veriler (devlet arşivleri ve kayıtlar) bulunmadığı için Türk göçleri öncesi Anadolu nüfusu hakikatte bir muammadır.
Osmanlı Devleti arşiv kayıtlarına göre, 1520-1530 yılları Anadolu’nun toplam nüfusu, 5.755.080‘dir. Kayıtlarda bu nüfusun yaklaşık %7’si Hıristiyan; %93’ü ise Müslümandır. Bu nüfusun 5.336.625 kadarlık kısmını konar göçer Türkler oluşturmaktadır. Kayıtlara bakıldığında 16. yüzyılda Türkmenlerin büyük bir çoğunluğu konar göçer halde (yaylak kışlak) yaşamaktadır.
Açıkça görülmektedir ki, 1520-1530 yıllarında toplam Anadolu nüfusunun yaklaşık %90’ını Türkler oluşturmaktadır. Bu, bir iddia değildir, Osmanlı arşivlerine dayanır. Nitekim genetik veriler baz alındığında da Anadolu Türklerinin Rum veya Ermenilerden farklı bir genetik yapıya sahip olduğu görülür.
Anadolu’daki karışımsız bir Yörük veya Türkmenin, Orta Asya’da uzun süre Moğol hükmü altında yaşamış olan bir Oğuz’dan daha saf ve daha arı bir Oğuz Türkü olduğu söylenebilir. Göktürkler’den Selçuklu ve Osmanlılara kadar büyük imparatorluklar kuran ve cihan hakimiyetini sağlayanlar mevzubahis Oğuz Türkleridir. Anadolu Türkü (Yörüğü ve Türkmen kökenlisi), en saf haliyle özünü, kültürünü, dilini koruyabilmiş öz Türklerdir. Osmanlı tahrir defterleri, sözkonusu Anadolu Türklerinin %90 oranında yörük ve Türkmenlerden geldiğini göstermektedir.
Bir Türk, Moğol olmadığı gibi; bir Moğol da dil, kültür ve etnik yönden asla Türk değildir.
Bu veçhile, kadim Oğuz boylarına mensup Türkiye ve Azerbaycan Türkleri, gerek dil ve kültür olarak, gerekse fenotip (dış görünüş) olarak, en fazla Türkmenistan Türklerine (daha sonra Özbeklere, Uygurlara vb) benzemektedir. Nitekim Türkmenistan’ın bir kısmını Hazarötesi Oğuzların bakiyesi teşkil ediyor olabilir. Türkleri Kazak, Kırgız, Başkurt veya Altaylılarla genetik olarak kıyaslamaktansa, en yakın tarihi akrabaları olan Hazarötesi Oğuzlar ile karşılaştırmak en makul yaklaşımdır. Benzer şekilde otozomal DNA çalışmalarında Uygurların Özbeklerle, Kazakların da Kırgızlarla genetik olarak kıyaslanması daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Bazı art niyetli veya konu hakkında yeterli bilgisi olmayan kimseler, Anadolu’da Türkleşen Rum ve Ermeni oranını oldukça abartılı göstermeye çalışmaktadırlar. Örneğin Anadolu Türklerinin yaklaşık %50’sinin Rum veya Ermeni kökenli olduğunu iddia eden kişilerle karşılaşmak mümkündür. Oysa ki 1520-1530 yıllarına ait Osmanlı Tahrir defterleri incelendiğinde sadece Anadolu halkının %93 gibi bir oranının bile Türkmen aşiret ve cemaatlere mensup oldukları somut olarak ortaya çıkmaktadır. Yaklaşık %10’luk gayri-Müslim nüfus oranı Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde de aynı oranlarda seyretmiştir. Anadolu’nun bazı kesimlerinde İslamlaşmanın etkisiyle az sayıdaki Müslüman olan yerli halk Türkler içerisinde erimiştir. Kaldı ki tehcir ve mübadele ile Türkiye’den ayrılan Rumlar ve Ermenilerin genetik yapıları Türkiye Türklerinden tamamen farklılık göstermektedir. 16. yüzyılda Doğu Anadolu’ya Kürtlerin yerleşmesi ile doğu Anadolu’nun demografik yapısında kısmen değişiklik olsa da Müslüman Türk ve Kürtlerin o bölgede kaynaşması daha kolay olmuştur. 19. yüzyıldan itibaren Türkiye’ye gerçekleşen Müslüman göçlerin de önemli bir kısmını dış Türkler (Kafkasya ve Balkan Türkleri) oluşturuyordu. Bunların da mevcut nüfus yapısına ve genetik yapıya kısmen etkisi olmuştur.
Bütün bu tarihi sonuçlara da dayanarak Anadoluda yaşayan ve kendisini etnik Türk olarak tanıtan insanların gerçekten de etnik kökeninin Türk olduğu söylenebilir.
Kaynak:
https://www.haplogruplar.com/turkiye-turklerinin-orta-asyali-turkmenlerle-genetik-akrabaligi/
https://www.haplogruplar.com/turklerin-genetik-yapisi/
Yusuf Halaçoğlu, XVIII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun iskan siyaseti ve aşiretlerin yerleştirilmesi, Ankara Yusuf Halaçoğlu, XIV-XVII. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, TTK Yusuf Halaçoğlu, Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650) – 6 Cilt
Eger bu yazı ilgi görürse başka tarihi bilgiler de paylaşmayı planlıyorum(Türkler Altay ırkından mıdır, samanizm ve Göktanri inancınin aynı şey olmayışı vb.) Umarım yazı çok uzun olup okurken canınızı sikmamistir ve kafanızdaki sorulara cevap bulabilmissinizdir.
submitted by KutaySahin to KGBTR [link] [comments]


2020.09.25 01:47 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13
https://preview.redd.it/0kz6c67ul6p51.jpg?width=794&format=pjpg&auto=webp&s=7bc8d92d8aca416f0fcc48b7e09ab2bf8319b28d

Marksizm

7.2

Adalet her zaman insanlar arasında hüküm süren ruha bağlı olacaktır ve ruhun şu anda gerekli ve mümkün olduğunu, daimi bir şeyler elde etme konusunda bir biçim şeklinde billurlaşacağını ve geleceğe bir şey bırakmayacağını düşünen herhangi bir kişi sosyalizmin ruhunu hiç bilmiyordur. Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır. Zamanımız, otomatik işlev gören kurumların yaşayan ruhu ikame ettiği zaman ne ile sonuçlandığını göstermiştir. Her neslin kendi ruhuna uygun olanı cesaretle ve radikal bir biçimde sağlamasına izin verin. Daha sonraları devrimler için yine yeterli bir sebep olmalıdır ve bu devrimler, yeni ruh, kaçan ruhun rijit kalıntılarına karşı çıktığı zaman ihtiyaç haline dönüşür. Bu bakımdan özel mülkiyete karşı mücadele muhtemelen pek çok kişinin, ör. Sözde Komünistlerin, büyük ihtimalle inandığının aksine tamamen farklı sonuçlara yol açacaktır. Özel mülkiyet sahiplikle aynı şey değildir ve ben gelecekte en güzel şekilde çiçeklenen özel sahiplik, kooperatif sahipliği, topluluk sahipliği görüyorum. Sahiplik, kesinlikle sırf nesnelerin ya da en basit araçların doğrudan kullanımı olmayıp oldukça korkulan boş inanç kaynaklı her tür üretim aracıdır, ev ve toprak sahipliğidir. Bin yıllık ya da sonsuza kadar sürecek nihai hiçbir güvenlik tedbiri alınmayacak fakat büyük, kapsayıcı eşitleyiş ve iradenin yaratılması bu eşitlemeyi periyodik olarak tekrarlayacaktır.
“Sonra yedinci ayın onuncu gününde tüm toprağınızda eşitleme gününü ilan etmek için (trompet çalacaksınız?)…” Ve ellinci yılı kutsayacak ve toprağınızda oturan herkes için serbest bir yıl ilan edeceksiniz; çünkü o sizin jübile yılınızdır ve aranızdaki herkes kendi mülküne ve ailesine geri dönecektir.
“Bu herkesin kendisine ait olanı yeniden elde ettiği jübile yılıdır.”
Kulakları olan herkesin duymasına izin verin.
Trompetiniz toprağınızın her tarafından duyulsun!
Ruhun sesi, insanlar bir arada olduğu müddetçe tekrar ve tekrar çalacak olan trompettir. Adaletsizlik her zaman kendisini devam ettirmek isteyecektir ve her zaman, insanlar gerçekten var olduğu müddetçe, adaletsizliğe karşı isyan olacaktır.
Anayasa olarak isyan, kaide olarak dönüşüm ve devrim, niyet olarak ruh vasıtasıyla düzen ilk ve son kez tesis edilir; işte bu Musavari sosyal düzenin büyük ve kutsal kalbidir.
Buna yine ihtiyacımız var: ruh ile gerçekleştirilen yeni bir nizam ve dönüşüm eşyayı ve kurumları nihai bir biçim şeklinde tesis etmeyecek fakat kendisini bunların içinde sürekli iş başında ilan edecektir. Devrim toplumsal düzenimizin bir parçası olmalıdır, anayasamızın en temel kaidesine dönüşmelidir. Ruh kendisi için yeni biçimler, katı olmayan türde hareket biçimleri, özel mülkiyete dönüşmeyen, sömürü ya da kibir ile değil sadece güvence ile çalışma imkânı sağlayan sahipliği, kendinden değil ticaret ile ilişkisi bakımından değer taşıyan ve de kullanımı için koşulları içeren, günümüzde ölümsüz ve öldürücü iken süresi dolabilen ve tam da bu yüzden canlılık kazanan bir takas aracı yaratacaktır.
Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır.
Aramızda yaşama sahip olmak yerine ölümü pekiştirdik. Her şey bir nesneye ve objektif bir puta indirgendi. Güven ve mütekabiliyet yozlaşarak sermayeye dönüştü. Ortak çıkar devlet ile ikame edildi. Davranışımız, ilişkilerimiz esnek olmayan şartlara dönüştü ve orada burada korkunç kırılmalar ve kargaşalarla uzun zaman aşımlarından sonra bir devrim patlak vermiş, bu da dolayısıyla ölüm, yaşamadan ölen kurumlar ve katı, değiştirilemez gerçeklikler üretmiştir. Şimdi tesis edilebilecek tek ilkeyi, temel sosyalist kavrayışla örtüşen ilkeyi (bir eve, o evde çalışma ile üretilenden daha fazla olan hiç bir tüketici değeri girmemelidir çünkü insan dünyasında tek başına çalışmanın haricinde hiçbir değer yaratılmaz), ekonomimizde yerleştirerek tam iş yapalım. Kim vazgeçmek isterse ya da hiçbir şey sunmak istemezse o şekilde davranabilir, bu onun hakkıdır ve bu ekonomiyi de ilgilendirmez fakat hiç kimse koşullardan dolayı mülksüz kalmışsa hiç bir şey yapmaya zorlanmamalıdır. Yine de bu ilkenin tekrar uygulanması için araçları her yerde farklı olacaktır ve bu ilke sadece tekrar tekrar yeniden uygulandığı müddetçe yaşayacaktır.
Marksistler yeryüzünü sermayeye bir tür eklenti olarak görmüş ve bununla ne yapacağını hemen hiç bilememiştir. Gerçekte sermaye birbirinden oldukça farklı iki şeyden oluşur: birincisi, toprak ve toprağın ürünleri, parseller, binalar, makineler, aletler ki toprağın parçası olduğu için “sermaye” olarak adlandırılmaması gerekir; ikincisi insanlar arasındaki ilişki, birleştirici ruh. Para ya da takas aracı yardımıyla tüm muayyen malların uygun bir biçimde (bu durumda doğrudan diğeri için) ticaretinin yapılabildiği, doğrudan genel mallar için geleneksel bir sembolden başkaca bir şey değildir.
Bunun sermaye ile doğrudan hiç bir ilgisi yoktur. Sermaye bir takas aracı değildir ve bir sembol değil bir olasılıktır. Çalışan birinin ya da grubun özel sermayesi, muayyen bir zaman diliminde muayyen ürünler üretme olasılıklarıdır. Bunun için kullanılan maddi gerçeklikler, öncelikle, kendisinden daha fazla yeni ürünlerin işlenebileceği materyallerdir – toprak ve toprağın ürünleri -; ikincisi, çalışılan aletlerdir ( ayrıca toprağın ürünleridir); üçüncüsü, çalışma sırasında işçilerin tükettiği yaşam gereksinimleri, yine toprağın ürünleridir. Kişi sadece tek bir üründe çalıştığı müddetçe, o ürünü üretim sırasında ve üretim için ihtiyaç duyduğu ürün ile takas edemez; fakat çalışan tüm insanlar bu beklenti ve gerilim halindedir. Sermaye, şimdi, yalnızca umulan ürünün beklentisi ve peşin ödemesidir, itibar ve mütekabiliyet ile tümüyle aynıdır. Adil takas ekonomisinde iş talebi olan her şahıs ya da müşterileri olan her üretim grubu açlıkları ve elleri için maddi araçları, yeryüzünü ve yeryüzünün ürünlerini alır. Çünkü hepsinin mütekabil ihtiyaçları vardır ve her biri bir diğerine kendi beklenti ve gerilimden ortaya çıkan gerçeklikleri sağlar; böylelikle bir kez daha olasılık ve hazırlık gerçekliğe dönüşür vs. Dolayısıyla sermaye bir şey değildir; toprak ve ürünleri bir şeydir. Geleneksel görüş, şeyler dünyasının tümüyle müsaade edilemez ve etkili bir biçimde yanlış kopyası olduğu şeklindedir. Sanki tek ve sadece topraklardan oluşan dünya, bir şey olarak sermayenin dünyası olarak da vardı. Buna göre olasılık, ki sadece gerilim ilişkisidir, bir gerçekliğe dönüşür. Sadece bir tane objektif gerçeklik vardır, o da topraktır. Genellikle sermaye olarak adlandırılan geri kalan her şey ilişki, hareket, dolaşım, olasılık, gerilim, itibar ya da bizim adlandırdığımız gibi ekonomik işleviyle birleştirici ruhtur. Bu elbette sevgi ve nezaket gibi amatörce arzı endam etmeyecektir fakat Proudhon’un takas bankası olarak adlandırdığı amaca yönelik organları kullanacaktır.
İçinde bulunduğumuz zamana kapitalist çağ dediğimizde, bu ifade, birleştirici ruhun artık ekonomide hüküm sürmediği, fakat nesne-putun yani gerçekte bir şey olmayan bir şeyin hüküm sürdüğü, bazı şeylerin gerçekten bir şey olmadığı fakat hiç olduğu bir şey için yanlışlık yapıldığı anlamına gelir.
Bir şey olduğu düşünülen bu hiçbir şey, zengin adamın evine pek çok somut gerçeklik getirir, çünkü çok değerli [Geltung] olduğu düşünülen paradır [Geld]. Ve bu hiçbir şey söz konusu gerçeklikleri iktidar konumuna getirir. Hepsi de hiçbir şeyden değil topraktan ve yoksulun çalışmasından kaynaklanır. Çünkü ne zaman çalışma (iş) toprağa yaklaşmak istese ve nerede bir ürün bir emek aşamasından diğerine geçmek istese, tüketici sektörüne girebilmesinden önce, sahte sermaye kendisini tüm bu iş sürecine sokar ve küçük hizmetleri için sırf ödeme almakla kalmaz faiz de alır çünkü hareketsiz durmayı değil dolaşıma girmeyi çok ister.
Bir şey olduğu düşünülen ve birliğin kaybolan ruhunu ikame eden diğer bir hiçbir şey, yukarıda sık sık bahsedildiği üzere devlettir. İnsanlarla insanlar arasında, insanlarla toprak arasında, insanlar arasındaki hakiki bağ (karşılıklı çekim ve ilişki, özgür bir ruh) her nerede zayıflamışsa orada, bir engel, itiş, soğurma ve sıkıştırma olarak her yerde devreye girer. Hakiki karşılıklı çıkarın ve güvenin yerini alan sahte sermayenin vampir-benzeri yağma gücünü ifa edememesi, mülk sahipliğinin güç tarafından, devlet, devlet yasaları, yönetimi ve idaresi tarafından desteklenmiyor olsa bile haraç koyamaması gerçeği ile de ilgili olmalıdır. Fakat kişi hiç unutmamalıdır ki tüm bunlar – devlet, yasalar ve yöneticiler – insanlar için – yaşam ve eziyet imkânlarından yoksun oldukları ve birbirlerine şiddet uyguladıkları için – diğer bir deyişle insanlar arasındaki güç için sadece birer isimdirler.
O halde doğru sermaye tanımı verildikten sonra “sermaye” teriminin pek de doğru olmadığını bu bölümde gördük çünkü bu terim hakiki sermayeyi değil sahte sermayeyi belirtmektedir. Fakat biri insanlar için gerçek bağları çözmek, kabul edilmiş sözcükleri ilk kez kullanmak istediğinde bu hükümsüz de kılınamaz. Burada olan da budur.
Bu bakımdan işçiler hiç sermayeleri olmadıklarını anladığı zaman, düşündüklerinden çok daha farklı bir biçimde haklı olurlar. Sermayelerin sermayesinden, realite olan tek sermayeden – gerçi realite bir şey olmasa da – ruhtan yoksundurlar. Bu imkândan ve tüm yaşam önkoşulundan vazgeçirilmiş olan hepimiz gibi tüm yaşamların maddi koşulu da yani toprak da ayaklarının altından alınıp götürülmüştür.
Bu yüzden toprak ve ruh – sosyalizmin çözümüdür.
Ruh tarafından zapt edilen insanlar ilk önce toplum için ihtiyaç duydukları tek dışsal koşul olarak toprağı arayacaktır.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
İnsanların ürünlerini dünya pazarında ve kendi ulusal ekonomilerinde takas ettiğinde toprağın da hareketli kılındığını çok iyi biliyoruz. Toprak uzun zamandır menkul kıymetler piyasasının nesnesine, kâğıda dönüştürülmüş durumdadır. İnsanların kendi dünya pazarlarında ve ulusal ekonomilerinde bir ürünü denk bir ürün ile takas edebilmeleri halinde, diğer bir deyişle daha büyük grupların kendi tüketimlerini ve olağanüstü kredilerini birleştirerek kendilerine olanak tanımaları halinde, bu kesinlikle sonuç verecektir, kendi kullanımları için kapitalist piyasaya başvurmaksızın yeni materyallerden giderek artan miktarlarda sanayi ürünü üretebileceğini de biliyoruz. Bundan sonra insanların zaman içerisinde sadece toprak ürünlerini değil artan bir şekilde toprağın kendisini satın alabilir hale geleceğini biliyoruz. Bu tür güçlü tüketici-üretici-birliklerin sadece kendi karşılıklı kredilerini değil nihayetinde kayda değer para sermayesini de kontrol edeceğini biliyoruz. Fakat insanlar sadece bununla tatmin olsaydı, nihai kararı yalnızca tehir ederlerdi. Toprak sahipleri toprakta büyüyen veya toprak altından elde edilen her şey üzerinde, tüm insanların yiyeceği ve sanayi hammaddeleri üzerinde bir tekele sahiptir. Devletin ve para-sermayenin daima genişleyen kısmının temelleri, toprağın özel sahipliği kaldırıldığında ve mütekabiliyet sosyalist sermaye biçimi olarak gösterildiğinde yıkılır. Fakat bu noktaya ulaşmadan önce tüketici-üretici-kooperatifleri tarafından kapitalist ticaret ve endüstri ne kadar yok edilirse, devlet ve para-kapitalizmi de toprak ileri gelenlerinin tarafında o kadar güçlü yer alacaktır. Arazi sahipliği sektörü kooperatiflere kendi üretimleri için otomatik olarak tedarik sağlamayacak, bilakis ürünlerinin fiyatını neredeyse satın alınamayacak yüksek fiyat seviyelerinde artıracaktır. Zira tıpkı sermayenin de aynı şekilde sadece hayali bir hakiki cesamete sahip olması gibi toprak sadece görünüşte akışkan ya da kâğıttır. Karar anında toprak gerçekte ne ise ona dönüşür: sahiplenilen ve alıkoyulan fiziki doğanın bir parçası.
Sosyalistler toprak sahipliğine karşı mücadeleden kaçınamaz. Sosyalizm için mücadele toprak için mücadeledir; toplumsal mesele tarımsal bir meseledir.
Şimdi Marksistlerin proleterya teorisinin nasıl muazzam bir yanlış olduğu da görülebilir. Devrim bugün olsaydı, ne yapılacağına ilişkin halkın hiçbir tabakasının bizim sanayi proleterlerininkinden daha az fikri olmazdı. Serbest kalma için duydukları özlem açısından – zira serbest kalmanın ve soluklanmanın hasretini çekmektedirler fakat hangi yeni ilişkileri ve koşulları tesis etmek istediklerine dair çok az fikirleri vardır – elbette Herwegh’in eski sloganı çok çekicidir “İşin adamı, uyan! Gücünü bil! Senin güçlü kolun durursa, tüm çarklar durur”. Bu deyiş cazibelidir, olgusal gerçeklere genel bir ifade veren her şey gibi ve bu bakımdan mantıklıdır. Genel grevin berbat bir kaos üreteceği, işçiler eğer kısa bir süre bile olsa dayanabilirlerse kapitalistlerin teslim olmak zorunda kalacağı oldukça doğrudur.
Fakat bu çok büyük bir “eğer”dir ve bugün işçiler, devrimci bir genel grev durumunda kendilerine yiyecek sağlamakla ilgili muazzam zorluklara ilişkin yeterli netlikte bir resme neredeyse hiç sahip değillerdir. Yine de ani, kapsayıcı, şiddet hamleli bir genel grev devrimci sendikalara belirleyici bir gücü şüphesiz verir. Devrimden sonraki gün, sendikalar fabrikaları ve atölyeleri işgal edecek ve dünya kâr-piyasası için özdeş ürünler üretmeye devam etmek zorunda kalacak, tasarrufları ve kârları kendi aralarında bölüşecektir – ve elde ettikleri tek sonucun durumlarının daha da kötüleşmesi, üretimin durması ve tam bir imkânsızlık olduğunu görünce şaşıracaklardır.
Kâr-kapitalizminin takas ekonomisini, doğrudan sosyalist takas ekonomisine dönüştürmek tümüyle imkânsız hale gelmiştir. Bu aktarımın birden yapılamayacağı apaçıktır; eğer tedricen uygulama için bir girişimde bulunulursa, sonuç, devrimin en berbat şekilde parçalanması, hızla müteakip taraflar arasında en vahşi mücadelelerin yaşanması, ekonomik kaos ve politik despotizm olacaktır.
Ürünlerin imalatında ve dağıtımında adalet ve akıldan çok fazla uzaklaştırıldık. Her tüketici bugün tüm dünya ekonomisine bağımlıdır çünkü kâr ekonomisi tüketici ile ihtiyaçları arasına konmuştur. Yediğim yumurtalar Galiçya’dan, tereyağı Danimarka’dan, et Arjantin’den, ekmeğim için tahıl da Amerika’dan, takım elbisem için yün Avustralya’dan, gömleğimin pamuğu, botlarım için deri ve gerekli tabaklama malzemeleri, masa, sandalye, sıra, vs için tahta, hepsi Amerika’dan gelmektedir.
Zamane insanlar ilişkilerini kaybetmişler ve sorumsuzlaşmışlardır. İlişki, insanları bir araya getiren ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için birlikte çalışmasını sağlayan bir çekimdir. Bu ilişki, ki onsuz yaşayan insanlar olamayız, dışsallaştırılmış ve şeyleştirilmiştir. Tüccar ürünlerini kimin satın aldığını umursamaz; proleterya ne yaptığını veya nerede çalıştığını umursamaz; teşebbüsün doğal ihtiyaçları karşılama amacı yoktur; teşebbüsün tüm ihtiyaçları karşılayabilecek, düşünmeden, mümkün mertebe çalışmadan, diğer bir deyişle mümkün mertebe tabi kılınan öteki insanların çalışmasıyla, parayla, şeyleri mümkün olan en büyük miktarlarda elde etme şeklinde yüzeysel bir amacı vardır. Para ilişkileri yutmuştur ve dolayısıyla bir şeyden daha fazlasıdır. Amaçlı bir şeyin işareti, ki doğa dışında suni olarak işlenmiştir, artık büyüyememesi, çevresinden malzeme veya enerji çıkaramayıp sakin bir şekilde tüketilmeyi beklemesi, kullanılmadığı takdirde er ya da geç bozulmasıdır. Büyüyen şey kendi hareketine ve kendi nesline sahip olup bir organizmadır. Ve bu bakımdan para suni bir organizmadır; büyür, döl üretir, her nerede olursa olsun çoğalır ve ölümsüzdür.
Fritz Mauthner (Dictionary of Philosophy) “Tanrı” kelimesinin aslen “put” kelimesi ile özdeş olduğunu ve her ikisinin de “dökme (metal)” anlamına geldiğini göstermiştir. Tanrı insanlar tarafından yapılarak hayat bulan, insanların yaşamını kendisine çeken ve sonunda tüm insanlıktan daha güçlü bir hale dönüşen bir üründür.
İnsanoğlunun bugüne kadar fiziken yarattığı tek “dökme metal”, tek put, tek Tanrı paradır. Para sunidir ve canlıdır, para parayı doğurur ve para ve para ve para yeryüzündeki tüm güce sahiptir.
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Ancak bunu göremeyen, bugün de paranın, bu Tanrının insandan çıkmış ve yaşayan bir şeye dönüşmüş, bir şey-olmayanın, ruhtan başka bir şey olmadığını, paranın deliliğe dönüşen yaşamın anlamı olduğunu hala göremez. Para servet ihdas etmez, para servettir; kendi başına (per se) servettir, para hariç hiç kimse zengin değildir. Para gücünü ve yaşamını başka bir yerden alır; para bunları yalnızca bizden edinir; parayı zengin ve bereketli bir biçimde üretken kıldıkça kendimizi, hepimizi yoksullaştırırız ve baltalarız. İnsan kadınlardan yüz binlercesinin artık anne olamadığı neredeyse abartısız bir doğruya dönüşmüştür. Çünkü korkunç para tıpkı bir vampirin erkek ve kadından hayvan sıcaklığını ve erkek ve kadının damarlarından kanını emdiği gibi döl ve sert metal verir. Biz hepimiz dilencileriz ve yoksul garibanlarız ve budalayız çünkü para Tanrıdır ve çünkü para yamyama dönüşmüştür.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
Bizim neden çalıştığımızı öğrenmekten ve bunu uygulamaktan başka sosyalizme giden başka bir yol yoktur. Günümüz insanlarının ruhlarını sattığı Tanrı ya da şeytan için değil, ihtiyaçlarımız için çalışıyoruz. Çalışma ve tüketim arasındaki bağlantının yeniden yapılanması: işte bu sosyalizmdir. Tanrı şimdilerde çok güçlü ve her şeye kadir hale gelmiştir ki bundan böyle yalnızca teknik bir değişim, takas sisteminde reform ile kaldırılamaz.
Bu yüzden sosyalistler üyelerinin ihtiyaç duyduğunu üreten yeni topluluklar oluşturmalıdır.
Ne insanoğlunu bekleyebiliriz ne de bireyler olarak içimizdeki insanlığı bulup yeniden yaratmadığımız sürece, ortak bir ekonomi ve adil bir takas sistemi için, insanoğlunun birleşmesini bekleyebiliriz.
Her şey bireyle başlar ve her şey bireye bağlıdır. Günümüzde bizi çevreleyen ve zincirleyen şeylerle kıyaslandığında sosyalizm, insanların bugüne kadar üstlenmiş olduğu en devasa görevdir. Bu görev cebir ve zekâ da dâhil dışsal çarelerle gerçekleştirilemez.
Başlangıç noktası olarak biraz yaşamı, yaşayan ruhun dışsal biçimlerini içeren pek çok şeyi hala kullanabiliriz. Eski ortak mülkiyetin kalıntılarına, çiftçilerin ve tarla işçilerinin yüzyıllar önce özel mülkiyete geçmiş olan, asli ortak mülkiyet anılarına sahip topluluklarından ve de tarla ve zanaat işleri için ortak ekonomiyi hatırlatan geleneklerden faydalanılabilir. Çiftçinin kanı pek çok kent proletaryasının damarlarında hala dolaşmaktadır; Kent proletaryası bunu tekrar dinlemeyi öğrenmelidir. Amaç, hala çok uzak olan amaç, bugün genel grev olarak diğer bir deyişle, başkaları, zenginler, putlar ve canavarlık için çalışmayı reddetmek şeklinde adlandırılmaktadır. Genel grev – fakat elbette ki bugün ilan edildiği şekilde ve anlık başarısının çok belirsiz ve nihai başarısızlığının mutlak kesin olduğu başkaldırı ile birlikte kollar çapraz tutulu pasif genel grevden farklı olan genel grev – kapitalistlere şöyle seslenir: “En uzun kimin dayanabileceğini görelim!” Genel bir grev, evet! Fakat aktif olan bir grev, zaman zaman devrimci genel grevle ilişkili, sade dilde “yağmalama” denilenden çok farklı bir eylem. Aktif genel grev yalnızca çalışan insanların faaliyetlerinin, emeklerinin bir gıdımını bile başkalarına vermeyi reddedebildiği, sadece kendi ihtiyaçları, kendi gerçek ihtiyaçları için çalıştığı zaman muzaffer olacaktır. Bu hala çok uzaktır – fakat sosyalizmden hala çok uzak olduğumuzun, uzun, çok uzun bir yola başladığımızın farkında olmayan kim? İşte bu yüzden Marksizmin can düşmanıyız: çünkü Marksizm çalışan insanların sosyalizmle başlamalarını engellemiştir. Tamah ve zorluğun taşlaşmış dünyasından bizleri çıkaracak olan sihirli sözcük “grev” değil, “çalışmak”tır.
Tarım, endüstri ve zanaat, akli ve fiziki çalışma, öğretme ve çıraklık sistemi yeniden birleştirilmelidir; Peter Kropotkin bunu başarma yöntemlerine dair kendi kitabı Tarla, Fabrika ve Atölye’de çok değerli şeyler söylemiştir.
Halktan, tüm halktan, tüm halkımızdan umudumuzu kesmemeliyiz. Elbette bugün halklar yoktur. Devlet ve para halkın, diğer bir deyişle ruhla birleşmiş insanların yerini alırken bireyler bölünmüş insan parçalarına indirgenmiştir.
Yalnızca ilerlemeci ve ruhsal olan bireyler bir kez daha halkın ruhu ile dolduğu zaman, halkın ön bir biçimi yaratıcı insanlarda yaşadığında ve yürekleri, akılları ve elleri ile hakikatte gerçekleşme talep ettiğinde Halk, varlığa döndürülebilir.
Sosyalizm, her tür bilgiyi gerektirse de bir bilim değildir – doğru yolu yürümek adına, hurafeyi ve yanlış yaşamı terk etmek için gerekli bir koşuldur. Bununla birlikte sosyalizm kesinlikle bir sanat, canlı malzemeyle inşa eden yeni bir sanattır.
Şimdi, tüm sınıflardan kadınlar ve erkekler halka varmak için halkı terk etmeye çağrılmaktadır.
Çünkü işte görev budur: halktan umudu kesmemek fakat aynı zamanda halkı beklememek. Her kim içinde taşıdığı halk cevherine hakkını verirse, her kim kendisi gibi başkaları ile bu doğmamış tohumun ve basıncın hayali biçiminin hatırına, sosyalist düzeni gerçekleştirmek için yapılabilecek her şeyi gerçeğe dönüştürmek amacıyla birleşirse halkı halka gitmek üzere terk eder.
Sosyalizm, kendisi için birleşen, var olan adaletsizlik için en derinden tiksinti ve hakiki bir toplum oluşturma için en güçlü arzuyu ve özlem hissini duyanların sayısına bağlı olarak farklı bir gerçekliğe dönüşecektir.
O halde sosyalist haneleri, sosyalist köyleri, sosyalist toplulukları kurmak için birleşelim.
Kültür herhangi bir özel teknoloji biçimine ya da ihtiyaçların tatminine değil, adaletin ruhuna dayanır.
Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Sosyalistlerin kapitalist pazar ile mümkün mertebe irtibatlarını kestiği ve dışarıdan hala gelmesi gereken değer kadar ihracat yaptığı bu yerleşimler sadece küçük başlangıçlardır ve denemelerdir. Böylelikle insan kitleleri, topluluğun yüreğindeki neşe, kendisi ile mutmain yeni ilkel saadete imrenme ile üstesinden gelecektir ki bunlar ülke üzerinde parlamalıdır.
Gerçeklik olarak sosyalizm yalnızca öğrenilebilir; sosyalizm, tüm yaşam gibi bir girişimdir. Şiirsel sözcükler ve betimlemelerle biçimlendirmeye çalıştığımız her şey – işteki çeşitlilik, akli çalışmanın rolü, en uygun ve en az sorgulanabilir takas aracı biçimi, hukuk yerine sözleşmenin takdimi, eğitimin yenilenmesi, tüm bunlar gerçekleştirme eyleminde gerçeğe dönüşecek ve kesinlikle önceden belirlenmiş bir şablona göre düzenlenecektir.
Muhtemelen ileride, düşünce ve tahayyülde net olarak ortaya konmuş biçimlere sahip toplulukları ve sosyalizm topraklarını beklemiş ve öngörmüş olan kişileri hatırlayacağız. Realite kendi bireysel oluşumlarından farklı görünecektir fakat onların bu imgelerinden kaynaklanacaktır.
Burada Proudhon’u ve onun keskin bir biçimde tanımladığı, sözleşme ve özgürlük ülkesine dair asla belirsiz olmayan tasavvurlarını hatırlayalım. Henry George, Michael Flürscheim, Silvio Gesell, Ernst Busch, Peter Kropotkin, Elise Reclus ve başka pek çok kişi tarafından görülmüş ve tarif edilmiş birçok iyi şeyi hatırlayalım.
Hoşumuza gitse de gitmese de geçmişin varisleriyiz; gelecek nesillerin bizim varislerimiz olması için irade toplayalım ki böylece tüm yaşamımızda ve eylemlerimizde gelecek nesilleri ve çevremizdeki insan kitlelerini etkileyelim.
Bu tümüyle yeni bir sosyalizm, yeniden yeni olan bir sosyalizmdir; zamanımız açısından yeni, ifade açısından yeni, geçmişe dair görüşü açısından yeni, pek çok ruh halleri açısından da yenidir. Neyin var olduğuna yeni bir bakışla bakmamız da gerekmektedir: insan sınıflarına, kurumlara ve geleneklere yeniden bakmalıyız. Şimdilerde köylüleri tümüyle yeni bir ışık altında görüyoruz ve bize nasıl muazzam bir görev (onlara konuşmak, aralarında yaşamak ve içlerinde solan ve körelen şeyleri – dini, dışsal ya da yüce bir güce inanç değil, yaşadığı müddetçe birey insanoğlunun kendi içindeki gücüne ve mükemelleştirilebilirliğine inanç – canlandırmak ve yeniden diriltmek görevi) bırakıldığını biliyoruz. Köylünün ve toprak sahibi olmaya sevgisinin nasıl korkulan olduğunu [biliyoruz]: köylülerin çok fazla toprağı yoktur, çok az toprağı vardır ve bu onlardan alınmamalıdır, onlara verilmelidir. Fakat elbette herkes gibi onların da her şeyden önemlisi ihtiyaç duyduğu şey ortak, komünal ruhtur. Ancak onlarda bu ruh, kentli işçilerdeki kadar çok gömülmüş değildir. Sosyalist yerleşimcilerin sadece mevcut köylere gidip oralarda yaşamaları gerekmektedir ve canlanabilecekleri ve on beşinci ve on altıncı yüzyılda içlerinde olan ruhun bugün bile yeniden uyandırılabileceği görülecektir.
insanlara bu sosyalizmden yeni bir dille bahsedilmelidir. Burada birinci, ilk girişimde bulunulmaktadır. Bizler, bizler ve başkaları bunu daha iyi yapmayı öğreneceğiz. Bizler ruhsuz sosyalist biçim olan kooperatiflere ve amaçsız cesaret olan sendikalara sosyalizmi getirmek istiyoruz.
İstesek de istemesek de konuşma ile kalmayacağız; daha ileri gideceğiz. Şimdiki zaman ile gelecek zaman arasında bir boşluk olduğuna artık inanmıyoruz; biliyoruz: “Amerika ya buradadır ya da hiçbir yerdedir”. Şimdi, şu anda yapmadığımız ne varsa onu hiçbir zaman yapmayacağız.
Tüketimimizi birleştirebilir ve her tür paraziti yok edebiliriz. Kendi tüketimimiz için mal üretmek üzere bir sürü zanaat ve endüstri tesis edebiliriz. Bunda, kooperatiflerin şimdiye kadar ilerlediğinden daha ileriye gidebiliriz, zira onlar kapitalist-yönetimli teşebbüs ile rekabet etme fikrinden hala kurtulamıyorlar. Onlar bürokratik, onlar merkeziyetci; işverene dönüşmenin ve sendikalar üzerinden işçileri ile sözleşme aktetmenin dışında kendilerine yardım edemezler. Tüketici-üretici-kooperatifte her bir kişinin kendisi için hakiki bir takas ekonomisi içerisinde çalıştığı, bu ekonomi içerisinde kârlılığın değil işin verimliliğinin belirleyici olduğu; pek çok teşebbüs biçiminin, ör. küçük teşebbüsün, kapitalizmde kârsız olsa da burada tamamen verimli olduğu ve sosyalizmde hoş karşılandığı onların aklına gelmez.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar:
Yerleşimler kurabiliriz, gerçi bunlar bir çırpıda kapitalizmden tümüyle kaçamazlar. Fakat biz sosyalizmin bir yol, kapitalizmden uzak bir yol olduğunu ve her yolun bir başlangıcının olduğunu biliyoruz. Sosyalizm, kapitalizmden çıkmayacaktır, ondan uzakta büyüyecektir; kendisini kapitalizme kapatacaktır.
Toprak satın alma aracı ve bu yerleşimlerin ilk işletim fonları, sendikalar ve bize katılan işçi grupları vasıtasıyla ve bize ya tamamen katılmış ya da en azından davamıza katkıda bulunan zengin adamlar kanalıyla tüketimlerimiz bir havuzda toplanarak elde edilecektir. Tüm bunları beklemekte ve bu beklentiyi ilan etmekte tereddüt etmiyorum. Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir – kendisi de bunu hissetmeyecektir bile -. Çok titiz olmayın, siz işçiler: ayakkabı, pantolon, patates, ringa balığı satın alıyorsunuz; siz, çalışan ve acı çeken insanlar, talihinizin şu ana kadar size oynattığı rol ne olursa olsun, kendi özgürlüğünüzü adaletsizlikten satın almak için gücünüzü bir araya toplamanız ve şu andan itibaren kendi topluluğunuz için ihtiyacınız olanı kendi toprağınız üzerinde yapmanız güzel bir başlangıç olmaz mıydı?
Unutmayalım: eğer doğru ruha sahipsek, o zaman toplum için ihtiyaç duyduğumuz her şeye sahibizdir: bir şey hariç: toprak. Toprak için açlık başınıza gelmeli, siz büyük şehrin insanları!
Kendi kültürleri ile sosyalist koloniler toprakta her yerde, kuzeyde, güneyde, doğuda ve batıda, kâr ekonomisinin süfliliğinin ortasında, her ilde dağıldığında ve görüldüğünde, tarifsiz fakat sessiz tutumlarında yaşama sevinci hissedildiğinde imrenme giderek artacaktır. O zaman, inanıyorum ki halk ilerleyecektir. Halk görmeye, bilmeye ve emin olmaya başlayacaktır. Dış görünüşte sosyalistçe, müreffeh ve keyifli yaşamak için sadece tek bir şey eksik olacaktır: toprak. Ve ardından halklar toprağı özgür kılacak ve artık sahte tanrı için değil insanlar için çalışacaktır. Sonra? Sadece başla: en küçük ölçekte ve en az sayıda insan ile başla.
Devlet, diğer bir deyişle hala cahil olan kitleler, imtiyazlı sınıflar ve her ikisinin de temsilcileri, icrai ve idari kast, bu işe başlayanların yolu üzerinde en büyük ve en küçük engelleri yerleştirecektir. Bunu biliyoruz.
Tüm bu engeller, eğer gerçek engeller iseler, onlarla bizim aramızda en küçük bir boşluk bırakılmaması için yakın ve bir arada durmamız halinde yok edilecektir. Bunlar artık sadece beklentilerde, hayallerde, korkulardaki engellerdir. Bunu şimdi görüyoruz: zamanı geldiğinde yolumuzu her tür engelle kapatacaklardır – ve bu yüzden bizler bu arada hiçbir şey yapmamayı seçeceğiz.
Köprüyü, köprüye geldiğimizde geçeceğiz! Şimdi ileri doğru hareket edelim ki böylece çoğalalım.
Hiç kimse halka şiddet uygulayamaz, bu halkın kendisi hariç.
Ve halkımızın büyük bir kısmı adaletsizliğin ve kendilerine bedenen ve ruhen zarar verenin tarafını tutacaktır çünkü ruhumuz yeterince güçlü ve ikna edici değildir.
Ruhumuz ateş almalı, aydınlatmalı, baştan çıkarmalı ve cezbetmelidir.
Konuşma bunu hiçbir zaman tek başına başaramaz; en güçlü, öfkeli ya da en nazik konuşma dahi yapamaz.
Sadece örnek, bunu başarabilir.
Örneklemeliyiz ve yol göstermeliyiz.
Örneklemek ve Fedakârlık ruhu! Geçmişte, günümüzde ve gelecekte, bu şekilde yaşamayı sürdürmenin imkânsızlığından dolayı her daim isyanda olan bu düşünceye fedakârlık üstüne fedakârlık yapılacaktır.
Şimdi, doğru yaşam biçimi için örnek sunmak üzere başka tür fedakârlıklar, kahramanca olmayan, sessiz, etkileyici olmayan fedakârlıklar yapmak gerekmektedir.
Sonra az olan çoğa dönüşecek ve çok olan da az olacak. Yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce -çok az çok az!
Yine de engeller aşılacak zira doğru ruh sahibi olanlar kurarak en güçlü engelleri yok edecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir.
Ve nihayet, nihayet çok uzun zamandır parlamış ve alevlenmiş olan sosyalizm, en sonunda ışık yayacak. Ve insanlar ve halklar büyük bir kesinlikle bilecekler: sosyalizm ve sosyalizmi gerçekleştirecek araçlar, tümüyle ve topyekûn, kendi içlerindedir, onların arasında bulunmaktadır ve sadece tek bir şeyden yoksundurlar: toprak! Ve toprağı özgür kılacaklar çünkü hiç kimse halka engel çıkarmayacak zira halk artık sosyalizme gölge etmeyecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir. İnsanların slogan atmasına ihtiyacımız var; bu yaratıcı arzu ile dolmuş herkese ihtiyacımız var; eylem adamlarına ihtiyacımız var. Bu sosyalizm çağrısı, ilk başlangıcı yapmak isteyen eylem adamlarına ithaf olunur.
Bu kelimeleri ve kelimelerin arkasındaki hissiyatı hâlihazırda kendisine ithaf edildiği zaman duymamış olan herkese şimdi kısmen söylenmesine izin verin: insanların bizleri anlayabilmesi için benzeri pek çok fikri seslendirdiğimiz ve yanlış uygulanmış ya da yetersiz eğreti, güncel kelimeleri reddettiğimiz gibi, aynı durum bu kelimenin, sosyalizmin başına da gelebilir. Belki de bu çağrı daha iyi, daha derin ve daha ümit verici bir kelime bulma yolunun da başlangıcıdır. Herkes hâlihazırda bilmelidir ki sosyalizmimizin kırsal, pastoral barış ile sırf ekonomiye ve hayatın gerekleri için çalışmaya adanmış geniş bir yaşam arzusuyla ya da muhteşem rahatlıkla hiçbir ortak yanı bulunmamaktadır. Burada ekonomiden çok konuşuldu; ekonomi kendi yaşamımızın temelidir ve öyle dönüşmelidir ki hakkında az konuşulur hale gelsin. Selam olsun içinde olduğumuz bu zamanda hiç bir ekonomiye ve hiçbir mekâna katlanmayan siz avarelere, berduşlara ve serserilere. Selam olsun yaratıcılığı zamanı aşan sanatçılara. Selam olsun yaşamlarını soba borusunda pörsütmek istememiş siz eski savaşçılara! Bugünün savaş, savaş tehditleri ve vahşilik dünyasında ne varsa hepsi neredeyse tümüyle kimsesizlik ve tamahın yalnızca kaba bir maskesidir: kişilik, vefa ve şövalyelik ender bulunur hale gelmiştir. Selam olsun, hiçbir kelimenin dışarı çıkmadığı kalplerinin derinliklerinde önerileri olan siz kekemelere, siz sessiz olanlara: bilinmeyen yücelik, konuşulmayan mücadeleler, ruhun derinden acı çekişi, delişmen neşeler ve kederler şu andan itibaren hem bireyler hem de halklar açısından insanoğlunun talihi olacaktır.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar: orada burada, kendi bildiklerinden daha fazlası olan çocuk kalpli insanlar yaşıyor. Her birinin içinde bir gün yeni insanları ele geçirecek ve şekillendirecek ve ileri sürecek inanç ve büyük neşe ve büyük acının kesinliği yaşıyor. Acı, kutsal acı: gel, ah gel yüreklerimize! Bulunmadığın yerde barış asla olmayacak. Siz hepiniz – ya da o zamanlar çok mu azdınız?- rüyanın güldüğü ve ağladığı siz hepiniz, eylem soluyan siz hepiniz, içinizde derin coşkuyu hisseden siz hepiniz, günümüzde çevremizde olan hırpani saçmalık ve süflilik için değil sefalet ve zorluk denen dava ve delilik ve gerçek sıkıntı için umutsuzluğa kapılmak isteyen siz hepiniz, bugün yalnız olan ve içinde içsel bir biçim, imge ve bastırılmış yaratıcı enerji ritmi barındıran siz hepiniz, yüreklerinizden buyurabilen siz hepiniz: sonsuzluk adına, ruh adına, hakiki yol olmak isteyen imge adına insanoğlu helak olmasın. Bugün kendisine zaman zaman proletarya, zaman zaman burjuva, zaman zaman yönetici kast denen gri-yeşil, kalın çamur ve her yerde, yukarıda ve aşağıda bulunan tiksindirici kütleden başka bir şey değildir. İnsanlar tarafından çarpıtılan bu korkunç itici tamahın, doymuşluğun, yozlaşmanın bundan böyle bizi kirletmesine ve boğmasına izin verilemez: hepsi sosyalizme çağrılmaktadır.
Bu bir ilk sözdür. Daha da fazlası söylenmelidir. Söylenecektir. Burada çağrılan ben ve diğerleridir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5545
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.23 16:09 biajansnet Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları Dijital Reklam Ajansı


Sıkça Sorulan Sorular

Sıkça sorulan sorular için sayfayı aşağıya kaydır. Google’da insanların en çok sordukları soruları ele alarak cevap vermeye çalıştık. Biajans.NET olarak umarım sorularınıza yanıt olmayı başarmışızdır. Bu arada sorunuzun cevabı aşağıda yer almıyorsa bize mail atabilir yada Whatsapp üzerinden sorunuzu sorabilirsiniz.

WEBSİTEM YOK REKLAM VEREBİLİR MİYİM?

Evet verebilirsiniz. Reklam denildiğinde genellikle akla gelen Google Ads (Adwords) reklamları oluyor. Fakat reklamlar Google Adwords’den çok daha fazlası. Günümüzdeki teknoloji ile bugün sosyal medya üzerinden de reklam vermek mümkün. Eğer bu soruyu soruyorsanız muhtemelen websiteniz yoktur. Websitesi olmayanlara tavsiyem websitesi açmak yerine diğer reklam türleri ile başlamak olur. Örneğin; Facebook reklamları. Facebook büyük bir kitle ile reklam verebileceğiniz insanları demografik, yaş, cinsiyet, eğitim vs. gibi bir çok özelliğe göre kitlelere bölebileceğiniz, geniş bir reklam ağıdır. Üstelik Facebook reklam hesabınız üzerinden instagram içinde reklam verebilirsiniz. Sosyal medyada reklam hesabı oluşturup nasıl reklam verilir? Daha detaylı öğrenmek için aşağıdaki bağlantıları kontrol edebilirsiniz.
İnstagram’da nasıl reklam verilir? Facebook’da nasıl reklam verilir? Youtube’da nasıl reklam verilir?
Sıkça Sorulan Sorular: Websitem yok reklam verebilir miyim?

GOOGLE'DA ÜST SIRALARA ÇIKMAK İÇİN NE YAPILIR?

Aslında bu websiteniz üzerinde nasıl çalıştığınıza bağlı olarak değişiklilik gösterir. İnternet sitenizin öncelikle arama motorlarına uyumlu bir şekilde hazırlanması gerekir. Sitenize ziyaretçi gelmesini istiyorsanız önce arama motolarının websitenizi sevmesi gereklidir. Web siteniz doğrudan erişimin dışında diğer kaynaklardan da ulaşılabilir durumda olmalı. Örneğin; bir başka web sayfasından yönlendirme, sosyal medyada etkinlik, blog ile desteklemek, backlink ve site içi site dışı bir çok çalışma gerekir. Bunu sağlamak için Google web araçları etkin kullanılmalıdır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da Üst sıralara çıkmak için ne yapılır?

GOOGLE'DA ARAMA SONÇLARINDA SİTEM GÖZÜKMÜYOR!

Sorunun birden fazla sebebi olduğunu hemen hemen herkes bilir. Başlıca sorunlardan birisi doğru yapılandırılamamış olmasından ve yetersiz kalmasından dolayı Google sizi indexleyemiyor olabilir. Web tasarımcılarının bir çoğunun bazen eksik yaptığı veya websitesinde eksik bıraktığı taraflar olur. Örneğin; sitenizin içeriklerini eksiksiz girse bile optimizasyonu yarım bırakabilir. Bunu sorgulayamazsınız çünkü Google optimizasyon işlemi uzmanlık ve bilgi gerektirir. Özetle bütçenize ve web tasarımcınızın profesyonelliğine kalmıştır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da arama sonçlarında sitem gözükmüyor!

GOOGLE REKLAMLARI İÇİN WEB SİTENİZİN OLMASI GEREKİR Mİ?

Kendinize ait site oluşturmak istemiyorsanız, sosyal sayfalardaki ( Facebook, İnstagram gibi ) açacağınız tanıtım sayfaları yada e–ticaret hizmeti sunan kuruluşların bünyesinde oluşturacağınız dükkan bölümünüze ait linklerle bağlantılı reklam çalışması yapılabilir.
Bu süreçte sunacağınız ürün ya da hizmetlerin niteliklerini belirlemeli, ulaşmak istediğiniz hedef kitle ve reklam bütçenizi ayarlayarak, Google çalışma ortağı bir ajansla yola çıkmanız hedeflerinize çok daha hızlı ulaşmanızı sağlayacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google reklamları için web sitenizin olması gerekir mi?

FACEBOOK’TA REKLAM VERMEYE NASIL BAŞLANIR?

Facebook reklamlarına bir ajans yada kendiniz-kişisel olarak başlayabilirsiniz, biajans.net uzman ekibi ile büyük ve küçük her türlü işletmenin dijital pazarlama, reklam faaliyetlerini ve hesap yönetimini sağlamaktadır.
Facebook reklamlarına biajans ile veya firma içinde kişisel yönetimiyle başlamak için temel ihtiyaçlarınız şunlardır.
Facebook sayfanız olmadan reklam verilemez, eğer Facebook sayfanızı instagram hesabınıza da bağlarsanız Facebook üzerinden Instagram reklamlarını da yönetebilirsiniz.Facebook reklam hesabınızla kampanyalar oluşturabilir, reklam setleri ayarlayabilir ya da yeniden hedefleme reklamları açabilirsiniz.
Facebook ile sadece metin odaklı reklamlar verilememektedir, reklamlarınızın doğru çalışması için en az 1 fotografa ya da 1 videoya ihtiyacınız olacaktır.Biz Facebook reklamları için videoların kullanılmasını öneriyoruz, bu sayede reklamlarınızdan daha fazla verim ve istatistik elde edebilirsiniz.
Sektörünüz yada ürününüzle ilgili hedef kitleyi iyi tanımalısınız ve detaylı hedeflemelerde daraltmaları kullanarak daha iyi hedeflemeler yapmalısınız.
Amaçlar ve tanımlar iyi yapılmış olmalı, hedef kitlenizi iyi seçtikten sonra kampanya türünüzü en iyi şekilde ayarlamalısınız, trafik reklamları ile ilk öncelik satış olmayacaktır, aynı şekilde marka bilinirliği reklamları ile doğrudan bir trafik artışı beklenemez, hedef kitle ve firmanın reklam amacına göre reklam türünüzü iyi optimize etmelisiniz.
Facebook Pixel veri takip kodunun web sitenize entegre edip doğru çalışmasını sağlayarak tıklama başına maliyetler gibi parametrelerinizi takip edebilirsiniz.
Not: Bu konu hakkında daha fazla bilgi almak için Facebook Özel Kitleler Nasıl Ayarlanır? adlı yazımıza bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook’ta Reklam Vermeye Nasıl Başlanır?

İNSTAGRAM REKLAMLARINI NASIL VEREBİLİRİM?

İnstagram Reklamlarını Facebook üzerinden oluşturuyoruz. Başlamak için, Facebook’un reklam yöneticisi bölümüne gidin ve “oluştur ” seçeneğine tıklayın. Tabi bir Business hesabınızın olması gerekiyor.
Yapmanız gereken ilk şey, reklam verme amacınızı seçmektir. Reklam verme amacı, potansiyel müşterileriniz reklamınızı gördüğünde yapmasını istediğiniz eylemdir.
Ya da Sadece marka bilinirliğinin arttırılmasını mı istiyorsunuz ?
O zaman marka bilinirliği seçeneğini seçmelisiniz.
Satış mı yapmak istiyorsunuz ?
o zaman dönüşüm reklamları arasından bir seçenek seçmelisiniz.
Müşterilerinizin form mu doldurmasını istiyorsunuz ?
Yanında bir huni amblemi olan potansiyel müşteri bulma yani form reklamlarını seçmelisiniz.
Tam olarak hangi eylemleri yapmak istediğinizi düşünün ve bu hedefi reklam oluştururken seçin.
Daha detaylı bilgi edinmek için; İnstagram Reklamları isimli sayfamıza bir göz atın.
Sıkça Sorulan Sorular: İnstagram Reklamlarını nasıl verebilirim?

REKLAMLARIMIN GOOGLE’DA 1. SIRADA OLMASINI NASIL SAĞLAYABİLİRİM?

Ortalama olarak, arama sonuçlarının ilk sayfasında veya üst kısmında gösterilen reklamlar, diğer arama sonuçları sayfalarındaki reklamlara kıyasla çok daha fazla tıklama alır. Google Ads, reklamların bu değerli konumlarda gösterilmesini sağlamak için teklifleri belirlerken kullanabileceğiniz tıklama başına maliyet (TBM) teklif tahminleri sağlar.
Bu makalede ayrıca ilk sayfada görünme, sayfa üstünde görünme ve ilk konum teklifi tahminleri ve bunların nasıl bulunacağı açıklanmaktadır.

Teklif tahminleri hakkında

Bir arama sorgusu anahtar kelimenizle tam olarak eşleştiğinde reklamlarınızın arama sonuçlarının ilk sayfasında gösterilmesine yardımcı olmak için, Anahtar kelimeler sekmesinde 3 tür teklif tahmini vardır.
İlk sayfa teklifi tahmini: reklamın, arama sonuçlarının ilk sayfasında herhangi bir yerde gösterilmesi için belirlemeniz gereken tahmini teklif tutarıdır.
Sayfanın üstünde görünme teklifi tahmini: Reklamın, ilk sayfadaki arama sonuçlarının üstünde yer alan reklamlar arasında gösterilmesi için belirlemeniz gereken tahmini teklif tutarıdır.
İlk konum teklifi tahmini: Reklamınızın ilk reklam konumunda gösterilmesi için ayarlamanız gereken tahmini teklif tutarıdır.
Kaynak: Google Ads Yardım
GOOGLE’DA REKLAM VERMEK İSTEYENLER İÇİN 10 İPUCU
Sıkça Sorulan Sorular: Reklamlarımın Google’da 1. sırada olmasını nasıl sağlayabilirim?

GOOGLE’DA ÜST SIRALARA ÇIKMAK İÇİN SEO MU YOKSA GOOGLE ADWORDS MÜ?

Bu aslında sizin ne kadar aceleniz olmasına bağlı olarak tercih meselesidir. Yani kısaca anlatmak gerekirse, eğer yeni başlamış ve 1 yıl sonrası için bir satış yada hizmet planınız varsa bu 1 yıl için reklam vermeniz çok bir şey değiştirmez. 1 yıl boyunca SEO ile web sitenizi destekleyebilir ve sonrasında zamanı geldiğinde reklam verebilirsiniz.
Bir diğer yoldan siteniz aktif ve hizmet veren bir web sitesiyse ve organik aramalarda google’da çok gerilerdeyseniz potansiyel müşterileriniz size ulaşamaz. İşte burada da Adwords devreye giriyor. Yani SEO yapılmamış bir sitenin alt yapısı çok sağlam olmadığından senelerce hizmet vermiş olsun yinede google’da 1.sayfaya gelemez böyle bir durumda reklam vermek en mantıklı yoldur.
Bir diğeri ise ikisi bir arada, yani hem SEO hemde Adwords ile ilerlemek. Bu en çok önerdiğim yoldur. Çünkü Google’da reklam verirken bile, örneğin seçtiğiniz anahtar kelimeler bile sayfanızda yer almıyorsa kalite puanınız düşer. Yine aynı zamanda doğru açılış sayfalarınız yoksa seçtiğiniz anahtar kelimeyi mecburen aanasayfaya yada en yakın olan bir sayfaya yönlendireceksiniz ve buda adwords için alakasız olacaktır, kalite puanınız düşecektir. Bu arada Adwords’de kalite puanının düşük olması rakiplerinizden daha fazla para harcayarak reklam vermeniz anlamına gelir.
Ayrıca her zaman reklam verecek bir bütçeniz olmayabilir. Haftanın 3 günü reklam verdiğinizi düşünürsek geriye kalan 4 gün Google’da kaybolucaksınız. Yani görünmeyeceksiniz. Tabi SEO’nuz yoksa!
Konuyu daha kapsamlı anlattığım yazımalarıma bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Google’da Reklam Vermek İsteyenler İçin 10 İpucu SEO Anahtar Kelimeler Nelerdir? Sayfa İndirme Hızı Neden Önemli?
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da üst sıralara çıkmak için SEO mu yoksa google Adwords mü?

WEB SİTEM KAÇ GÜNDE HAZIR OLUR ?

Web sitem kaç günde hazır olur? Web sitesi yaptırırken neler istediğinize bağlı olarak bu süre değişir. Örneğin tek seferlik bir site kurulumu (Sadece site kurulumu ve içerikleri girme) ortalama max 7-8 gün sürer. Fakat siteye SEO yapılacak mı? Reklam hesapları kurulacak mı? Sosyal medya hesap kurulumu-paylaşım planlama-yönetimi, backlink özel tasarım, Logo, Kurumsal kimlik oluşturma gibi bir çok şey sitenin yapılma süresini uzatır. Örneğin bir SEO yaptırmak istediğinizde aslında yukarıdaki her şeyi istemiş oluyorsunuz. Ve SEO en kısa süre olarak 6 ayda tamamlanıyor.
Peki 6 ay boyunca site kullanılmayacak mı? Tabiki kullanılacak site 1 hafta içinde kullanıma açılıyor. Sadece Google’da değerli bir konuma gelmesi, yani potansiyel müşterilerin sizi görebilmesi en az 6 ay sürüyor.
Yani kısacası düz bir sitenin tamamlanması en geç 7 gün sürer diyerek sorumuzu yanıtlamış olalım.
Sıkça Sorulan Sorular: Web sitem kaç günde hazır olur ?

İNSTAGRAM REKLAM FİYATLARI NEDİR?

İnstagram reklam fiyatları talepleriniz ve rekabetinize göre değişiklik gösterir. Bu sizin ne kadar rekabete gireceğiniz ve ne kadar kişiye gösterim yapacağınıza bağlı olarak değişir. İnstagramda reklam verirken belirleyeceğiniz tarihler yine bu fiyatı değiştirir. Yada süresiz yayınlamak gibi.
Mesela bir reklam oluşturup günlük 50 tl bütçe vererek ve süresiz yayınla diyerek reklamınızı oluşturdunuz. Bu reklam 50 tl günlük olarak her gün yayınlanacaksa aylık sizin reklam bütçeniz 1550 TL olur. Bunu aylık değilde sadece hafta sonları yayınlamak haftalık 100 TL harcamanızı sağlar. Tabi bunun yanı sıra verdiğiniz rakam karşılığında gösterim sayınızda düşü yada artış olabilir.
Google ads’de olduğu gibi Sosyal medya reklamlarında da gösterim başına ücret ve rekabet vardır. Doğru kitleyi seçmediğiniz taktirde belirlediğiniz rakamı harcarsınız fakat sitenize tıklama yada telefonunuza arama alamazsınız. Buda sizi zarar ettir.
Eğer instagram’da reklam vermek istiyor ve reklam konusunda tecrübesizseniz kendi başınıza vermemenizi bir uzman ile çalışmanızı tavsiye ederim.
İnstagram Reklamları sayfamızı inceleyerek daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: İnstagram Reklam Fiyatları nedir?

REKLAM VERMEK İÇİN NE YAPMALI?

Reklam vermeden önce karar vermeniz gerekiyor. Peki neye?
Tabiki reklamı nerede vereceğinize. Gogole Adwords’de mi? Yoksa sosyal medyada mı?
Buna karar verdikten sonra ise gerekli kaynaklara sahipmisiniz? Websiteniz varmı? Reklam vermeye müsait sayfalar var mı? Yada Sosyal medya hesap profillerimin durumu ne?
Reklam vermek kolay gözükebilir ama bir çok etken verdiğiniz reklamın kalitesiz olmasını sağlayabilir. Örneğin Adwords’de bir reklama çıktınız Ads’de ki anahtar kelimelerinizin web sitenizde olmaması kalite puanınızı düşürür. Ve kalite puanınızın düşmesi, rakiplerinizden daha fazla para harcayarak aynı yerde bulunmanızı sağlar. Öte yandan insanlar reklama tıkladıktan sonra açılan bir sitenin görünümüne açılma hızına bakarlar doğru sayfada olup olmamaları müşterilerinizin kararlarını değiştirir. Örneğin geç açılan bir site için potansiyel müşterileriniz beklemez zaman onlar için olduğu gibi hepimiz için önemlidir ve internette hızlı gezinebildiğimiz bir zamanda sitenizin yavaş açılmasına kim sabredebilir ki?
Yukarıda anlattığım bir kaç benzetme reklam vermeden önce düşünmeniz gerekenlerdi. Şimdi “Reklam vermek için ne yapmalı?” sorusuna gelelim..
Diyelim ki reklam vermek için hazırsınız. Ve kararlısınız.
Reklam vermek için bir uzman ile çalışmanız gerekiyor. Eğer bu konuda tecrübeniz yoksa büyük geri dönülmez hatalara sebebiyet verebilirsiniz. Reklamı kendiniz vermek istiyorsanız eğer, bununla ilgili makaleler okuyup videolar izlemeniz gerekiyor. Hatta kursa giderek bir sertifikasyon programına girmeniz gerekli bunu bir meslek haline getirmeniz gerekiyor.
Ve sonrasında da yapmakta olduğunuz hale hazırda ki işinizi bırakabilirsiniz artık reklam uzmanısınız. 🙂
İşin espirisi bir kenara insanlar reklam için bir uzman kiralamak yada bir ajans ile çalışmayarak reklamı küçümseyip bende yapabilirim diyor. Ve yapıyor’da fakat yapabildiği tek şey videolarda izlediği gibi bir reklam kampanyası oluşturmak. Fakat reklam bütçesi eksilirken müşterisi reklamdan gelmiyor.
Genel bir istatistiğe göre küçük işletmelerin %67 si önce reklamı kendi veriyor ve sonrasında bir ajans ile çalışmaya başlıyor.
Sıkça Sorulan Sorular: Reklam vermek için ne yapmalı?

NASIL İLK SAYFADA ÇIKABİLİRİM?

İlk sayfaya çıkabilmenizin bir den fazla yolu vardır. Sitenizin google’ın istediği gibi yayınlanması bunların en başında geliyor. Bu çok kapsamlı ve detaya giren bir konu. Örnek vermek gerekirse, İlk sayfaya çıkmanızı sağlayacak en önemli olay SEO’dur. SEO olan bir sitesi doğru seo yapılmasıyla birlikte zamanla ilk sayfaya çıkabilir.
Bir diğer yol ise Google Ads ile ilk sayfaya reklam olarak çıkabilirsiniz. Bu SEO’ya göre daha az zaman içinde 1 sayfaya çıkmanızı sağlar. Fakat reklam bütçenizin bitmesi ile 1 sayfada kalma sürenizde dolar.
Bu sebepten en iyi yol SEO ile 1 sayfaya çıkmaktır.
Dilerseniz aşağıda ki bağlantılara tıklayarak konuyla alakalı içeriklerimizi inceleyebilirsiniz.
Google’da Reklam Vermek İsteyenler için 10 İpucu Dijital Reklam Ajansı Nedir? Seo Anahtar Kelimeler Nedir?
Sıkça Sorulan Sorular: Nasıl İlk Sayfada Çıkabilirim?

WEB TASARIM NEDİR?

Web tasarımı, web sitesinin arama motorlarında erişilebilirliğini sağlayan, ana hatları ile kişi ve kurumları, ürün ve hizmetleri tanıtan grafik ve metinlerin bir araya geldiği kaliteli bir çalışmadır. Web tasarım nedir? denildiğinde kısaca kişi ve kurumların dijital ortamda görünen yüzü denilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular: Web Tasarım Nedir?

GOOGLE ADWORDS NEDİR?

İnsanlar Google’a bir çok şey sorarlar.. Örneğin; Google Adwords nedir? yada Çengelköy’de Pizza gibi aramalar yaparlar. Bu kelimelere reklam verdiğinizde ise bu soruyu soran kullanıcının karşısına, reklamınız sayesinde sizin siteniz gösterilir. Anahtar kelimeler örnekti. Bunu kendi sektörünüz kendi hizmetlerinize göre değişen anahtar kelimeler ile kendinize göre ayarlayabilirsiniz. Örneğin bir rent a car hizmeti veriyorsanız ve üsküdar’da hizmet veriyorsanızı reklam Adwords’de reklam verirken “Üsküdar’da araç kiralama” anahtar kelimesini eklediğinizde google bu kelimeyi yazan üsküdarda araç kiralama arayan kullanıcılara reklamınız gösterilir.
Yani kısacası, Google Adwords, Google aramalarda ve haritalarda işletmenizin sunduğu ürün veya hizmetlerin kullanıcılara daha kolay ulaşabilmesini sağlayan bir internet reklamcılığı sistemdir.
Sıkça Sorulan Sorular: Google Adwords Nedir?

WEB TASARIM NEDEN ÖNEMLİDİR?

Web tasarım önemlidir. Çünkü düzgün ve kaliteli tasarlanmış bir web sitesi kullanıcıların gözünden bakıldığında zaman geçirmek için kayda değerdir. Ayrıca web tasarımı sadece kullanıcı açısından değil google içinde çok önemlidir. Sitenize puan verir ve index değerinizi hızlandırır. Doğru yapılmış bir tasarım ile hem masaüstü bilgisayarlarda hemde telefon, tablet gibi diğer mobil cihazlarda duyarlı çalışır.
Yani aslında web tasarım yaparak markanızı kullanıcılara ve Google kimlik olarak imaj olarak algılattırır.
Sıkça Sorulan Sorular: Web Tasarım Neden Önemlidir?

RESPONSİVE TASARIM NEDİR?

Responsive duyarlı anlamına gelmektedir. Yani kısacası web sayfanızın bilgisayarlardaki görüntüsünün bozulmadan tablet, telefon gibi mobil cihazlarda da aynı kalitede ufaltılmış duyarlı halidir.
Sıkça Sorulan Sorular: Responsive Tasarım Nedir?

SEO'NUN FAYDALARI NELERDİR?

Aslında bu soru çok genel ve uzun cevaplara dayanıyor. Fakat kısaca anlatmak gerekirse Seo 7/24 ücretsiz reklam vermek gibidir.
Google ads ile reklam vererek 1. sayfa da yer alabilirsiniz. Ama bunun için ödeme yapmanız gerekmektedir.
Fakat SEO ile hazırlanmış veb sitesi çalışma yaptığınız anahtar kelimelerde Google’da 1. sayfada ücretsiz ve kesintisiz olarak gösterilirsiniz.
Tabi SEO uzun vadede devamlılık gerektiren bir yoldur. Minimum 6 ay seo çalışması ile belirlenen çalışılmış kelimelerde yükselirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: SEO’nun faydaları nelerdir?

SOSYAL MEDYA YÖNETİMİ NEDİR?

Sosyal medya yönetimi; Dijital ortamda sayfa ve hesapların kullanılırken bunun nasıl olması gerektiğini, nasıl yollar izleneceğini, herhangi bir durum karşısında hangi yöntemlere başvurulacağını, marka tanıtım ve yönetimlerinin nasıl olması gerektiğini ve tüm bunların düzenli ve uyumlu bir şekilde yönetilmesine verilen addır. Sosyal medyanın günümüzde sahip olduğu yer çok güçlüdür.
Hedef kitle belirleme sosyal medya yönetimin en önemli noktalarındandır. Yaş aralığı, cinsiyet, ilgi alanları belirlenen kitlenin bilinmesi gereken unsurlarındandır. Hedef kitlenin ilgisini çekmek adına anket yapılabilir. Ve hatta özel günlerde verilen hediyelerle birçok kişi çekilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular: Sosyal Medya Yönetimi Nedir?

MOBİL SEO NEDİR?

Mobil SEO sitenizin iç seo ayarlarını yapmanız gibi mobilede de etki edeceğini bilmelisiniz.
Eğer web sitenizi zaten arama motorları için optimize ettiyseniz, mobil SEO çalışmaları için çok da yorulmayacaksınız diyebiliriz.
Bir mobil sitenin dizaynı, kullanıcılar ve arama motoru botları için çok önemlidir. Mobil dizayn ile ilgili yapılması gerekenler:

Responsive Tasarım mı, Ayrı Mobil Site mi?

Web siteniz Mobil uyumlu değilse, vermeniz gereken en önemli karar: Mobil sitenizin; responsive mi, dinamik mi yoksa ayrı mobil site mi olacağıdır.
Sıkça Sorulan Sorular: Mobil SEO Nedir?

ORGANİK ARAMA NEDİR?

Sitenize SEO uyguladığınızda reklam vermeden google aramalarda potansiyel müşterileriniz tarafından bulunmanızı sağlayan aramaya verilen isim Organik Aramadır.
Organik aramalarda yani reklamsız ücretsiz googleda arandığınızda bulunabilmeniz SEO ile mümkündür.
Sıkça Sorulan Sorular: Organik Arama Nedir?

GOOGLE REKLAMLARI İÇİN ANAHTAR KELİME NEDİR?

Google reklamları için anahtar kelimeler sektörel olarak değişir. Her sektör için farklı anahtar kelimeler kullanılır. Örneğin bir ayakkabı satıcısının anahtar kelimeleri ile araba kiralama firmasının anahtar kelimeleri ortak değildir. Sektöre göre değişiklik göstermektedir.
Anahtar kelimelerinizi ayarlarken bu kelimeleri reklamlarda kullanmadan önce sitenizde de yer aldığına dikkat edin.
Sıkça Sorulan Sorular: Google reklamları için anahtar kelime nedir?

NEDEN İNSTAGRAM REKLAMLARI?

İnstagram reklamları google reklamları (Google Ads) farkı tamamen sizin yaptığınız işe bağlıdır. İnstagramda ki kullanıcı kitlesi sizin potansiyel müşteriniz olabilir. Yada Google aramalarda ki. Bu tamamen sizin verdiğiniz hizmetle ilgilidir.
Örneğin; Sizin kitleniz gençlerden oluşan ve sadece erkekleri baz alabileceğiniz bir kitle var. Ve bu kitleye Yüzme etkinliği yapıyorsunuz. Bunu adwords’de yapmanız daha zor ve uğraş gerektirir. Fakat instagram üzerinden bu genç kitleye görseller ile yada video ile bir reklam paylaşarak daha kısa ve net bir şekilde ulaşabilirsiniz.
Fakat dediğim gibi bu kitleye adwords’de de ulaşabilirsiniz. Bu tercih meselesidir. Fakat bazı durumlarda adwords bazen instagram ve hatta bazen kitlenizin facebook’da olduğunu görebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: Neden İnstagram Reklamları?

FACEBOOK REKLAM MODELLERİ

Facebook size reklam verme amacınıza uygun modeller sunar. Bu reklam modelleri temelde şöyledir;
1) İnternet Sitesi Tıklamaları
2) İnternet Sitesi Dönüşümlerini Artırma
3) Sayfa Tanıtımını Yapma
4) Gönderileri Öne Çıkarma
5) Uygulama Yüklenmesini Sağlama
6) Uygulama Etkileşimini Artırma
7) İşletmenizin Yakınındaki Kişilere Erişme
8) Etkinlik Katılımını Artırma
9) İnsanların Teklifinizi Almasını Sağlama
10) Video görüntülemeleri
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook Reklam Modelleri

FACEBOOK REKLAMLARI ETKİLİ Mİ?

Bu soruyu yanıtlamadan önce Facebook’un kullanım oranlarına dair kısa bir bilgi verelim. Facebook, son rapora göre toplamda aylık 2,13 milyar kullanıcıya sahip. 7,6 milyar olan dünya nüfusu göz önünde bulundurulduğunda her 3-4 kişiden birinin aktif olarak Facebook kullandığını söyleyebiliriz. Üstelik Facebook’ta hemen hemen her kesimden kullanıcı bulunuyor. Her yaştan, cinsiyetten ve meslekten kullanıcının yer aldığı Facebook’ta bu kadar çok kullanıcının olması da markaları bu kanaldan reklam yayınlamaya yönlendirdi.
Öncelikle yeni kurulan bir markanız varsa veya Facebook’ta yeni bir sayfa açtıysanız reklam çalışması oluşturmalısınız. Çünkü Facebook’un algoritması değişti. Yeni algoritmaya göre Haber Kaynağı’nda yani ana sayfada kişisel Facebook hesaplarının paylaşımları yer alacak. Bu sebeple markaların işletme sayfalarında gönderi paylaşmaları yeterli değil. Kendilerini ön plana çıkarabilmek, kullanıcıların görmesini sağlamak için reklam yayınlamak şart. Üstelik yeni kurulan bir Facebook hesabı için sayfa beğeni reklamı açılmalıdır. Mevcut takipçisi olmayan veya az olan işletme sayfalarının etkili olabilmesi de oldukça zor.
Daha fazla bilgi edinmek için Facebook Özel Kitleler Nasıl Ayarlanır? isimli yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz.
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook Reklamları Etkili mi?
Biajans Reklam Ajansı olarak güçlü ve deneyimli bir ekibe sahip dijital reklam ajansıyız. Reklam hesaplarının yönetimi dışında Google Ads, SEO, Web Tasarım, Video Prodüksiyon, İnstagram Reklamları, Facebook Reklamları ve Youtube Reklamları için de bize ulaşabilirsiniz. Sitenizi ücretsiz olarak analiz etmek için bize bilgilerinizi bırakın.
Daha fazla bilgi için; https://biajans.net/sikca-sorulan-sorula
Daha fazla sormak istediğiniz soru varsa

Bizimle Konuşmaktan Çekinmeyin

Tek seferlik Ads Kampanyası oluşturmak mı istiyorsun? Yoksa reklam hesabının aylık yönetilmesini mi? Eğer hala karar veremediysen bizimle iletişime geç birlikte karar verelim.
Bunlardan birine ihtiyacın olabilir; Web Tasarım, SEO, Sosyal medya reklamları veya Logo tasarımı. Aşağıdaki E-posta hesabına mail atabilir yada direk arayabilirsin.
Email [[email protected]](mailto:[email protected])
Call Now! +90 530 460 6357
submitted by biajansnet to u/biajansnet [link] [comments]


2020.08.10 11:09 Levi565 APEİST MANİFESTO #1

Öncelikle bu serinin sebebinin daha çok canlı tarafından anlaşılabilmek olduğunu belirtmek isterim,özellikle birkaç "Maymun düşmanını" fark etmemden sonra görüşlerimiz bildirmemizin gerekli olduğu düşünüyorum.Bu subun kurucusu-modu olarak herkesin adına konuştuğumu da bildiririm.İnsanlar(Homo sapiens)bundan 10 milyon önce gorillerden(Gorilla gorilla),6 milyon yıl önce de en yakın akrabaları olan şempanzelerden(Pan troglodytes) ayrıldı,aradan geçen milyonlarca yıl insanların gelişmesine velise oldu.Günümüz olan 2020 de insanlar dünyayı domine eden tür iken,yakın akrabaları hayvanat bahçelerinde insanları eğlendirmek için kullanılan birer mahkum-soytarı.Bu sorunumuzun başladığı noktadır.Açıkça insanlar tembel bir canlıdır,harcadıkları gayretin bizim hayatta kalma içgüdümüzün yanından bile geçemeyeceği de pekâlâ aşikârdır.İnsanların ataları onları bu vaziyete nasıl soktuysa daha zor ve kötü duruma düşmüş olan biz de onları burdan çıkaracağızdır,teknolojinin yalnızca insanlara ait bir kavram olmadığını bilmek gerekir.
submitted by Levi565 to MAYMUNLAR [link] [comments]


2020.06.07 02:19 karanotlar Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı

Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı
https://preview.redd.it/03231g4bsd351.jpg?width=200&format=pjpg&auto=webp&s=fa03d3d71cf7ec53a8f54d5bacaebd8a060efb2c
Dünyada sadece tek bir medeniyet var
Mark Zuckerberg insanlığı çevrimiçi ortamda birleştirme hayalleri kurarken, son zamanlarda çevrimdışı diyarda cereyan eden olaylar “medeniyetler çatışması” tezinin ateşini körükledi. Pek çok âlim, siyasetçi ve sıradan vatandaş Suriye iç savaşı, IŞİD’in peydahlanması, Brexit’in yarattığı kargaşa ve Avrupa Birliği’nde yaşanan istikrarsızlık gibi konuların hepsinin “Batı Medeniyeti”yle “İslam Medeniyeti” arasındaki çatışmadan kaynaklandığına inanıyor. Batı’nın Müslüman milletlere demokrasi ve insan hakları getir-me girişimleri şiddetli bir İslami tepkiye yol açtı ve Müslüman göçü dalgası beraberinde gerçekleşen İslami terör saldırıları sonucu Avrupalı seçmenler çokkültürlülük hayallerini rafa kaldırıp yabancı düşmanı yerel kimliklere meyletmeye başladı.
Sözkonusu teze göre insanlık ezelden beri birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan dünya görüşlerine sahip bireylerin oluşturduğu farklı medeniyetlere ayrılmıştı. Bu birbiriyle bağdaşmayan dünya görüşleri medeniyetlerarası çatışmayı kaçınılmaz kılıyordu. Nasıl ki tabiatta farklı türler doğal seçilimin acımasız yasaları doğrultusunda hayatta kalmaya çalışıyordu, medeniyetler de tarih boyunca defalarca çatışmış ve sadece en güçlü olanlar hayatta kaldığından olan biteni onlar aktarmıştı. Bu amansız hakikati göz ardı edenler, ister liberal siyasetçiler ister akılları beş karış havada mühendisler olsun, hatalarının ceremesini çekeceklerdi.’ “Medeniyetler çatışması” tezinin pek çok siyasi çıkarımı var. Tezin savunucuları “Batı”yla “Müslüman âlemi” birleştirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısızlığa mahkûm olduğunu ileri sürüyor. Müslüman ülkeler asla Batı’nın değerlerini benimsemeyecek, Batılı ülkeler de asla Müslüman azınlıkları özümsemeyi başaramayacak. Buna istinaden ABD, Suriye veya Irak’tan gelen göçmenleri kabul etmemeli ve Avrupa Birliği de çokkültürlü-lük yanılgısından kurtulup göğsünü gere gere Batı kimliğine bürünmelidir. Uzun vadede doğal seçilim sınavından sadece tek bir medeniyet geçecektirve Brüksel’deki bürokratlar Batı’yı İslam tehlikesinden korumayı reddediyorsa o vakit Birleşik Krallık, Danimarka ya da Fransa bu işin altından kendi başına kalkmalıdır.
Oldukça yaygın olsa da hatalı bir tezdir bu. Aşırı İslam ciddi bir tehlike arz ediyor olabilir ama tehdit ettiği “medeniyet”, Batı’ya özgü bir fenomen değil tüm dünya medeniyeti. IŞİD, İran’la ABD’yi ona karşı birlik olmaya boşuna itmedi. Ayrıca ortaçağdan kalma tüm fantezilerine rağmen, aşırı İslamcılar bile sırtlarını 7. yüzyıl Arabistan kültüründen ziyade çağdaş küresel kültüre dayıyor. Ortaçağ çiftçi ve tüccarlarının değil dışlanmış modern gençlerin korku ve umutlarına hitap ediyorlar. Pankaj Mishra ve Christopher de Bellaigue’un güçlü bir şekilde ortaya koyduğu üzere, radikal İslamcılar Hz. Muhammed kadar Marx ve Foucault’dan da etkilenmiş, Emevi ve Abbasi halifeleri kadar 19. yüzyıl Avrupalı anarşistlerinin de mirasını devralmışlardır. Dolayısıyla IŞİD’i dahi gökten inmiş esrarengiz bir ağacın meyvesi gibi değil de hepimizin paylaştığı küresel kültürden türemiş kötü bir tohum şeklinde düşünmek daha doğru olur.
Daha da önemlisi “medeniyetler çatışması” tezine dayanak olarak tarihle biyoloji arasında kurulan alegori yanlış. Küçük kabilelerden devasa medeniyetlere kadar her tür insan topluluğu hayvan türlerinden esas itibarıyla farklıdır ve tarihsel çatışmalar doğal seçilimden büyük farklılıklar gösterir. Hayvan türleri binlerce yıl sağlam kalan nesnel kimliklere sahiptir. Şempanze mi goril mi olduğunuz inançlarınıza göre değil genlerinize göre belirlenir ve farklı genler başka toplumsal davranışlar dayatır. Şempanzeler dişi erkek karışık gruplar halinde yaşar. İktidar için her iki cinsiyetten destekçilerin ittifakını sağlayarak yarışırlar. Buna karşın gorillerde tek bir baskın erkek, dişilerden oluşan bir harem kurar ve lider genellikle konumunu sarsma tehlikesi taşıyan diğer erkekleri kovar. Şempanzeler gorillere özgü toplumsal düzenlemeleri benimseyemez, goriller şempanzeler gibi örgütlenemez ve bildiğimiz kadarıyla şempanze ve gorillerin kendilerine özgü toplumsal sistemleri onyıllardır değil yüz binlerce yıldır süregelmiştir. İnsanlarda buna benzer bir şey göremeyiz. Evet, insan topluluklarının da kendilerine has toplumsal sistemleri var ama bunları belirleyen genler değil, ayrıca birkaç yüzyılı aşkın süre boyunca sağlam kalan birsistem de pek yok.
Örneğin 20. yüzyılda yaşayan Almanları ele alalım. Yüz yıldan kısa bir süre içinde Almanlar kendilerini altı farklı sistem içerisinde teşkilatlandırdı: Ho-henzollern Hanedanı, Weimar Cumhuriyeti, Üçüncü Reich, Alman Demokratik Cumhuriyeti (namıdiğer komünist Doğu Almanya), Almanya Federal Cumhuriyeti (namıdiğer Batı Almanya) ve son olarak yeniden birleşen demokratik Almanya. Elbette Almanlar Almanca konuşmayı, bira içip bratwurst yemeyi sürdürmüştür. Ama Almanları tüm diğer milletlerden ayıran kendilerine has ve II. Wilhelm’den Angela Merkel’e kadar değişmeden kalmış bir öz var mı? Ve böyle bir şey buldunuz diyelim, o şey bin ya da beş bin yıl önce de var mıydı?
Yürürlüğe girmeyen Avrupa Birliği Anayasası Önsözü, “Avrupa’nın ihlal edilemez ve şahısların elinden alınamaz insan hakları, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin oluşmasına temel sağlayan kültürel, dini ve insani mirasın” esas alındığını ifade ederek başlıyor.’ Bu söylem doğrultusunda Avrupa medeniyetini insan hakları, demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin belirlediği izlenimini edinebiliriz rahatlıkla. Antik Atina demokrasisiyle günümüz Avrupa Birliği arasında doğrudan bir bağlantı kurarak Avrupa’nın 2500 yıllık özgürlük ve demokrasi geleneğini öven pek çok söylev bulunur.
Durum filin kuyruğunu tutup fil denen hayvanı bir çeşit fırça sanan kör adamın hikâyesinden farksız. Avrupa’nın yüzlerce yıldır demokratik fikirler barındırdığı doğru ama bu fikirler hiçbir zaman bütünlüklü değildi. Atina demokrasisi tüm görkemine ve yarattığı etkiye karşın sadece iki yüz yıl hayatta kalabilmiş ve Balkanlar’ın ufak bir köşesinde isteksizce uygulanmış bir deneyden ibaretti. Avrupa medeniyeti geçtiğimiz 2500 yıl boyunca demokrasi ve insan haklarının beşiği olduysa, Sparta ile Jül Sezar’ı, Haçlılar ile Konkistadorlar’ı, Engizisyon ile köle ticaretini, XIV. Louis ile Napolyon’u, Hitler ile Stalin’i nereye oturtacağız? Bunların hepsi yabancı medeniyetlerden gelen davetsiz misafirler mi? Esasen Avrupa medeniyetini Avrupalıların ona yüklediği anlam belirliyor; nasıl ki Hıristiyanlığı Hıristiyanların Hıristiyanlığa yüklediği anlam, İslam’ı Müslümanların İslam’a yüklediği anlam, Yahudiliği Yahudilerin Yahudiliğe yüklediği anlam belirliyorsa. Ve bu medeniyete yüzyıllar içinde son derece farklı anlamlar yüklenmiş. İnsan topluluklarını süregiden herhangi bir şeyden ziyade uğradıkları değişimler tanımlar ama insanlar hikâye anlatma becerileri sayesinde kendilerine her koşulda kadim bir kimlik yaratmayı başarırlar. Ne tür devrimler yaşanırsa yaşansın insanlar genellikle eskiyle yeniyi aynı potada eritirler. Bireyler bile devrim niteliği taşıyan şahsi değişimlerini anlamlı ve güçlü bir hayat hikâyesi oluşturacak şekle sokabilir: “Bir zamanlar sosyalisttim ama sonra kapitalist oldum; Fransa’da doğdum ama şimdi ABD’ de yaşıyorum; evliydim ama boşandım; kansere yakalandım ama iyileştim.” Aynı şekilde Almanlar gibi bir topluluk da kendilerini geçirdikleri deneyimler üzerinden tanımlayabilir: “Bir zamanlar Naziydik ama dersimizi aldık ve artık barış yanlısı demokratlarız.” Önce 11. Wilhelm, sonra Hitler ve son olarak da Merkel dönemlerinde kendini gösteren nevi şahsına münhasır bir Alman niteliği aramaya gerek yok. Alman kimliğini belirleyen, bu kökten dönüşümlerin ta kendisi. 2018′ de Almanlık liberal ve demokrat değerleri savunurken Naziliğin ağır mirasıyla cebelleşmek demek. 2050’de ne anlama gelir kim bilir.
İnsanlar çoğunlukla, özellikle de konu temel siyasal ve dini değerler olunca, bu değişimleri görmezden gelir. Sahip olduğumuz değerlere yedi ceddimizden kalma kıymetli miraslarmış muamelesi yaparız. Ne var ki böyle yapabilmemizin yegâne sebebi ceddimizin ölüp gitmiş ve söz alamayacak olmasıdır. Örneğin Yahudilerin kadınlara karşı tutumunu ele alalım. Günümüzde aşırı Ortodoks Yahudiler kamusal alanda kadın imgesine yer verilmesine izin vermiyor. Aşırı Ortodoks Yahudilere yönelik reklamlarda sadece erkeklere ve erkek çocuklara yer veriliyor; kadınlar ve kız çocukları asla kullanılmıyor.
2011’de aşırı Ortodoks tandanslı Brooklyn gazetesi Di Tzeitung, Usame bin Ladin’in ikamet ettiği komplekse düzenlenen baskını izleyen ABD’li devlet görevlilerinin fotoğrafını, fotoğraftaki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da dahil, kadınları dijital yöntemle silerek yayınlayınca bir skandal patlak vermişti. Gazete daha sonra yaptığı açıklamada, Yahudi “tevazu kaideleri” gereği böyle yapmak zorunda kaldıklarını söylemişti. Benzer bir skandal Ha-Mevaser gazetesi Charlie Hebdo katliamının ardından düzenlenen gösteride çekilmiş bir fotoğraftan Angela Merkel ‘i, olur da Merkel ‘in resmi sadık okurlarının zihnine şehvet tohumları ekerse diye çıkarınca yaşanmıştı. Başka bir aşırı Ortodoks gazetenin yayıncıları da bu davranışı desteklemiş, “Arkamızda binlerce yıllık Yahudi geleneği var,” diye açıklamıştı.
Kadınların görülmesinin en ciddi şekilde yasaklandığı yer de sinagoglar. Ortodoks sinagoglarında kadınlar erkeklerden itinayla ayrı tutuluyor ve dua eden ya da Kutsal Kitap okuyan erkekler ezkaza kadın bedeni görmesin diye bir perdenin arkasında yer alan sınırlı bir alanda duruyorlar. Peki ama tüm bunlar binlerce yıllık Yahudi geleneğine dayanıyorsa, arkeologlar İsrail’deki Mişna ve Talmud dönemlerinden kalma antik sinagogları kazdı-ğında ortaya çıkan gerçekleri, cinsiyet ayrımına dair hiçbir kanıt bulunmamasından öte, kimi yarı çıplak denilebilecek kadınların resmedildiği güzide yer mozaiklerini ve duvar resimlerini ne yapacağız? Mişna ve Talmud’u kaleme alan hahamlar bu sinagoglarda dua edip çalışmış ama günümüz Ortodoks Yahudileri bunları günah, dine hakaret ve eski geleneklere saygısızlık olarak değerlendiriyor.
Eski geleneklerin bu minvalde çarpıtılmasına dair örneklere her dinde rastlanır. IŞİD, İslam’ın özgün ve saf haline dönmekle övünür ama aslında yepyeni bir İslam anlayışları var. Eski kutsal metinlerden alıntı yaptıkları doğru ama hangi metinleri kullanıp hangilerini göz ardı edecekleri ve alıntıladıkları kısımları nasıl yorumlayacakları hususunda ihtiyatlı davranıyorlar. Esasen kutsal metinleri işlerine geldiği gibi yorumlama tavırları da başlı başına çağdaş bir olgu. Bilindiği üzere, tefsir, eğitim görmüş ulema sınıfının, Kahire’deki El-Ezher gibi saygın kurumlarda İslam hukuku ve teolojisi çalışan âlimlerin tekelindeydi. IŞİD liderlerinin pek azı böyle bir eğitime sahip; ulema sınıfının en saygın mensupları, Ebu Bekir el-Bağdadi ve şürekâsını cahil ve azılı mücrimler olarak görüp kınıyorlar.
Bu durum IŞİD’i, kimilerinin iddia ettiği gibi “İslam dışı” ya da “İslam karşıtı” kılmıyor. Barack Obama gibi Hıristiyan liderlerin kalkıp Ebu Bekir el-Bağdadi gibi Müslümanlığı kimlik edinmiş kişilere Müslüman olmanın ne demek olduğunu anlatmaya cüret etmesi de son derece ironik.8 İslam’ın özüne dair hararetli tartışmaların hiçbir anlamı yok. İslam’ın belli bir DNA’sı yoktur. Müslümanlar ona ne anlam atfederse İslam da o anlama gelir.9
Almanlar ve goriller İnsan gruplarıyla hayvan türlerini birbirinden ayıran çok daha keskin bir fark var. Türler çoğu kez ayrılır ama asla birleşmez. Yedi milyon yıl kadar önce şempanze ve gorillerin ortak bir atası vardı. Bu tek ata türü zamanla kendi farklı evrimsel yollarını tutan iki popülasyona ayrıldı. Böyle bir sürecin bir kez gerçekleştikten sonra geri dönüşü yoktur. Farklı türlere ait canlılar çiftleştiğinde kendi aralarında üreyebilen yavrular doğuramadığından, türlerin kaynaşması mümkün değildir. Goriller şempanzelerle, zürafalar fillerle, köpekler kedilerle birleşemez.
Bunun aksine insan kabileleri zaman içinde gittikçe daha büyük gruplar meydana getirecek şekilde kaynaşma eğilimindedir. Çağdaş Almanlar kısa bir süre öncesine kadar birbirinden pek haz etmeyen Saksonlar, Prusyalılar, Svabyalılar ve Bavyeralıların birleşmesiyle oluşmuştur. Denildiğine göre, Otto von Bismarck (Darwin’in Türlerin Kökeni eserini okuduktan sonra) Avusturyalılarla insan arasındaki kayıp halkanın Bavyeralılar olduğunu ifade etmiştir.’0 Fransız halkı Franklar, Normanlar, Bretonlar, Gaskonlar ve Provanslıların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Kanalın diğer tarafında da İngiliz, İskoç, Galli ve İrlandalıların (isteseler de istemeseler de) kay-naştırılmasıyla Britanyalılar meydana gelmiştir. Çok geçmeden Almanlar, Fransızlar ve Britanyalılar da kaynaşıp Avrupalıları oluşturabilir.
Londra, Edinburgh ve Brüksel’de yaşayan insanların bugünlerde güçlü bir biçimde fark ettiği üzere birleşmeler her daim ebedi olmuyor. Brexit hem Birleşik Krallık hem de Avrupa Birliği’nin eşzamanlı olarak çözülmesini pekâlâ tetikleyebilir. Ancak uzun vadede tarihin ne yönde seyredeceği belli. On bin yıl önce insanlık sayısız münferit kabileye bölünmüş durumdaydı. Geçen her bin yıl bu parçalar daha büyük yığınlar meydana getirecek şekilde iç içe geçti ve birbiriyle bağlantısı bulunmayan medeniyetler giderek azaldı. Kalan birkaç medeniyet de tek bir dünya medeniyetine dönüşecek şekilde kaynaşıyor. Siyasi, etnik, kültürel ve ekonomik ayrımlar hâlâ var ama bunlar asli birliği bozmuyor. Hatta kimi ayrımları mümkün kılan da bu geniş ve kapsamlı ortak yapı. Mesela ekonomide, herkes aynı piyasaya iştirak etmezse işbölümü başarıyla sağlanamaz. Bir ülkenin otomobil veya petrol üretiminde uzmanlaşması ancak buğdayve pirinç üreten başka bir ülkeden gıda ürünü temin edebiliyorsa mümkündür.
İnsanların birleşme sürecinin iki belirgin biçimi var: farklı zümreler arasında bağlantı kurmak ve zümreler arasındaki faaliyetleri homojenleştirmek. Oldukça farklı davranmaya devam eden zümreler arasında bile bağlantılar kurulabilir. Hatta can düşmanı zümreler arasında bile bağlantı kurulabilir. İnsanlar arasındaki en kuvvetli kimi bağlar bizzat savaşla kurulur. Tarihçiler, küreselleşmenin 1913’te zirveye ulaştığını, ardından dünya savaşları ve Soğuk Savaş sırasında uzunca bir süre düşüşe geçip ancak 1989’dan sonra yeniden yükselmeye başladığını iddia ederler çoğunlukla. ” Bu tespit ekonomik küreselleşme açısından doğru kabul edilebilir ama fark içermekle beraber aynı derecede önem taşıyan askeri küreselleşmeyi göz ardı eder. Fikirlerin, teknolojilerin ve insanların dört bir yana yayılma hızı ticaretten çok savaşla artar. 1918’de ABD’nin Avrupa’yla bağı 1913’e nazaran daha güçlüydü ve iki dünya savaşı arasındaki dönemde uzaklaşan tarafların kaderi 11. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’la ayrılmaz bir şekilde iç içe geçti.
Ayrıca savaş insanların birbirine ilgisini körükler. ABD’nin Rusya’ya duyduğu ilgi Soğuk Savaş döneminde doruğa ulaşmış, Moskova koridorlarında biri öksürse Washington merdivenlerinde bir koşuşturma başlar olmuştu. İnsanların düşmanlarına duyduğu alaka ticaret ortaklarına duyduklarını katbekat aşar. Vietnam hakkında çekilmiş filmlerin sayısı, Tayvan hakkındaki filmlerin sayısını en az elliye katlar.
Ortaçağ olimpiyatları 21. yüzyılın başında dünya farklı zümreler arasında bağlar kurulmasının çok ötesine geçti. Dünyanın farklı yerlerindeki insanlar birbiriyle iletişim kurmakla kalmayıp giderek daha çok benzer inanç ve davranış biçimlerini benimsemeye başladılar. Bin yıl önce gezegenimiz düzinelerce farklı siyasi modele elverişli topraklara sahipti. Avrupa’da bağımsız şehir devletleri ve ufak çaplı teokrasilerle çekişen feodal beyliklerle karşılaşabilirdiniz. İslam dünyasında evrensel hâkimiyet iddiası taşıyan bir halife bulunsa da krallıklar, sultanlıklar ve emirlikler de mevcuttu. Çin imparatorları kendilerini tek meşru siyasi merci olarak görüyor, kabilelerin oluşturduğu birlikler Çin’in kuzeyiyle batısında birbiriyle çatışıp duruyordu. Hindistan ve Güneydoğu Asya’da rejim çeşitliliği hüküm sürerken Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’daki adalar boyunca hem küçük avcı toplayıcı gruplar hem de genişleyen imparatorluklar yer alıyordu. Bırakın uluslararası yasaları, komşu insan gruplarının bile ortak diplomatik prosedürler üzerinde anlaşamamasına şaşırmamak gerek. Her toplumun kendi siyasi paradigması bulunuyordu ve yabancı siyasi kavramları anlayıp bunlara saygı göstermeleri zordu.
Aksine günümüzde her yerde kabul edilen tek bir siyasi paradigma var. Gezegenimiz iki yüz bağımsız devlete bölünmüş durumda ve bu devletler aynı diplomatik protokoller ve ortak uluslararası hukuk konusunda genellikle uzlaşıyor. İsveç, Nijerya, Tayland, Brezilya; hepsi atlaslarımızda aynı tip renkli şekiller halinde gösteriliyor; hepsi Birleşmiş Milletler üyesi; pek çok farklılık barındırsalar da hepsi aynı hak ve ayrıcalıklara sahip egemen devletler olarak tanınıyor. Aslında hepsi temsil organları, siyasi partiler, genel oy hakkı ve insan haklarına en azından simgesel bir inancı da içine alan pek çok ortak siyasi anlayış ve uygulamaya sahipler. Londra’da ve Paris’te bulunduğu gibi Tahran’da, Moskova’da, Cape Town’da ve Yeni Delhi’de de bir meclis bulunuyor. İsraillilerle Filistinliler, Ruslarla Ukraynalılar, Türklerle Kürtler küresel kamuoyunun kendi taraflarını tutması için yarışırken hep aynı söylemi; insan hakları, bağımsız devlet ve uluslararası hukuktan dem vuran söylemi kullanıyorlar. Dünya belki “başarısız devletler” silsilesinden payını almıştıramabildiği tek bir başarılı devlet paradigması vardır. Dolayısıyla küresel siyaset Anna Karenina prensibine göre işliyor: başarılı devletlerin hepsi aynı ama tüm başarısız devletler baskın siyasi formülün şu veya bu içeriğini eksik bıraktıkları için kendilerine has bir biçimde başarısız oluyor. Kısa bir süre önce IŞİD bu formülü toptan reddedip tamamıyla bambaşka, evrensel halifeliği esas alan bir siyasi varlık göstermek istemesiyle dikkat çekti. Fakat tam da bu sebeple başarısız oldu. Pek çok gerilla hareketi ve terör örgütü yeni ülkeler kurmayı ya da var olanları ele geçirmeyi başardı. Ama bunu yapabilmelerinin sebebi küresel siyasi düzenin temel ilkelerini kabul etmeleriydi. Taliban bile uluslararası arenada bağımsız Afganistan’ın meşru hükümeti olarak tanınmanın peşine düştü. Şimdiye kadar küresel siyasetin ilkelerini reddeden hiçbir grubun kayda değer bir bölgede kalıcı kontrol sağlayabildiği görülmedi.
Belki de küresel siyasi paradigmanın gücünü ortaya koymanın en iyi yolu savaş ve diplomasi gibi ağır siyasi sorulardan bahsetmektense, 2016 Rio Olimpiyatları gibi bir konuya değinmek. Olimpiyatların nasıl organize edildiğini düşünün. 11 bin sporcu din, sınıf ya da dil gözetilmeden, milliyetleri esas alınarak delegasyonlara ayrılıyor. Budist delegasyonu, proletarya delegasyonu ya da İngilizce konuşanlar delegasyonu diye bir şey yok. Birkaç örnek dışında (özellikle de Tayvan ve Filistin), sporcuların milliyetini belir-lemek gayet basit. 5 Ağustos 2016’da düzenlenen açılış töreninde sporcular gruplar halinde geçerek milli bayraklarını salladı. Michael Phelps ne zaman yeni bir altın madalya kazansa Amerikan milli marşı eşliğinde Amerikan bayrağı çekildi göndere. Emilie Andeol judo dalında altın madalya kazanınca “Marseillaise” çalınıp Fransa’nın üç renkli bayrağı dalgalandırıldı.
Duruma uygun şekilde dünyadaki her ülkenin aynı evrensel model çerçevesinde bir milli marşı var. Neredeyse tüm milli marşlar orkestra eşliğinde söylenebilecek birkaç dakikalık kompozisyonlar, yani yalnızca dini göreve veraset yoluyla gelmiş belli bir zümrenin okuyabildiği yirmi dakikalık ilahiler sözkonusu değil. Suudi Arabistan, Pakistan ve Kongo gibi ülkeler bile milli marşları için Batılı müzik standartlarını benimsemiş. Çoğu marş Beethoven’ın kılını kıpırdatmadan besteleyebileceği nitelikte. (Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde tüm geceyi YouTube’dan çeşitli milli marşlar çalıp hangisinin hangi ülkenin marşı olduğunu tahmin etmeye çalışarak geçirebilirsiniz.) Marşların sözleri bile dünya genelinde neredeyse aynı; aynı ortak siyasi görüşleri ve topluluğa bağlılık anlayışını yansıtıyorlar. Örneğin sizce aşağıdaki milli marş hangi ülkeye ait olabilir? (Yalnız ülkenin adını genel bir ifade olsun diye “ülkem” şeklinde değiştirdim):
Ülkem, vatanım, Toprağına kanımı akıttığım, Başında bekliyorum, Bekçisiyim vatanımın. Ülkem, milletim, Halkım ve vatanım, Birlikte haykıralım “Birlik ol vatanım!” Yaşasın toprağım, devletim, Milletim, vatanım, hep bir bütün kalsın. Ruhu dirilsin, canlansın bedeni, Büyük ülkem için bunların hepsi! Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sevdiğim evim ve ülkem. Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sen çok yaşa büyük ülkem!
Cevap Endonezya. Peki Polonya, Nijerya ya da Brezilya desem şaşırır mıydınız? Milli bayraklara da aynı sıkıcı temayüller hâkim. Tek bir istisna var. Tüm bayraklar bir dikdörtgen kumaş üzerine işlenmiş son derece sınırlı sayıda renk ve geometrik şekilden ibaret. Bir tek Nepal farklı. Nepal bayrağı iki üçgen şeklinde (ama Olimpiyatlarda hiç madalya almadılar). Endonezya bayrağı beyaz üstünde kırmızı şerit. Polonya bayrağı kırmızı üstünde beyaz şerit. Monako bayrağı Endonezya bayrağıyla aynı. Renk körü birinin Belçika, Çad, Fildişi Sahili, Fransa, Gine, İrlanda, İtalya, Mali ve Romanya bayraklarını birbirinden ayırması mümkün değil; hepsinde değişik renklerde yan yana üç şerit var.
Bu ülkelerin bazıları birbirleriyle kıyasıya savaşmış ama 20. yüzyılın çalkantıları esnasında Olimpiyat Oyunları savaş yüzünden sadece üç defa iptal edilmiş (1916, 1940 ve 1944’te). 1980’de ABD bazı yandaşlarıyla beraber Moskova Olimpiyatları’nı boykot etmiş. 1984’te Sovyet bloğu Los Angeles’ta düzenlenen olimpiyatları boykot etmiş. Ve çeşitli seneler Olimpiyat Oyunları siyasi çalkantıların göbeğinde cereyan etmiş (bunların en önemlileri Nazi döneminde Berlin’de düzenlenen 1936 Olimpiyatları ve 1972 Münih Olimpiyatları’nda Filistinli teröristlerin İsrail takımını katletmesi). Fakat genele bakarsak siyasi anlaşmazlıklar Olimpiyat projesini yoldan çıkaramamış.
Şimdi bin sene öncesine gidelim. Diyelim 1016 yılında ortaçağ olimpiyatlarını Rio’da düzenlemek istiyorsunuz. O vakitler Rio’nun Tupi halkının yaşadığı küçük bir köy olduğunu12 ve Asya, Afrika ve Avrupa yerlilerinin Amerika Kıtası’ndan haberi bile olmadığını bir anlığına unutun. Dünyanın en iyi sporcularını uçak yokken nasıl Rio’ya getireceğinize dair lojistik sorunları kafanızdan çıkarın. Dünya çapında herkesin yaptığı pek az ortak spor dalı bulunduğunu ve herkes koşsa bile koşu yarışı kaideleri konusunda herkesin anlaşamayacağını da unutun. Sadece yarışacak delegasyonları neye göre gruplayacağınızı düşünün. Günümüzün Olimpiyat Komitesi Tayvan ve Filistin sorunu üzerine saatlerce kafa patlatıyor. Ortaçağ olimpiyatlarının siyasi sorunları üzerine kaç saat harcamanız gerekeceğini bulmak için bu süreyi on binle çarpın.
Öncelikle 1016’da Çin’deki Song İmparatorluğu dünyadaki başka hiçbir siyasi oluşumu kendi dengi görmüyordu. Dolayısıyla kendi Olimpiyat dele-gasyonuyla Kore’nin Koryo Krallığı ya da Vietnam’daki Dai Viet Krallığı, hele hele deniz aşırı yerlerdeki ilkel barbarların delegasyonlarıyla aynı kefeye konulmasını akla hayale sığmayacak bir aşağılanma olarak algılardı.
Bağdat’taki halife kendini evrensel hegemonyaya sahip görüyor ve çoğu Sünni Müslüman tarafından dini lider statüsünde tutuluyordu. Ancak pratikte halifenin Bağdat yönetiminde pek bir sözü yoktu. O halde tüm Sünni sporcular tek bir halife delegasyonu altında mı toplanacak yoksa Sünni dünyasına hükmeden sayısız emirlik ve sultanlıklara göre mi ayrılacaklar? Ama iş neden emirlikler ve sultanlıklarla sınırlı kalsın? Arabistan çöllerinde Allah’tan başka hükümdar tanımayan bir dolu özgür bedevi kabile yaşıyor. Bunların her birinin okçuluk ya da deve yarışı dallarında müsabaka edecek bağımsız takımlar göndermesine izin verilecek mi? Avrupa da aynı ölçüde baş ağrısına sebep verecek nitelikte. Norman kasabası Ivry’den çıkan bir sporcu Ivry Kontu’nun mu yoksagüçsüz Fransa Kralı’nın mı sancağı altında yarışacak?
Bu siyasi oluşumların pek çoğu yıllar içinde belirip kaybolmuş. Siz 1016 Olimpiyatları’na hazırlık yaparken hangi delegasyonların zuhur edeceğini önceden bilmeniz mümkün değil çünkü kimse bir sonraki sene hangi siyasi oluşumların varlık göstermeyi sürdüreceğini bilmiyor. İngiltere Krallığı 1016 Olimpiyatları’na katılmış olsa sporcular madalyalarını alıp eve dönünce Londra’nın Danimarkalılar tarafından işgal edildiğini ve İngiltere’nin Danimarka, Norveç ve İsveç’le birlikte Kral Büyük Knud’un Kuzey Denizi İmparatorluğu’na dahil edildiğini görürlerdi. Yirmi yıl sonra bu imparatorluk dağıldı ama ondan otuz sene sonra İngiltere yeniden, bu defa Normandi-ya Dükü tarafından işgal edildi.
Bu gelipgeçici siyasi oluşumların pek çoğunun ne çalacak bir milli marşı ne de göndere çekecek bir bayrağı bulunmadığını söylemeye gerek bile yok. Tabii ki siyasi semboller önemliydi ama Avrupa siyasetinin sembolik diliyle Endonezya, Çin ya da Tupi siyasetlerinin sembolik dilleri birbirinden son derece farklıydı. Zafer göstergesi teşkil edecek ortak bir protokol üzerinde anlaşmak neredeyse imkânsız olurdu.
O yüzden 2020 Tokyo Olimpiyatları’nı izlerken milletler arasındaki bu sözde çekişmenin aslında muazzam bir küresel uzlaşmayı temsil ettiğini unutmayın. Kendi ülkelerinin temsilcileri altın madalya kazanıp bayrakları göndere çekilince herkesi milli gurur duygusu kaplıyor ama esasen insanlığın böyle bir etkinlik düzenleyebilmesi çok daha büyük bir gurur kaynağı.
Yuval Noah Harari 21. Yüzyıl İçin 21 Ders
https://www.cafrande.org/dunyada-sadece-tek-bir-medeniyet-var-yuval-noah-harari/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.15 08:36 GreatJudge0 ORTADOĞU’DA APARTHEID VE DİNCİ BİR DEVLET YÜKSELİŞTE

ORTADOĞU’DA APARTHEID VE DİNCİ BİR DEVLET YÜKSELİŞTE
https://preview.redd.it/i4hv0rwwivy41.jpg?width=1086&format=pjpg&auto=webp&s=53f3f3db9c7dd00bf752724896822fa22bf6c666
21.ci yüzyıldayız ve ırk ayrımcılığı (apartheid), aynen Nazilerin Nürnberg Yasaları gibi, İsrail Meclisinde kabul edilerek yasalaştı.
19 Temmuz 2018’de ülkeyi sadece "Yahudilere ait özel bir yurt” olarak tanımlayan yeni bir yasa İsrail meclisinde onaylanarak kabul edildi. İsrail’in Anayasası olarak tanımlanan bu 11 maddelik yasa “Temel Yasa - Yahudi Halkının Milli-Devleti İsrail” adıyla yürürlüğe girdi.
Yasanın ilk maddesi İsrail'i "Yahudilerin tarihsel anayurdu" olarak tanımlıyor ve "Yahudilerin ülkenin kaderini tayin etmede özel ayrıcalığa sahip olduğunu" belirtiyor. Yasa kapsamında Arapça ülkenin iki resmi dilinden biri olmaktan çıkarıldı; Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak Filistinlilerden ele geçirilen işgal altındaki topraklarda Yahudi yerleşimleri ya da kolonilerin yapımına devam edilmesi “milli çıkar" olarak tanımlandı; "birleşik ve bütün" bir Kudüs'ün başkent olduğu belirtildi.
NÜRNBERG YASALARI GİBİ
Yasanın 10.cu maddesinde “Yahudiler” ve “Yahudi olmayanlar” (Jews and Non-Jews) ayrımı net ve açık bir biçimde belirlendi. Böylece İsrail’de yaşayan azınlıklar, Müslüman ve Hristiyan Filistinliler, Ortodokslar, Katolikler, Süryaniler, Dürziler, Çerkesler, Bahailer görmezden gelindi. Yani artık İsrail vatandaşı olmak yeterli değil: Önemli olan Yahudi ırkından gelmek! [1]
Bu ayrımının yapılması, bir zamanların Güney Afrika Cumhuriyeti’nde geçerli olan“Avrupalılar” ve “Avrupalı olmayanlar” (Europeans and Non-Europeans) ayrımını anımsatıyor. Azınlıkların dışlanması bir yana, daha da beteri, bir zamanlar Nazilerin Yahudilere yaptığı gibi, bu kez sadece Filistinlileri kapsayan ırkçı bir yaklaşımın yasada yer aldığı görülüyor: Filistinliler ulusal kimlik ve tarihsel köklerini inkar etmeleri koşuluyla İsrail vatandaşı olabiliyorlar. Ancak, Yahudilere özgü topluluklara katılmalarına, onlarla aynı yasal ve eşit haklara sahip olmalarına, toprak edinmelerine, seyahat etme ve örgütlenme özgürlüğüne izin verilmiyor. Böylece azınlıklardan da beter ikinci sınıf vatandaşlar olarak tescilleniyorlar. İlhak edilmesi planlanan bölgelerdeki Filistinlileri de kapsayan bu uygulama iktidar olan tüm hükümetleri şimdiden bağlayıcı oluyor. Yani hiçbir hükümet bu Anayasa maddelerine itiraz edemeyecektir. [2]
İSRAİL’DE SADECE DİNİ NİKAH GEÇERLİDİR
Zaten İsrail’de resmi nikah diye bir şey yoktur, geçerli olan salt dinsel nikahtır. Yahudiler arasındaki evliliklerde tek yetkili kurum İsrail Baş Hahamlığı ve Hahamlık Şeriat Mahkemeleridir. Yahudi’nin Yahudi olmayan goyim (kafir) biriyle evlenmesi Musa Şeriatı (Mosaic Law) çerçevesinde kesinlikle mümkün değildir ve gerçekleşemez. [3]
Ancak, goyim kişi Yahudi dinine geçerse o zaman dinsel törenle evlilik mümkün olabilir. Diğer etnik ve dinsel topluluklar [4] da kendi dinsel gelenekleri ve kendi din adamlarının aracılığı ile evlilik işlemlerini yapmak zorundadır. Osmanlı yönetiminden kalma ve İngiliz mandası altında bile sürdürülen bu çağdışı sistem İsrail’de halen yürürlüktedir.
TÜM BU GELİŞMELER NEYİN HAZIRLIĞI?
İsrail’in Haaretz gazetesi yazarlarından Gideon Levi bu konuda şöyle yazıyor:
“Böylesine bir çoğunlukla İsrail’i resmen bir Apartheid devleti ilan etmek mümkün olacak. Ayrımcılığa verilen bu destek ve işgalin sürdürülmesi göz önüne alındığında hiçbir şey şu yalın gerçeği çürütemez: Neredeyse tüm İsrailliler Apartheid’ın sürmesini istiyor. (…) Aşırı sağ, Batı Şeria'nın ilhak edilmesini istiyor. Böyle bir adım oy toplamada avantaj sağlayacak, ancak, sonunda İsrail’in demokrasi maskesini parçalayacak, hem yurtiçi hem de yurtdışında tepkiler yaratacaktır.
Ancak, Filistinlilerin kovulmasını veya yok edilmesini veya Tapınak Dağı’na (Haremi Şerif) Üçüncü Tapınağın inşasını, oradaki camilerin (Mescidi Aksa, Kubbetüs Sahra) yıkılmasını savunan veya hayal eden faşist sağ kanat için hiçbir vicdan sahibi oy kullanamaz. Netanyahu’nun ılımlı olduğu iddia edilen Likud partisi, yalnızca mevcut durumu, yani ilan edilmemiş Apartheid’ı sürdürmek istiyor.” [5]
AVRUPA BİRLİĞİ VE EMPERYALİSTLER APARTHEID’I GÖRMEZDEN GELİYOR.
Tüm bu olan bitenlere karşın Avrupa Birliğinden ve dünya kamuoyundan çok cılız tepkiler geldi. Zaten konu hemen gündemden düşürüldü. Türkiye’de mangalda kül bırakmayan anlı şanlı aydınlar, akademisyenler, köşe yazarları bu gelişmeleri görmezden, bilmezden geldiler, ya da ruhları bile duymadı.
İsrail’in Anayasasını “kurumsallaşmış ırkçılık” olarak tanımlayan İsrailli tarihçi İlan Pappe “bu tür ırkçılığa karşı son savaşın Güney Afrika'da zaferle sonuçlandığını” belirtiyor ve Ortadoğu’da, özellikle Batı’nın dokunulmazlık kalkanı altında olan yeni bir apartheid devletin hoş görülmemesi gerektiğini vurguluyor:
“Tarihsel Filistin'de ırkçılığa böylesine uluslararası bir destek verilmesi, hepimizin söndürmeye çalıştığı ateşi daha da körükleyecektir. Bu tür ırkçılığın özünü geçmişte tanımlamak zor olabilirdi, ancak günümüzde tüm insanlık dışı yapısı ve çirkinliğiyle ortaya çıkmış olup biraz onur ve utanması olan herkesin buna karşı çıkması gerekir. Dünya daha önce apartheid’ı yok etmeyi başarmıştı ve bunu tekrar başarabilir.” [6]
Ne dersiniz, başarabilir mi?
DİPNOTLAR
[1] Yasanın ilk maddesi özetle şu şekilde: A- İsrail devletinin üzerinde kurulduğu İsrail toprağı, Yahudilerin tarihsel yurdudur. B- İsrail Yahudilerin milli yurdudur; bu yurtta Yahudiler kendi doğal, kültürel, dinsel ve tarihsel kaderini belirleme hakkını yerine getirir. C- İsrail’in kendi milli kaderini belirleme hakkı sadece Yahudilere aittir.

[2] 15 Eylül 1935'te Nürnberg'de toplanan Naziler de dünyayı korkunç bir sona sürükleyecek etnik-ırkçı ve şoven yasaların yürürlüğe konmasına karar veriyorlardı. Naziler “Tevrat’ın Tanrı tarafından seçilmiş üstün ve kutsal millet” inancını ters yüz eden Ari ırk kuramını Alman Meclisinde onaylayarak resmi yasa haline getirdiler. Nürnberg Yasaları Almanların, alt ırklar, Yahudiler ve Siyahlar ile evlenmesini yasaklıyordu. Etiyopyalı Yahudiler (Falaşalar) sırf derilerinin rengi siyah olduğu için toplumdan dışlanıyor, hatta kısırlaştırılıyor, ülke demokrasi maskesiyle gizlenmeye çalışılan fanatik bir din devletine dönüşmüş durumda.

[3] Zira Tevrat’a göre İbranilerin gelecekteki kurtarıcısı Maşiyah (Mesih) İbrahim’in soyundan gelecektir ve Filistin toprakları “Tanrı tarafından vaat edilen kutsal toprak olarak bu soya verilmiştir. İşte o nedenle İbrahim’den gelen döl, soy ve ırkın korunması, yabancılarla kesinlikle karışmaması, goyim uluslarla evlilik yapılmaması gerekmektedir. Musa’ya verilen buyruklar budur:
“Senin İsrail oğullarına söyleyeceğin sözler bunlardır. Siz bana kahinlerin krallığı ve kutsal millet olacaksınız. (…) Atalarınızın soyunu seçtiği için Rab sizi Mısır’dan çıkardı. Amacı sizden daha güçlü ulusları önünüzden kovmak, onların ülkelerine girmenizi sağlamak, mülk edinmeniz için onların topraklarını miras olarak size vermektir. (…) RAB’bin sonsuza dek size vereceği bu topraklarda yaşamak için RAB’bin buyruklarına uyun. (…) RAB sizi övgüde, ünde, onurda yarattığı tüm uluslardan üstün kılacağını, kutsal bir millet olacağınızı açıkladı. (…) RAB sizi yeryüzündeki tüm uluslardan üstün kılacaktır.” (Tevrat, Çıkış 19:6; Tesniye 4: 37, 38, 40; 26: 18-19; 28: 1) (…) O ulusları tamamen yok edeceksin; onlarla anlaşmayacaksın, ve onlara acımayacaksın; onlarla akraba olmayacaksın; kızını onun oğluna vermeyeceksin, onun kızını oğluna almayacaksın.” (Tesniye 7: 1-24)

[4] (Müslüman veya Hristiyan Filistinliler, Ortodokslar, Katolikler, Süryaniler, Dürziler, Çerkesler, Bahailer)

[5] Parantez içindeki açıklamalar tarafımdan eklenmiştir.

[6] The Hindu, Israel’s new law is a form of apartheid, Ilan Pappe, 26.7.2018, İngilizceden çeviri ED. Prof. Pappe şu an İngiltere Exeter Üniversitesinde Sosyal Bilimler ve Uluslararası İlişkiler Bölümde görev yapıyor. Üniversitenin Filistin Etno-Siyasal Araştırmalar Merkezi’nin direktörü. Sol görüşleri ve anti-siyonist eleştirileri nedeniyle İlan Pappe İsrail Meclisince suçlu bulundu. Eğitim Bakanlığı ülkeden atılması için çağrı yaptı, fotoğrafı gazetelerde yayınladı, hedef gösterildi, ölüm tehditleri aldı. Hayfa Üniversitesi Tarih Profesörlüğünden kovuldu, 2008’de İsrail’den kaçmak zorunda kaldı. Pappe’nin ailesi de 1930 da Nazilerden kaçmıştı ! Yazıları ve görüşleri Avrupa medyasınca görmezden geliniyor.
submitted by GreatJudge0 to u/GreatJudge0 [link] [comments]


2020.04.17 03:24 karanotlar Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 4

Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 4
https://preview.redd.it/544rab0ez9t41.png?width=976&format=png&auto=webp&s=341c1b91623d420c7739b60d9c835f89a67a33c7
Sosyalizm İçin
2
Sosyalizm, bir ideal uğruna yeni bir şeyler yaratmak için bir araya gelmiş kişilerin irade eğilimidir.
O halde eski sistemin ne olduğunu ve çağımızda eski gerçekliğin neye benzediğini görelim. Çağımızdan şimdiden, birkaç yıl ya da birkaç on yıl gibi sınırlı anlamıyla değil, en az son dört yüzyıl olarak bizim zamanımız kastedilmektedir.
Bunu akıllarımıza sokalım ve burada baştan belirtelim ki: sosyalizm geniş kapsamlı sonuçları olan büyük bir gayedir. Sosyalizm, insanların gerileyen ailelerini tomurcuk veren bir kültürün zirvesine, ruha ve dolayısıyla da birliğe ve özgürlüğe yönlendirilmesine yardımcı olmayı diler.
Ruh bireylere doğru çekilir. Ruhu halka taşıyanlar, içten güçlü bireylerdi, halkın temsilcileriydi; şimdilerde ise ruh bireylerin, tüm güçlerini tüketmiş marifetli insanların içinde yaşamaktadır
Bu tür sözler, profesörlerin ve hiciv yazarlarının kulaklarını tırmalamaktadır ve de bu fesatçılar tarafından döllenmiş düşünüşe sahip olanları sinirlendirmektedir. Bu fesatçılar, insanların ve dahi hayvanların, bitkilerin ve tüm dünyanın daimi bir ilerlemeye, en aşağı seviyeden en üst seviyeye, cehennemin en derin pisliğinden en yüksek cennete, yukarı doğru bir hareket içerisinde olduğu doktrinini yayanlardır. Ve dolayısıyla mutlakıyet, kölelik(serflik), lüks düşkünlüğü, kapitalizm, zorluk ve yozlaşma, hepsi, sosyalizme giden yolda salt ilerleme adımları ve aşamaları olarak addedilmektedir. Bu tür sözde bilimsel yanılsamaların hiçbirine bağlı değiliz. Dünyayı ve insan tarihini tümüyle farklı görüyoruz. Farklı söylüyoruz.
Ulusların kendi altın çağları, kültürlerinin zirve noktaları olduğunu ve bu doruklardan yeniden indiklerini söylüyoruz. Avrupalı ve Amerikalı halklarımızın uzun süreden beri –aşağı yukarı Amerika’nın keşfinden beri – böyle bir düşüş içerisinde olduğunu söylüyoruz.
Bir ruhun egemenliğinde oldukları zaman uluslar, kendi büyüklük dönemlerine ulaşırlar ve bu dönemleri devam ettirebilirler. Günümüzde kendilerine sosyalist diyenlerin kulağına bu da kötü gelmektedir oysa kötü değildir; daha yeni, onları, sözde materyalist tarih mefhumunun yandaşlarını Darwinci kisvelerinde bir an için gördük. Aşağıda ele alınacaktır, ancak şu an için devam etmeliyiz. Marksizm ile yolumuz üzerinde yeniden karışılacağız ve onu durdurup yüzüne ne olduğunu söyleyeceğiz: zamanımızın vebası ve sosyalist hareketin laneti!
Düşünürlerin, duygu ile boyun eğdirilmiş insanların, öz-farkındalıkları ve sevgileri dünyanın büyük bilgisinde yekvücut olanların, büyük muzdariplerin ruhudur; ruhtur, ulusları büyüklüğe, birliğe ve özgürlüğe yönelten. Bireylerden, insan kardeşleri ile birlikte ortak bir çabada birleşmek için icbar edici bir maddi ihtiyaç çıkmıştır. O zamanlar, toplumların toplumu, gönüllüğü birliğe dayanan komünallik oradaydı.
Biri muhtemelen şunu soracaktır, insan, tecridini (isolation) terk etmek ve önce küçük sonra büyük gruplarda yurttaşlarına katılmak için zekayı ve içgörüyü nasıl elde etmiştir?
Bu soru aptalcadır ve sadece çöküş dönemi profesörleri tarafından sorulabilir. Çünkü toplum insan kadar eskidir; birinci, verili bir gerçektir. İnsanoğlu nerede bulunursa bulunsun, sürüye, klana, kabileye ve loncalara katılmıştır. Birlikte göç etmiş, yaşamışlar ve çalışmıştır. Onlar, ortak bir ruhla bir arada kalan bireylerdi ki bu doğal ve arızı olmayan bir dürtüydü (hayvanlarda dürtü denilen de ortak ruhtur).
Ancak şu ana kadar bilinen insan tarihinde bu doğal birleştirici nitelik ve ortak ruh dürtüsü her zaman dış biçimlere (formlara) -dini semboller ve kültler, inançlar, dua ritüelleri veya benzeri şeylere- ihtiyaç duymuştur.
Bu cihetle ruh, ruhsuzlukla her zaman bağlantılı olan uluslardadır ve batıl düşüncelere sahip derin sembolik düşünüştedir. Birleştirici ruhun sıcaklığı ve sevgisi, dogmanın katı soğukluğu ile gölgelenmiştir. Sadece imgelemde açığa vurulabilen bu tür derinliklerden doğan gerçek, yalınlığın saçmalığı ile yer değiştirmiştir.
Ruhun olmadığı yerde ölüm olduğu için, ölüm aramızdaki atmosferdir. Ölüm, derimizi istila etmiş ve etimize nüfuz etmiştir.
Bunu dış örgütlenme takip etmiştir. Kilise ve seküler dış baskı örgütleri güç kazanmış ve sürekli kötüleşmiştir: serflik, feodalizm, çeşitli departmanlar ve otoriteler, devlet.
Bu da ruhun insanlar arasında ve üzerinde ve bireylerden akan ve onları birliğe yönlendiren yakınlığın (immediacy) nihai çöküşüne yol açmıştır. Ruh bireylere doğru çekilir. Ruhu halka taşıyanlar, içten güçlü bireylerdi, halkın temsilcileriydi; şimdilerde ise ruh bireylerin, tüm güçlerini tüketmiş marifetli insanların içinde yaşamaktadır. Fakat ruh bir halktan –toplumsal çekişmesi, ebedi kökü olmayan, handiyse havada asılı kalmış gibi duran izole edilmiş düşünürler, şairler ve sanatçılardan- yoksundur. Bazen ruh, sanki onları kadim, unutulmuş zamanlara ait bir rüyadan ele geçirir. Sonra onlar, asil bir küçümseme jestiyle, liri bir kenara koyup trompete uzanırlar, bu ruhta halka ve gelecek nesillere konuşurlar. Tüm temerküzleri, tüm biçimleri ki kendilerinin içinde güçlü bir ıstırap ile canlıdır ve genellikle beden ve ruhun kaldırabileceğinden daha güçlü ve engin olan, haddi hesabı olmayan, renkli figürler, ritim ve armoni eylemi ve ivediliği, hepsi –dinleyin siz sanatçılar!- gelişmesi engellenmiş insanlardır, onlarda toplanan, onlarda gömülen ve onlardan yeniden doğacak olan canlı insanlardır.
Ve onlarla birlikte, diğer bireyler doğmuştur ki ruh ile ruhsuz olanın karışımı tiranları, servet biriktiricilerini, insan kiralayıcılarını, toprak hırsızlarını tecrit etmiştir. Bu tür çöküş ve geçiş zamanlarının başlarında bu insanlar, Rönesans’ta ya da Barok dönemin başlarında en şatafatlı ve ihtişamlı şekilde temsil edildiği üzere, hala merkezkaç şekilde dağılan ve fakat kısmen kendilerinde yoğunlaşan ruhun pek çok özelliğine sahiptir. Tüm güçlü iktidarlarına rağmen hala melankoli, katılık, yabancılık ve olağanüstü hayalcilik izlerini taşırlar. Bu fenomenlerin çoğu için kişi neredeyse şunu söyler: ruh benzeri bir şeyler ya da daha ziyade hayal benzeri şeyler kendilerinden daha güçlü şekilde, tecrit edilmiş kişiliğin kabının çok dar olduğu bir bağlamda yaşamaya devam eder. Ve nadiren, çok nadiren bunlardan biri kötü bir rüyadan uyanır gibi uyanır, tacını bir tarafa fırlatır ve bu insanlar için nöbet tutmak üzere Tur Dağı’nın tepesine tırmanır.
Ve bazen bir perinin beşiğinde uzun süredir beklediği karışık tabiatlar gelir; peri bunlardan Napolyon ve Ferdinand Lasalle gibi büyük bir fatih ya da büyük bir özgürlük savaşçısı, düşünce ve özgür fantezi dehası ya da büyük bir tüccar yapabilir.
Ahlaksızlığımızın belirtilerinden farklı bir şeye ihtiyacımız var, ondan kaçınmak için — ben diyorum ki çok fazla göze çarpan sanat olmaksızın, çok fazla yazılı bilim olmaksızın müreffeh yaşam dönemleri ve halkları, gelenek dönemleri, epik dönemler, tarım ve kırsal zanaat dönemleri vardı ve halen var.
Ve kendilerine ruh zenginliği ve gücün kaçtığı tecrit edilmiş bu birkaç kişi, sadece ruhsuzlukla, yalnızlıkla ve sefaletle bırakılmış atomize ve izole pek çok kişiyle; kendisine halk denen ancak sadece yerinden edilmiş, ihanete uğramış bir yığın insan kitlesi ile yüzleşir. Yerinden edilmiş, melankolik bir gariplik içinde olanlar, kendileri hakkında hiçbir şey bilmese dahi halk-ruhunun içlerine gömüldüğü birkaç kişi olan bireylerdir. Eğer ruh ve insanlar yeniden birleşip dirilecekse, yerinden edilmiş, zorluk ve yoksulluk içinde bölünmüş olanlar, ruhun kendilerinde yeniden akması gereken kitlelerdir.
Ruhun olmadığı yerde ölüm olduğu için, ölüm aramızdaki atmosferdir. Ölüm, derimizi istila etmiş ve etimize nüfuz etmiştir. Fakat bizde, saklı özbenliğimizde, en gizli ve derin rüya ve arzularımızda, sanatın figürlerinde, en güçlü isteğimizde, derin düşünceli iç görüde, kasıtlı eylem, aşk, umutsuzluk ve cesarette, ruhsal sıkıntı ve neşede, devrim ve birlik halinde, orada, hayat, güç ve zafer ikamet eder; ruh saklıdır ve üretilir ve güzellik ve komünallikle bir halk çıkarmak ve yaratmak istemektedir.
Sonra gelen tarihte insan ırkının en görkemli parladığı zamanlar, ruhu insanlardan yalnız bireyin derin yarıklarına ve oyuklarına sızdırma temayülünün yeni başladığı ve şimdilik çok ilerlemediği, ortak ruhun, toplumların toplumunun, ruhtan kaynaklanan pek çok birliğin birbirine bağlanmasının tam çiçeklendiği ve fakat halkın büyük ruhu ile hala doğal bir biçimde kontrol edilmesine rağmen deha insanlarının halihazırda zuhur ettiği, dolayısıyla onların büyük emeği tarafından sıradan bir biçimde korkutulmadığı, daha ziyade onları komünal yaşamın doğal bir meyvesi olarak kabul ettiği ve kutsal hislerle onlardan zevk aldığı zamanlardır. Bu cihetle, kendi yaratıcılarının isimlerini genellikle gelecek nesillere zor devrederler.
Yunan halkının Altın Çağı böyle bir zamandı; Hristiyan Orta Çağı böyle bir zamandı.
İdeal değildi; bir gerçeklikti. Ve dolayısıyla, yüce, kendiliğinden oluşan ruhanilik ile birlikte eski baskı kalıntılarını ve dışsal gaddarlık, dayatılan güç, devlet tarafından ileride yapılacak baskının başlangıcını şimdiden görüyoruz. Fakat ruh daha güçlüydü; aslında sıklıkla çöküş zamanlarında zulmün tiksindirici araçları haline gelen iktidar ve bağımlılığın bu tür kurumlarına dahi sızdı ve onları güzelleştirdi. Tarihçilerin “kölelik” dediği her şey her zaman ve tümüyle böyle değildi.
Bu bir ideal değildi çünkü ruh oradaydı. Ruh, yaşama, anlamını ve kutsallığını verir; ruh neşe, güç ve haz ile şimdiki zamanı yapar, yaratır ve ona sızar. İdeal; şimdiki zamandan, yeni olan bir şeye doğru döner. Geleceğe, daha iyi olana ve bilinmeyene özlemdir. Çöküş zamanlarından yeni bir kültüre doğru giden yoldur.
Ahlaki bozulma halinden kurtulmaya çalışıp yenilenmiş ilk kültürün efsanevi zamanlarına, komünizme kaçan ilk insanlar; görülebilir, dokunulabilir, ifade edilebilir bir forma sahip yeni bir ruhun çekiciliğine uzun süre kapılmamıştı.
Burada bir mim daha koyulmalı. Dönüm noktasına ulaşmış bu muzaffer zirve zamanlar diğer dönemlerden önce cereyan etmişti. Bu dönemler sözde ilerlemede tek bir zamanı değil, tekrar ve tekrar birbirini izleyen ve birbirine karışan halkların yükselişleri ve çöküşlerini kapsar. Bağlayıcı ruh da, doğal birbirine ait olma dürtüsüyle gönüllü temelde ortak bir yaşam da orada vardı. Fakat tüm detaylarında güzellikle ve özgün bir armonide uyumla parıldayan katedral kuleleri cennete doğru yükselmedi ve dingin sükûnet içerisindeki sıra sütunlu salonlar gökyüzünün saydam maviliğine karşı ayakta durmadı. Bunlar, daha basit gruplardı: henüz bireysel istidat ve öznellik kişilikleri, halkın temsilcileri olarak var olmamıştı; ilkel, komünist bir yaşamdı. Yüzlerce yıllık ve genellikle bin yıllık bir görece durgunluk vardı – var – . Durgunluk, duyun siz bilimsel ve liberal çağdaşlar, o zamanlar içindir, o halklar içindir ki neredeyse düne kadar kültürlerinin bir nişanesi olarak vardı. İlerleme, sizin ilerleme dediğiniz, bu aralıksız harala gürele, yenilik, yeni olduğu müddetçe yeni olan herşeyin peşindeki bu hızlı, yorucu ve sinir bozucu kısa soluklu koşu, bu ilerleme ve onunla ilişkilendirilen kalkınma uygulayıcılarının deli fikirleri ve bu delice, yerine varır varmaz hemen elveda deme alışkanlığı, bu istikrarsız ve rahatsız telaş, bu sabit kalma beceriksizliği ve bu daima hareket halinde olma arzusu, bu sözde ilerleme bizim anormal koşullarımızın, kültürümüzün bir belirtisidir. Ahlaksızlığımızın belirtilerinden farklı bir şeye ihtiyacımız var, ondan kaçınmak için — ben diyorum ki çok fazla göze çarpan sanat olmaksızın, çok fazla yazılı bilim olmaksızın müreffeh yaşam dönemleri ve halkları, gelenek dönemleri, epik dönemler, tarım ve kırsal zanaat dönemleri vardı ve halen var. Varislerinin zaten kendileriyle olduğu ve harika gençliklerini halen onlarla geçirdikleri için pek ihtişamlı büyük dönemlere nazaran daha az şaşalı olduğu ve kendilerine daha az anıt ve mezar taşı dikildiği dönemler, neredeyse rahat denilebilecek daha uzun ve geniş bir yaşam dönemi vardır. Sihri, zorlayıcı gücü ile öz-bilince sahip ruh henüz var olmamıştı. Hristiyanlık öğretilerinde olduğu gibi dünya genelinde ayrılma ve yayılma sürecine henüz girilmemiş, insan ruhları büyüsüne henüz boyun eğmemişti. Böyle zamanlar da vardı: ve böyle insanlar da vardı ve böyle zamanlar geri dönecek.
Böyle zamanlarda ruh saklı görünmektedir. Dikkatli bir inceleme ile dahi kişi neredeyse sadece toplumsal yaşam formlarındaki ve toplumun ekonomik kurumlarındaki dışavurumları ile ruhu ayırt eder.
İnsanlar her zaman en ilk, primitif başlangıçlara, bu zamanların ilk aşamalarına, kendilerini henüz çöküşün ilk zamanlarından, ruhsuzluktan, tiranlıktan, sömürüden ve yönetimsel iktidardan, genelliklede ulusların yardımı ile korudukları zaman dönmüştür. Öyle ki bu verimli durgunluk halinde dünya üzerindeki yeni yerlere yavaş yavaş gitmişler ve buralara, genç ve sağlıklı olarak bilinmeyen mesafeden ve belirsizlik içinden gelerek girmişlerdir. Nitekim geç emperyal dönemin Romalıları ve Yunanlıları bu yenileyici banyoya dalmış ve yeniden ilkel çocuklar haline dönüşmüş, eş anlı olarak Doğudan gelen yeni ruh için uygun hale gelmiştir. İnsanoğlunun empatik gözlemcisi için sonsuz çöküşü ve sonsuz-yeniden-oluşu içerisinde erken dönem Bizans sanatı -kolaylıkla geç dönem Yunan da denilebilir- eserleri kadar dokunaklı, acı verici ve aynı zamanda neredeyse çocukça dindar imanı canlandırıcı bir şey daha neredeyse hiç yoktur. Nesiller; zarif, latif biçimcilikten ve virtüözlüğün sıkıcı soğukluğundan bu neredeyse çok fazla samimi hisse, bu çocuksu basitliğe ve cismani gerçekliği doğru algılama beceriksizliğine geçişte hangi ahlaksızlıktan ve hangi muazzam yeniden-tesis etmeden, hangi dehşetlerden ve hangi ruhsal sıkıntılardan geçti! Eğer ruh onu pislik ve acı safra olarak tükürmeseydi, göz ve elin ustalığı, sanat ve zanaatta nesilden nesile geçerdi. Bu kadar acı verici ve yine de canlandırıcı görüşte hangi umutlar, hangi derin avuntular yatar, bizim için ve herkes için bundan kim ders alır? Çünkü onlar biliyorlar: hiçbir ilerleme, teknoloji, ustalık bize kurtuluş ve iyilik getirmeyecektir. Bizim sosyalizm dediğimiz büyük dönüşüm sadece ruhtan, sadece içsel ihtiyaçlarımızdan ve içsel zenginliğimizden doğacaktır.
Fakat bizim için dünyada herhangi bir yerdeki karanlıktan hiç bu kadar uzak ve bilinmez, hiçbir sürpriz yoktur? Geçmişin hiçbir analojisi bize tümüyle uygulanamaz. Dünyanın yüzeyi bizim tarafımızdan bilinmektedir, ellerimiz onun üstündedir ve nazarımız onun çevresinde dolanmaktadır. On yıllardır ya da bin yıldır bizden hala ayrı olan halklar –Japonlar, Çinliler- ilerlememiz için, kendi durağan yaşam biçimlerini ve medeniyetimiz için kendi kültürlerini hevesle takas ediyorlar. Bu devletin diğer, daha küçük halkları Hristiyanlığımız ile ya da alkol ile yok edilmiş veya bozulmuştur. Bu sefer, yenilenme kendimizden gelmelidir, gerçi bunu yaparken bize en çok belki de yeni bir karışımın halkları – Amerikalılar gibi- eski devirlerden halklar -Ruslar, Hintliler gibi- ve belki de Çinliler faydalı olacaktır.
Bizler çöküşün halkıyız; bu çöküşün öncüleri aptalca güç yarışı, bireyin utanç verici tecridi ve teslimiyeti nedeniyle yorgun düşmüş olanlardır.
Ahlaki bozulma halinden kurtulmaya çalışıp yenilenmiş ilk kültürün efsanevi zamanlarına, komünizme kaçan ilk insanlar; görülebilir, dokunulabilir, ifade edilebilir bir forma sahip yeni bir ruhun çekiciliğine uzun süre kapılmamıştı. Kendilerini büyüleyen çok kuvvetli bir yanılsamanın görkemine sahip değillerdi. Fakat onlar eski büyük dönemlerin batıl, acınası, tanınamaz kalıntılarını terk ettiler. Sadece dünyevi mutluluğun peşinde koştular ve böylelikle yaşamları kurumlarına, sosyal yaşamlarına, çalışmalarına ve malların dağılımına nüfuz eden adalet ruhu ile yeniden başladı. Göksel yanılsama öncesinde dünyevi bir eylem olarak adaletin ruhu ve gönüllü birlikteliğin yaratılması, sonradan dünyevi eylemi topluma kazandıracak ve dahası onu doğal olarak ikna edici kılacaktı.
Bu sözlerle, geçmiş uzun binyılın barbarlarından mı bahsediyorum? Araplar’ın, İrokualar’ın, Grönlandlılar’ın atalarından mı bahsediyorum?
Bilmiyorum. Eski ve şimdiki sözde barbar halkların kökenleri ve değişimleri hakkında çok az şey biliyoruz. Herhangi bir teamüle ya da gerçek bir delile neredeyse hiç sahip değiliz. Sadece, barbar veya yabani olduklarını öne sürülenlere ait sözde ilkel hallerin insanlığın başlangıcı açısından asli olmadığını biliyoruz. Nitekim zihinsel kapasitelerinin ötesinde eğitim alan pek çok uzman buna inanmaktadır. Bu tür bir başlangıç bilmiyoruz. “Barbarların” kültürleri dahi bir yerlerden gelmiştir, beşeriyette derin köklere sahiptir. Belki de bizim kaçmaya çalıştığımız barbarlık gibi bir barbarlıktan gelmişlerdir.
Kendi halklarımızdan bahsediyorum; kendimizden bahsediyorum.
Bizler çöküşün halkıyız; bu çöküşün öncüleri aptalca güç yarışı, bireyin utanç verici tecridi ve teslimiyeti nedeniyle yorgun düşmüş olanlardır. Artık bağlayıcı bir ruhun olmadığı, sadece bozulmuş kalıntıların, batıl inanç saçmalığının ve onun kaba vekili, dış güç baskısı, devletin olduğu düşüşün halkıyız. Çöküşün halkıyız ve bundan dolayı bu tür çöküşün öncüleri bu dünya yaşamının ötesine işaret edilmesini anlamlı bulmazlar, kutsal olarak inanabilecekleri ve iddia edebilecekleri hayali bir cenneti tasavvur edemezler. Bizler, sadece tek bir gerçek ruhla – komünal yaşamın dünyevi konuları ile ilgili adalet ruhuyla- tekrar yukarı çıkabilecek olan halkız. Bizler, sadece sosyalizmle kurtarılabilecek ve kültüre getirilebilecek halkız.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/2020/04/12/sosyalizme-cagri-gustav-landauer-4/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.04.06 11:05 dijitalwebajansi Antalya Web Tasarım Dijital Pazarlama

FİRMA SİTESİ YAPTIRMA
Firmanız için web sitesi yaptırmak istiyorsunuz ancak süreç hakkında bilginiz yok ise bu makale ile tüm soru işaretlerinizi gidereceksiniz.
Firmanız için site yaptırmadan önce birçok ajansla görüşüp teklif alabilirsiniz ancak onların size verebileceklerinden çok sizin neyi ne şekilde istediğiniz, firmanız için yapılacak sitenin hedeflerini belirleyerek yola çıkmalısınız. Mesela reklam, tanıtım, satış, pazarlama vb. tüm unsurların hepsini mi kapsamalı yoksa sadece bir kaçını mı? Bu yüzdende süreç hakkında bilgi sahibi olmalısınız. İşte firmanız için bir web sitesi yaratırken gerekli olacak her şey ve onu mükemmel hale getirebilmek için işinize yarayacak başlıklar, bilgiler:
DOMAİN
Her web adresinin bir domaini vardır ve bu domain o siteye özgündür. Bir domain sadece o domainin sahibi tarafından kullanılabilir ve erişilebilir. Domain, insanların interneti taraması ve belirli bir web sitesine erişmesi için kolaylık sağlar.
Bu yüzden ilk olarak firmanız için oluşturacağınız site için uygun bir domain(alan adı) belirlemek ve satın almak önceliğiniz olmalı.
Örneğin Antalya Alanya’da “Bir çiçek Antalya” isimli çiçek üretim firmanız olsun https://dijitalwebajansi.com gibi. Tabi bu sizin yaratıcılığınız, hayal gücünüz, amacınıza göre değişebilir.
HOSTİNG
İnternet siteleri de tıpkı insanlar gibi bir yaşam alanı üzerine kurulurlar. Bir internet sitesini yayınlamak için gerekli olan sanal yaşam alanına “hosting” adı verilir.
Web sunucuları, normal bilgisayarlardan donanımsal olarak daha özellikli makinalardır. Serverlar; “data Center” veya “veri merkezi” olarak adlandırılan yerlerde tutulurlar.
PROFESYONEL WEB TASARIMI
Günümüzde profesyonel web tasarım, firmaların olmaz ise olmaz tanıtım araçlarının en başında geliyor. Profesyonel web tasarımı diğer özelliklerden ayıran özellikleri; gelişime açık bir yazılım ve tasarımının başka tasarımlara benzemeyen, özgün, kullanışlı bir tasarım olması, mobil uyumlu olması, hızlı olması ve güvenlik önlemleri alınmış olmasıdır. Web tasarımınızı teslim ettiğiniz profesyonellere bunları vurgulayarak belirtiniz. Gelişime açık bir yazılım kullanılması değişiklik taleplerinizde olumsuz yanıt almamınızı sağlayacaktır. Buda sizi web sitenizden vazgeçme, yeni web sitesi oluşturma, veya ani gelişen teknolojiden geri kalma gibi durumlardan kurtaracaktır. Günümüz dünyasında güncellik en önemli etmenlerin başındadır.
YAZILIM VE KODLAMALARA UYGUN SİTE
Yazılım ve kodlamaya uygun bir web sitesine sahipseniz yeni stratejiler oluşturmada size fayda sağlayacaktır. Güncellemeler ve sürekli geliştirilebilirlik açısından yazılım ve kodlama önemli bir unsurdur.
KULLANIŞLI PANEL
Her şeyide ajansınızdan beklemeyeceksiniz. Anında değişiklik yapmak istediğinizde panele girip dümene geçeceksiniz. Eğer istediğiniz web sitesini oluşturursanız içerikleri (fotoğraf, ürün, adres, makale vb.) her şeyi Facebook’ta yazı yazar gibi ya da twit atar gibi panelinizden yapabileceksiniz. Genelde hiç web sitesi yönetmeyen insanlar bunu yazılımcıların veya kodlama yapan insanların yapabileceğini düşünür ancak öyle değildir. Bu yüzden Sitede ne kadar karışıklık olursa admin panelinin kullanılması bir o kadar zor olur.
KALİTELİ GÖRSELLİK, İÇERİK
Her sektörün görsellik anlayışı farklı olabilir. Yemek firması iseniz; web sitenizde kullanacağınız görseller, yemeklerinizi, mekânınızı ve manzaranızı en iyi şekilde yansıtmalı. Web sitenize girerek sizi araştıran ziyaretçileriniz, görsellerden etkilenmeli işletmenize ve ürünlerinize arzu duymalı tüketim içgüdüsü harekete geçmelidir. Ortaya konan bir ürün ise tasarımda mutlaka ürüne ait sade fotoğraflar yer almalıdır. Çeşitli yöntemlerle görüntülere derinlik ve boyut kazandırılmalıdır.Göz alıcı ve etkileyici görseller kullanılmalıdır.
Web tasarımda görsellik konusuna önem vererek, feed back oranının arttığını ve web site trafiğinizin yükselişe geçtiğini göreceksiniz.
SEO
Seo internet ortamında sizin öne çıkmanız, rakiplerinizden daha iyi olduğunuzu, tercih edilmesi gerekenin siz olduğunuzu hedef kitlenize gösteren unsurdur. Seo çalışması bir web sitesi için belki de en önemli unsurdur. Kötü bir siteye sahip olsanız dahi diğer tüm maddeleri çok etkili kullanan sitelerin önüne seo çalışması sayesinde geçebilirsiniz. Elbette seo çalışması birçok yönü ve etmeni olan bir konu. Size bu konuyu ayrı bir alan olarak incelemenizi tavsiye ediyoruz
SOSYAL MEDYA
Günümüzde insanlığın nerdeyse tüm gününü sosyal medya platformların da geçiriyor. Sosyal medyaya verdiğiniz önem sitenizin trafiğine çok ciddi katkılar sağlayacaktır. Firmanız emin adımlarla büyürken, takipçi kitleniz artacak, sitenize gelen trafik yükselecek ve bilinirlik değeriniz artacaktır. Kurumsal görüntüsü oturmuş, özgün paylaşımlara sahip bir sosyal medya hesabı üzerinden doğru reklam kampanyaları kurgulandığında, ciddi anlamda kaliteli dönüşümler sağlanacaktır. Daha fazla bilgiye https://dijitalwebajansi.com/category/web-tasarim/ adresinden ulaşabilirsiniz.
submitted by dijitalwebajansi to u/dijitalwebajansi [link] [comments]


2020.02.09 11:59 SikiTuttunSaruman KGB REDDİTİN KURULUŞU 8.BÖLÜM

Her şey çoktan sona erdi.
Sarumanın günlükleri 9. Kayıp cilt, 2.ekleme, sayfa 1119
~~ Bu bölümün müziği~ ~
"Ne ilginçtir ölüm!"
Diye bağırdı u/YanikTheGent
KGBTR ayaktayken içtiğimiz şarapların ahengine kapılmıştı o da.
Beyaz asamı alıp ilerlerken geçtim tonla hobbitin arasından, tavernamızda yine soğuk yellerin yadigarı bulutların gür şarkısı patlıyordu. fakat bu sefer tek bir farkla, masanın üzerinde zıplayan u/rientala19'un ayak sesleri bozuyordu tüm ritmi.
Rasathanenin sokağını geçtiğimde sıhhiyeye gelmiştim, yatağında yatan u/s_v_m gülümsüyordu.
"Hala iyileşemedin mi babalık?"
"Ölü gibiyim amına koyayım, benim yerime siz sikersiniz artık repostları" dedi gülerken. Kapıda u/ministerblackveil ve u/berdog elf peksimetleriyle iyileşmesine yardım etmek için bekliyordu.
Yolda gördüğüm u/aprencher'in koluna girdiğimde ise ağzımdan çıkacak bir deli saçmasına inanabilecek yegane adamın o olduğunu biliyordum. "Gitmemiz gerek"
"Nereye Saru? Delirdin mi sen amk?" diye sorgularcasına bakıyordu suratıma, kelimesini ağzına tıkıp devam ettim konuşmama.
"Shadowban ve diğer tonla şey gelmek üzere. u/IAmAHustle u/borderlineomer'i kurtarmak için gitti bile."
"Kgb yalnız kalacak..."
"Zor, ama imkansız değil." diye cevapladı sitemimi.
Her şey giderek daha karmaşık hale geliyordu. Tüm bu soru işaretlerinin arasında aklımdaki tek çıkış yolu, u/s_v_m'nin de bizimle gelmesi olabilirdi sadece. Birkaç komutana ihtiyacımız vardı.
"u/mcakici nasıl olur?" diye sordum sesimi yükseltmeden. Bir büyücünün sessizce bir şeyler fısıldaması ise çoktan dikkatleri çekmişti bile.
"Oo, vay saru. Neler oluyor böyle fısır fısır. Ne işler çeviriyorsun?" diye yaklaştı u/ImmortalThoth. Her şeye muhalefet orospu çocuğu yine bir şeylere çomak sokmuş, cevabımızı bekler duruyordu.
"Dinle..."
"?"
"Bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor. Beklenmedik bir yolculuğa..."
"Ben varım, planı anlat."
Bu fazlasıyla cesur adam ille de tüm planı duymak istiyordu, fakat maia ruhum istemiyordu gerçekleri saçmaya ortalığa. En azından zamanı gelene kadar.
"1 kasımda bizim ile kgb controversial posts'ta benim postun altına buluş, sana her şeyi anlatacağım." dedim eline bir altın tutuştururken.
"Pekala, seni hınzır büyücühehe" diye gülümseyerek çekildi ortalıktan elindeki altının gerçekliğini dişleriyle kontrol etmeyi unutmadan. Bir kişi daha.
************************************************************************************************
O günün sonuna gelene kadar elimden geldiğince çok insana ihtiacım vardı. Lord'un Textpost çağrısı ile ghostları toplamasının ardından bu gereken şey olabilirdi. Tüm kgb'nin içinde olacağı bir aktivite düzenlemeyi deneyebilirdik, ya da elimize yüzümüze bulaştırıp karanlığa esir düşer ve goblinlerin kör yüreklerimizi çürük dişleriyle parçaladığı ana kadar acı icinde dönerdik. Seçim bize aitti.
"Ne düşünüyorsun saru?" diye yaklaştı u/Cathessis. Planımıza o da dahil olacaktı, hem de en beklemediği anda. hehehe. Fakat şimdilik dikkatini dağıtmam gerekiyordu, asamı bir at gibi yola sürdüm ve üzerine atladım; arka kısmına deh diye vururken zıplaya zıplaya uzaklaşıyordum ondan. Sinsi planlarımı farketmiş olamazdı...
"Nerey..."
"Acelem var vuhuu yeni edit yapmam gerek" dedim ak saçlarım suratıma vururken. Zıplaya zıplaya gitmem kafasını karıştırmıştı, işte bu! Şimdi tek ihtiyacım u/terstensaplayan123'ten alacağım bir nsfw ile zabumafuyu bu yolculuğa hazırlamaktı. Yehuv Saruman! İşte şimdi çüklerin savaşma vakti, nasıl olsa downvoterları hakladık sayılır.
Kapıdan girmemle üzerime tekrar hüzünün çoktüğünü hissettim, hala daha shelob ile ayrılığımızın yükleri duruyordu üzerimde. Fakat gerçek bir kgbli üzülmezdi. Sadece seks yapar ve çiğ et kemirirdi, parçalayıp yoluma devam etmeliydim.
*************************************************************************************************
1 Kasım
O sabah sessizce yürüyüp controversial postun altında yerimi almıştım. u/ImmortalThoth da keza oradaydı, ağzımdaki baklayı çıkarmanın zamanı gelmişti.
No nut geldiğine göre şafak sayma vakti. Arkama geçin hobbitler ve KGB, uzun bir yolculuğa çıkıyoruz...
Sesler kesildi kgbde, savaşın üzerinden geçen sadece birkaç günün ardından bunu kimse beklemiyordu sanırım. Ayrıca herkesin kafası sikile sikile türk kahvesi gibi olmuştu, beklediim tepki pek de farklı sayılmazdı aslında.
"Ben varım" diye bağırdı delinin biri, bu u/Lephistodesign'di. "Hadi yola çıkalım!"
Vay canına, hızlı olmuştu.
"Sizinleyim" diye yanıma geldi u/rientala19, sayının giderek artışı ilgimi çekiyordu; dün gece yağlaya ballaya çektiğim 31in ardından bu iyi gelmişti.
"Ben de varım!" diye bağırdı u/Cathessis, "size bir rehber lazım".
Giderek artıyordu sayımız, ilginçleşiyordu her şey.
"Yürü, Saruman!" diye bağırdı mod nişanıyla u/YanikTheGent, istemsizce gaza getiriyordu beni. Keza bir süvari isterdik yanımızda. Masanın üzerinde Textpost gününe özel bırakılmış, kelimelerden bir nsfw gördüm, her şeyi daha da güzel yapıyordu.
Nsfw'nin kendisi
Vay amk.
Hızlı hızlı u/TigrisSs'in yanına yürüdüm, fakat o oralı olmadı. Durumun imkansızlığından dem vuruyordu keza. Fakat yapabilirdik.
"Ben denemiştim daha önce..." dedi u/lettersnumbers_-, "şimdi ne yapmamız gerekiyor?"
Tam da işin siklere varan kısmından bahsedecektim ki bir ses daha yükseldi:
"Milleti gaza getirip, engelleyip zeytin yağı ile 31 çekeceksin. Kanmayın bu deliye, günde 5 postası var!"
İşler çığırından çıkıyordu giderek, böyle giderse asla ilerleyemeyecektik bile. Ne diyeceğimi düşünürken de aklım iyice dolmuştu, ayrıca tereyağı daha iyi olmuyor muydu amk?
"Saruman!" diye girdi konuşmaya u/s_v_m, Deus ex machine gibi belirmişti kapıda orospu çocuğu
"SikiTutmaSaruman!"
Vay amına koyayım, ne ara iyileşti bu da post atıyor. Neyse neyse, bir cüceden zarar gelmez, hele ki böyle bir yolculukta.
"Pekala, o zaman karar verilmiştir. Arkama geçin, gidiyoruz! Heybelerinizi doldurun ve kılıçlarınızı alın sadece, fazlasına ihtiyacımız yok. u/Cathessis bize yolu gösterecek, ha bir de..."
Sorgulayan bakışlar üzerimde yükselirken eline telefon verilmiş avrupa yakası gaffur gibi kalmıştım, ama bombayı patlatmanın tam zamanıydı.
"...bir de 30 gün kremşantiyi balla karıştırmayacağız"
"?"
"Diyorum ki, yumurtayı küçük kapta çırpmayacağız beyler"
"???"
"Yahu harcı fırına atmayacağız işte!"
"FINDIKLIKEK TARİFİ Mİ VERİYORSUN AMK SARUMANI?!"
"Amnskm 1 ay 31 çekmeyeceğiz işte." Fırladı gitti.
“Sen kafayı sıyırmışsın.”
Tam olarak öyle olabilirdi, kadim zabumafu da bu durumdan pek hoşnut sayılmazdı, fakat yapabileceğimizi biliyordum.
“Hadi yola çıkalım.”
*********************************************************************************************
Gün 1
Cathessis ile konuşup yola çıktık, 3 yıldır bu yolun müdavimi olmuş bir adam olarak ihtiyacımız olan yardımı alacağımız kesindi, o ise bizi dar geçitlerle dolu heybetli bir dağın içinde bekliyor olacaktı. İşin ilginci, daha ilk günden bir sürü insanı geri dönerken gördük, pornhub parametreleri gösteriyordu ki 20 milyon kişi çoktan vazgeçmişti bile. Daha ilk günden… İyi yanından bakarsak ise 2 gün önceden herkes sikini duvarlara vura vura 31 çekmiş olacaktı ki, hiç kimseyi kaybetmemiştik. En azından böyle olduğunu sanıyorduk…
*Saat 02:30, Kgb çıkışı eski ormanın derinlikleri, geçici bir post çadırı.
.
Svm: Hadi beyler ben de yatıyorum amk iyice geç oldu, başımıza bir iş gelmesin
u/phalakne: Ben de 2 gün önce niyet ettim allah rızası için son pornomu izlemeye. Sapasağlamız hala, tık yok. Ben nöbeti alırım, hem edit fikri falan geliyor gece olunca, iyi oluyor.
2:45
.
...
"HASSİKTİR!"
Phalakne'nin bağırışıyla kalktım yer minderimden, ne oluyor amına koyayım bu saatte? Gece gece yine köyden atılmış orkların biri tagsiz nsfw paylaşsa, yine de ilk günde sayılırdık sonuçta. Hem bu orospu çocukları zaten genelde redditearth'de yeni oldukları için bir kere ban yediler mi, geri girmezlerdi, yani başka bir şey vardı kesin, ben de asayı çekip çıktım dışarıya; tabi her yer zifiri karanlık, sol elini bile zor görürsün. Sesin geldiği yön aynı zamanda sağımda, kamp ateşinin arkasında olması gereken bir çadırın arkasında kalıyordu, yani en azından öyle olmalıydı fakat dediğim gibi o karanlıkta biri sol taşağınızı çalsa sağdakinin haberi olmazdı. Asayla yolumu kontrol ede ede ilerledim.
Çadırın arkasına vardığımda ise yerde yatan cüceyi gördüm. Onu tanımamam imkansızdı, çünkü yerde yatan can dostum u/corneliusvanbaerle'den başkası değildi, phalakne sağ elini sarıyordu bir bezle. Sakalına bulaşmış zamk ise boynuna dökülüyordu.
"Bir dryad. Ağaç ruhu."
"Ne oldu!" diye sarstım omuzlarından tutarak, bilinci kapanıyordu. Bu ormanın bizi kabul etmeyeceğini ta en başından beri biliyordum ama o olamazdı. Daha ilk günden can dostumu kaybedemezdim.
"Üzgünüm Saruman, ben... Ben kaybettim. Bensiz devam edin."
Bir anlığına "Hayır" demek istedim, fakat artık çok geçti. Phalakne yavaşça ayağa kalktı bir iğneyi corneliusun eline sardığı beze tuttururken. Yapacak bir şey olmadığını vurguluyordu adeta, ben de yük taşıyan keçilerden birinin bağını çözdüm. Üzerine atlarken son bir defa baktı hepimize, bitap düşmüş sayılırdı ama az bir yol vardı gitmesi gereken. u/TigrisSs onun geldiğini görecek ve orada onu alacaklardı büyük ihtimal. Son bir kez baktım gitmeden önce, kısa bir cümle kurdu:
"En azından lord usülü oldu, sakalımıza da bulaştırmadık demeyiz!"
Sonrasında sakalındaki zamkı çıkarmaya çalıştı gözden uzaklaşırken, fakat tek yaptığı diğer eline bulaştırmak oldu tabi.
**********************************************************************************************
Gün 3, u/soyadi elendi.
**********************************************************************************************
Gün 5 Post'u (bas buna önemli). Güvenilir dostum u/aprencher ve onca kişiyi kaybettik. Yolda karşılaştığımız bir mutfuck robotu (tam seçemedim ama yüzü aşırı tanıdık geliyordu) ise garip bakışlarla izledi bize yola devam ederken. Yaklaşık 23 kişiyiz.
*********************************************************************************************
Gün 9.
  1. günden beri u/ovzan'ı görmedik. Umarım başına bir şey gelmemiştir, yolumuza devam ediyoruz. Ha bir de, u/ormanayisi erzağımızın büyük bir çoğunluğunu (özellikle bal) yemiş durumda. Bize cesaretlendirici olaylar anlatıyor en azından, çöldeki kutup ayılarının içinde yer aldığı mitler de var tabi ama sanırım hiçbirimiz o kadar bahtsız değil. Yani sanırım benim dışımda hiçbirimiz. Amk kutup ayıları.
********************************************************************************************
Gün 11.
u/Cathessis ile buluştuk, fakat çoğumuz eksik bir şekilde. Tek tek isimleri saydı kontrol etmek için, ama iyiyiz iyi. Ayrıca bugün palantirle bakarken u/yusufokur'un eski sevgilim sakso çekmiş isimli bir çalışmasına denk geldim. orosbuçocu.
********************************************************************************************
Gün 14.
Zorlanmaya başladım. Gittiğimiz yol bile gittikçe kararıyor, gökteki martıdan yerdeki karıncaya kadar. Ayrıca zabumafu harry potterdaki seçmen şapkaya döndü amk, konuşmaya başladı galiba. Bu arada yolda birkaç kgbliyle daha karşılaştık, sayımız eskisine yaklaştı sayılır.
********************************************************************************************
Gün 23.
Nindalf bataklığında gruplara ayrıldık. Ben hobbit u/rientala19 ve u/Brkndt ile kaldım.
********************************************************************************************
Gün 24.
Toplanmayı başardık, fakat mental olarak çöküntülerin altındayız sanırım. Her şeye muhalefet orospu çocuğu u/ImmortalThoth ve u/7piis de bizimle, 9 kişiyiz. Bataklıkta çoğumuz kayboldu veya çok daha kötü şeyler oldu, bilmiyorum...
********************************************************************************************
GÜN 28.
Orodruin'e çok yaklaştık. Hepmizin elinde nsfwler hazır bir şekilde bulunuyor, ve iskandinav tanrıları gibi ruhlara dönüşecek halde gibiyiz. Ne yapacağımızı biliyoruz. İşin ilginci, grupta N'ut'a çıktığımız ilk gün tonla nsfw paylaşılmasına rağmen bugünlerde tık yokmuş, yani en azından palantir öyle söylüyor. Elimizdeki nsfwleri sonsuzluğun ateşinde yok edebileceğimiz tek yere gidiyoruz, Kgb'den çok uzaktaki bir yanardağa.
********************************************************************************************
Gün 29. Orodruin'e vardık. Saat 00:00'da alevlerin en kızgın olacağı ana az kaldı. Umarım birileri hata yapmaz...
Umarım...
******************
Gün 30'un sonu...
Heybemin cebinden bildiğim yegane nsfwleri çıkardım, çok az kalmıştı. bunları son zamanlarda çevre nsfw sublarından toplamıştım, yani gonewild'dan bahsetmiyorum. çok daha derin ve uzun bir yolculuğa aitlerdi hepsi. Benim değerli Nsfw'lerim!
Değerli...
"Bunu yapmasak ne olur ki?" diye sordu u/rientala19, ne olabilirdi harbiden? Kgbye geri döner ve yaptığımızı söylerdik, bir filmdeki domuz sikme sahnesi gibi olurdu. Herkes ezilmiş bir kondom verir ve yaptığını söylerdi ve geek kulübe alınırdı, her şey sakince devam ederdi. Ama yapamazdık. Tüm bu yolculuğumuzun yegane bir amacı vardı, ve bunu başaracaktık.
Saat 00:00
"ATIN!" diye bağırdı birisi, kıyamet koptu! Tonlar cevher düşüyordu lavların arasına, tonla düş sona eriyordu. Cazgır alevler yükseldi, suratımızı yakan sıcaklığın sessiz hükmü gözyaşlarına karıştı; ve bitti. Başardık?
"Ben atmayacağım!"
Aniden sesin geldiği yöne döndüm, ceketindeki nicki okumaya çalıştım: u/ENESM1.
Üzerine doğru koştururken dağ kızmıştı sanki, zangırdıyordu. Zorla üzerine atılırken hepimiz gözü dönmüş bir şekilde koşturuyorduk. Bunun bedelini sadece o değil, hepimiz öderdik. Hem bizim değerli nsfwlerimiz gitmişti, onunki ne hakla duracaktı?!
"VER ONU." Diye atılırken u/ormanayisi, fakat sağa atılıp sıyrıldı hobbit.
"Hayır! Dur!"
rientala kamasını çekti belinden, sağ elinde sıkıca tutmuş şekilde üzerine yürüdü.
"Durun, durun!"
Çevik bir hamleyle yüksekçe bir yere çıktı u/ENESM1, gözleri başka birine ait bir ışıkla parlıyor, aklını leş kargalarına yedirmişçesine bir sağa bir sola bakıyordu.
7piis yayını çekti şaşkınlığını atlatıp, fakat... sanki farklı bir şey vardı.
"Anlatacağım bir şey!"
7piis'in omzuna dokundum,
"Dinlemeliyiz, Söyleyecekleri olmalı."
Oku sol omzunu sıyırıp geçti konuşmacının.
"Bakın"
O onu oradan çıkarana kadar orada dahi olduğunu farketmediğimiz duvarların arasındaki büyülü bir taşı çekti tüm gücüyle, parlak bir ışık yayıldı boşluktan. Bu büyüyü biliyordum. Kadimlerden kalma eski bir mühür. Sadece yılda çok kısa bir an, bir saatten bile kısa, burasının açık olduğu anlamıNedendir ki İçeride gizlenmiş nsfwleri gördüm, o zaman anladım sanırım. Elindeki nsfwyi de onların arasına koydu.
"Ben, ben devam edeceğim. Buraya daha önce de geld"
"Hadi ordan!" diye kesti rientala.
"Bunun imkanı yok."
Fakat konuşmasına devam etmesi için u/brylmz eliyle işaret etti enesm1'e.
"Buraya daha önce de geldim, yolları biliyorum. Fakat tek gelenler sizler değilsiniz. Bambaşka yerlerden, ismini dahi duymadığınız sublardan gelen tonla insan var, birisinin yol göstermesi gerek. Bunları ise saklıyorum çünkü..."
"Çünkü?"
"Çünkü zaten onlara asla bakamıyorum. Bu benim 'kaderim', Buraya gelenlere yol göstermek. En azından buraya gelene kadar bundan emin değildim, fakat artık biliyorum. Her şey, tüm bunlar. Ben devam etmek istiyorum. Bu yüzden, ne olursa olsun buraya geri döneceğim, bambaşka insanlarla birlikte. Her şey için size minnettarım."
Öyle ya da böyle, sanırım herkes bir şekilde bu delinin dediklerine bir şekilde -şu kaya numarası etkileyici olmuştu tabi bir de- inanmıştı. Bizim ise artık gitmemiz gerekiyordu, kgb kasabasında bizi bekleyen tonla insanımız vardı nihayetinde. Hem nasıl olsa geri dönüş için ise kimsenin bilmediği bir yol biliyorduk, maksimum 10 saat sürerdi koca yolu dönmemiz. Fakat insanların hafızalarına bu dönüş yolculuğunu da bir 30 gün sürmüş gibi eklememiz gerekecekti. Peki madem kısa yol vardı da biz neden uzun yolu tercih ettik? Neden nude'ları kartallarla götürmedik? Sanırım önemli olanın yol değil yolculuk olduğunu asla bilemeyecekler ha zabumafu. hop.
...
şş! kalkma zamanı lan nut bitti! Lan!
LAN!
******************************************************************************************************************************************************************************
Ve N'ut böylece sona erdi...
******************************************************************************************************************************************************************************
submitted by SikiTuttunSaruman to KGBTR [link] [comments]


2020.01.28 19:47 guvncnyldz Çıkış Yok

Sonu gözükmeyen, kapısından ötesi tamamen karanlığa bürünmüş bir tünelin girişinin hemen önündeydi. Bir anda girişten dışarı titrek, korku dolu bir bağrış yükseldi.
"Lanetli, Bu tüneller lanetli!"
Sesin geldiği yöne dikti gözlerini ve endişeyle beklemeye başladı. Kısa bir süre sonra bağrışların kaynağı görünür olmuştu. Silüet gitgide belirginleşmiş, en sonunda tanıdık bir simaya dönüşmüştü. Tünelleri araştırmak için içeri girdikleri arkeoloji ekibindeki kazı elamanlarından biriydi bu. Ekipmansız ve kasksız bir şekilde var gücüyle koşuyordu. Tünelin girişinden dışarı nefes nefese attı kendini. Kireç taşından duvarlarla çevrilmiş, tepesindeki yarıklardan sızan ışıkla aydınlanan mağara odasının tam ortasında durup soluklanmaya başladı. Başka biriyle karşılaşmış olmak onu rahatlatmış gibi görünüyordu. Kesik kesik ama aceleyle konuşmaya girişti.
"Şükürler olsun buradasınız hocam... Ekibin geri kalanı... Onlar nerede bilmiyorum..." dedi ağzının etrafına saçılan salyalarını sildi. "Bayılmış olmalıyım, hatırlamıyorum... Onu duydum... Eşyalarımın yanındaydı... Işık saçıyordu ve sonra... Sonra söndü... Ve tekrar" dedi soluk soluğa. Nefes alışverişi, konuştukça daha da hızlanıyor, daha da düzensizleşiyordu.
"Ne diyorsun, ne ışığı? Eşyaların nerede?"
"Hocam... Koştum..." dedi. Vücudu terlemeye ve tir tir titremeye başlamıştı. "Ne oluyor anlamıyorum... Sadece koşuyorum..." derken göz bebekleri yuvalarına doğru kaybolup geri geliyordu. Korkudan bir çeşit kriz geçiriyor olmalıydı. "Çıkış yok! Bu tüneller lanetli" dedi ve bir anda yere yığıldı. Birkaç kez çırpındı, biraz daha titredi ve sessizliğe gömüldü.
Arkeolog ne yapacağını bilemeden öylece kalakalmıştı. Bir yanı bu tahlisiz adamı alıp dışarı çıkartmak, onu bir doktora ulaştırmak istiyor; bir yanıysa daha derinlere inmek, belki bir daha karşılaşamayacağı bu buluşu keşfetmek için can atıyordu. Bu adam ne görmüştü de bu kadar korkmuştu? Mağara, uçsuz bucaksız tüneller, bu odalar ne tür gizemler saklıyordu? Çıkış yok ne demekti? Çok geçmeden kararını vermiş, bilim insanı tarafına yenik düşmüştü. Elinde tuttuğu, nerede bulduğunu ve ne zamandır sahip olduğunu hatırlayamadığı el fenerinin ışığını bilinmeze, tünelin girişine doğrulttu. Fenerin pili biraz önce olduğundan daha az gibiydi. Yine de yol yeterince görünür olmuştu. Derin bir nefes aldı ve insanoğluna ait en derin dürtülere; meraka, korkuya, ölüme ve yaşama doğru yürümeye başladı...
Bir süre sonra fenerin yaydığından başka hiç ışık kalmamıştı tünelde. Geldiği oda artık gözükmüyordu. Sarkıtlardan zemine damlayan ve her seferinde, ilk kezmiş gibi, arkeoloğun yüreğini hoplatan suyun sesinden başka ses duyulmuyordu. Rutubet kokusu o kadar güçlüydü ki duvarlardaki ıslanmış kirecin yapış yapış tadı duyumsanabiliyordu. Tüm reflekslerini ve duyularını hala canlı tutabilmesine olanak sağlayan korku hissine alışmıştı artık. Sona ulaşmaya karşı olan kaygısı yerini, kendisinden daha güçlü olan arzuya ve heyecana bırakmıştı. Adımlarını bu niyetle hızlandırmaya ve hayatının keşfine daha süratle ilerlemeye başlamıştı ki zaten fazlasıyla cılızlaşmış olan ışık, biten enerjisinin son çırpınışlarıyla aniden açılıp kapanmaya başladı. Tünel zifiri karanlıkla dolup taşıyor, hemen ardından fenerin ışığıyla nahifçe aydınlanıyordu. Hiç sırası değildi şimdi. Sönmek üzere olan alete birkaç kez vurdu. Bir yandan da beynine hücum eden sayısız kötü senaryo ile boğuşuyordu. Sonu gelmişti işte. Yitip gitmenin nefesini ensesinde hissedince insan, yaşamak ne de çekici ne de güzel geliyordu. Oysa şimdi çaresizdi. Işık birazdan kapanacak ve bu uçsuz bucaksız tünellerde ölüme kavuşana dek yalnız kalacaktı. Halbuki keşfini yapmayı, geri dönmeyi ve kazı elemanını da alıp çıkmayı umuyordu. Şimdiyse bu umut ona gülünç ve çocukça bir kahramanlık hikayesi gibi geliyordu. Bir kez daha çelimsiz ışığını yaydı fener. O anda hayat, yerdeki bir başka fenerin camındaki anlık parlamayla göz kırptı arkeoloğa. Başından aşağı sıcacık su dökülmüş de, buzları birden çözülmüş gibi hızlıca tutundu bu son ümidine. Yanındaki kasktan da anladığı üzere kazı elemanını kaçarken düşürdüğü fener olmalıydı bu. Böylece uzun zamandır aklına gelmeyen bir soruyu da hatırlamış oldu. O işçi neyden kaçıyordu?
Bu sorunun cevabının, tünellerin altında yatan gizem ve belki de tehlike ile birlikte er ya da geç açığa çıkacağının farkındaydı. Yine de bu kadar hazırlıksız yakalanmayı beklemiyordu. Tüm ümitleri yıkılmış, ardından tekrar canlanmışken; yerdeki feneri aldığı ve gardını tamamen indirdiği sırada, bir süredir geldiği yönde duran ve onu izleyen bir çift gözün varlığı doğmuştu içine. Nefesini güçlükle de olsa duyabiliyor, tüneli dolduran sıcaklığını hissedebiliyordu. Avcının, avını yakalamadan hemen önceki, o herkesin birbirini fark ettiği ama kimsenin hamle yapmadığı an yaşanıyordu. Tüm bu gergin bekleyiş, eski fenerin soluk ışığının aniden sönmesiyle bir anda hayatta kalma savaşına dönüştü. Arkeolog tüm gücüyle ve yeni fenerinin rehberliğiyle koşmaya başladı. Bu sırada arkasından korkunç çığlıkları ve inlemeleri duyulan varlığın sesinin gitgide azalmasından ondan daha süratli olduğunu kestirebiliyordu. Koşarak yol ayrımlarını geçiyor, mağaranın sürekli daha derinlerine iniyordu. O kadar hızlıydı ki bir dönemece geldiğini son anda fark edebildi. Kanında dolaşan adrenalinin de etkisiyle olacak, sert bir manevrayla duvara çarpmadan dönmeyi başardı.
Epey aydınlık bir odanın orta yerine çıkıvermişti. O kadar koşmanın yorgunluğunu hissetmiyordu. Dinlenmeye ihtiyacı yoktu. Neyden kaçtığını zaten bilmiyordu. Şaşkınlıkla etrafına bakındığında fark etti: Sonu gözükmeyen, kapısından ötesi tamamen karanlığa bürünmüş bir tünelin girişinin hemen önündeydi. Bir anda girişten dışarı titrek, korku dolu bir bağrış yükseldi.
"Lanetli, Bu tüneller lanetli!"
submitted by guvncnyldz to u/guvncnyldz [link] [comments]


2020.01.21 22:08 norapsikolojii Anksiyete

Anksiyete
Anksiyete, kaygı ve korku duygularının ağırlık basması sonucu insanlarda bir takım hal ve hareket değişikliklerine neden olan bir zihinsel bozukluktur. Bu hastalık genellikle akıl bozuklukları ve başka hastalıklar sonucu ortaya çıkar.
Tedavi ile iyileştirilebilen bir hastalıktır ancak hastalar genel olarak tedaviyi reddeder. En hoşlanmadıkları şeyler arasında yaşam tarzında yapılacak olan değişiklik ve ilaç kullanımı ile tedavi edilebildiği için hasta ve yakınları için çok zorlu bir durumdur.
Anksiyete bozukluğu sebepleri arasında şunlar vardır;
· Eşten veya aileden ayrılma sonrası çok duygusal bir döneme girilmesi,
· Öfkenin kontrol edilememesi,
· Bağımlılık,
· Çocukluk döneminden kalma zorlu olaylar (cinsel istismar veya şiddet),
· Yaşanılan hayatta aşırı stresli dönemlerin geçirilmesi,
· Bir kişiye veya nesneye aşırı bağlılık durumları,
Yukarıdaki nedenlerden bir veya birkaçından dolayı kişide bu hastalık görülebilir. Sebep olanlar bunlardır. Peki, bir kişinin bu hastalığa yakalandığını nasıl anlarsınız?
Anksiyete Hastalığı Belirtileri
Her hastalık gibi erken teşhis elbette ki çok önemlidir. Eğer bir kişide bu hastalık olduğuna inanıyorsanız aşağıdaki belirtileri takip etmeniz gereklidir. Eğer belirtiler kişiye uyuyorsa illa ki hepsini taşımasına gerek yok, hemen bir uzmana götürülmesinde fayda bulunur. Anksiyete tedavisi gerektiren belirtiler şunlardır;
· Kişinin özgüvensiz hareketleri,
· Bir yere karşı kendini ait hissedememe,
· Dışarı ile iletişim kurmama veya bir konuda düşüncesinde ısrar etmeme,
· Toplum içerisinden devamlı olarak soyutlaşmaya çalışma,
· İnsanların sözlerini çok ciddiye alma ve sürekli olarak düşünme,
· Umutsuz hissetme, devamlı sinirlilik, konsantrasyon zorluğu, hafıza kaybı veya zor hatırlama durumları,
· Kas ağrısı çekmek,
Yukarıdaki durumlar bu hastalık için başlıca sebepler arasındadır. Eğer bir yakınınızda bulunan kişide böyle durumlar görürseniz onun bu hastalığa kapıldığını düşünebilirsiniz.
Tedavi konusunda ise İzmir’e yakınsanız burada Anksiyete tedavisi İzmir bu hastalığı kolayca aşabilirsiniz. Hastalık için erken teşhisin önemli olduğu durumları unutmamak ve şüphelenilen durumlarda fazla beklemeden hemen bir uzmana başvurmak hayati derecede önem taşır. Bu hastalık ciddiye alınması gereken bir hastalıktır.
Hizmet sayfası : https://norapsikoloji.com/anksiyete-tedavisi-anksiyete-nedenleri/
submitted by norapsikolojii to u/norapsikolojii [link] [comments]


2019.12.21 21:41 rsahiner 7. SINIF 2. ÜNİTE HAC VE KURBAN BİR PEYGAMBER TANIYORUM: HZ. İSMAİL (A.S.) ÖRNEK VİDEOLAR

7. SINIF 2. ÜNİTE HAC VE KURBAN BİR PEYGAMBER TANIYORUM: HZ. İSMAİL (A.S.) ÖRNEK VİDEOLAR

DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ 7. SINIF 2. ÜNİTE HAC VE KURBAN BİR PEYGAMBER TANIYORUM: HZ. İSMAİL (A.S.) ÖRNEK VİDEOLAR izle. Bilgini test et. Hz. İsmail (a.s.) kıssası konusundaki bilginizi test edebileceğiniz eğlenceli bir online video daha. Öğrencilerin ilgisini çekebilecek ve tekrar etmelerini sağlayacak güzel bir dini animasyon . 7. SINIF 2. ÜNİTE HAC VE KURBAN BİR PEYGAMBER TANIYORUM: HZ. İSMAİL (A.S.) ÖRNEK VİDEOLAR ile bilgilerini ve BİR PEYGAMBER TANIYORUM: HZ. İSMAİL (A.S.) konusunu tekrar et ve eğlen.
https://buffer-media-uploads.s3.amazonaws.com/5ab287d3d0fb44200cdf8e96/5dfc9073c85ecd6c684df753/output/867f471ad0a5a8f4446edc64490456a7.original.mp4
Yukarıdaki videoyu buradan indirebilirsiniz.
https://buffer-media-uploads.s3.amazonaws.com/5ab287d3d0fb44200cdf8e96/5dfcbdf8ce77ea61a452d246/output/f3696667f5f384a61544049e63a26bb7.original.mp4
Yukarıdaki videoyu buradan indirebilirsiniz.
Arapça bir kelime olmayan İsmâîl’in aslının İşmavil olduğu, İsmâîn şeklinin de bulunduğu (Mevhûb b. Ahmed el-Cevâlîkī, s. 7, 13, 14; Horovitz, s. 91-92; Jeffery, s. 63-64), Süryânîce olup “Allah’a itaatkâr” anlamına geldiği nakledilmekle birlikte (Tâcü’l-ʿarûs, “İsmâʿîl” md.; Fîrûzâbâdî, VI, 39) kelimenin aslı İbrânîce Yişmâ’êl’dir ve “Tanrı işitir” mânasındadır. Tevrat’ta Yişmael kelimesi meleğin, “İşte sen gebesin ve bir oğul doğuracaksın ve onun adını İsmâil koyacaksın, çünkü Rab sana olan cefayı işitti” (Tekvîn, 16/11) sözünden hareketle İbrânîce’de “işitmek, bir dilek veya isteği kabul etmek” anlamına gelen şâma fiiline bağlanmaktadır. Bu fiil, Hâcer’e yapılan cefanın Rab tarafından duyulması (Tekvîn, 16/11) veya İbrâhim’in, oğlu İsmâil’le ilgili temennisinin (Tekvîn, 17/20), ayrıca çölde çocuğun susuzluktan ağlamasının Allah tarafından işitilmesi olaylarıyla da bağlantılı kılınmaktadır (Tekvîn, 21/17). Kelime Kitâb-ı Mukaddes’in eski nüshalarında Hismael, Ismahel, Hismahel ve Smahel şekillerinde de yazılmıştır (DB, III/1, s. 991).
Tevrat’a göre İsmâil, Hz. İbrâhim’in Hâcer’den ilk ve tek çocuğudur (Tekvîn, 16/1-16). Çocuğu olmayan Sâre câriyesi Hâcer’i eşine vermiş ve İbrâhim seksen altı yaşında iken ilk çocuğu İsmâil doğmuştur. Uzun müddet zürriyetsiz kalma endişesi taşıyan İbrâhim, İsmâil’i Allah’ın kendisine vaad ettiği mirasçısı olarak görmüştür. Ancak Sâre’nin de bir oğul doğuracağı müjdelendiğinde İbrâhim, ilk oğlu İsmâil’in Tanrı katında itibarının düşeceği kaygısına kapılıp, “Keşke İsmâil senin önünde yaşayabilse” demiş ve Allah, İsmâil’i mübarek kıldığını, neslini çoğaltacağını, İsmâil’in on iki beyin babası olacağını ve ondan büyük bir millet meydana geleceğini müjdelemiş, ancak ahdini İshak’la sabit kılacağını da bildirmiştir (Tekvîn, 17/9-21).
İsmâil on üç yaşına vardığında sünnet emri gelir ve sünnet edilir; on dört yaşında iken İshak doğar. İshak’ın sütten kesilmesi münasebetiyle düzenlenen ziyafetten sonra Sâre’nin arzusu ve Allah’ın emri üzerine oğlu ile birlikte evden uzaklaştırılan Hâcer önce Beerşeba, ardından Paran (Fârân) çölüne gider. Bundan sonra Paran çölünde yaşayan İsmâil’i annesi Mısır diyarından bir kadınla evlendirir (Tekvîn, 21/8-21; ayrıca bk. HÂCER). İsmâil’in on iki oğlu, bir de kızı olur (isimleri için bk. Tekvîn, 25/12-16; I. Tarihler, I, 29-31). Hz İbrâhim’in vefatı üzerine Filistin’e gelen İsmâil kardeşi İshak ile birlikte babasını defneder. On iki oğlu on iki kabilenin beyi olur (Tekvîn, 25/9-10, 16-17).
Tevrat’ta İsmâil’in sayılamayacak kadar çok zürriyetinin olacağı, semereli kılınacağı, ziyadesiyle çoğaltılacağı, on iki beyin babası olacağı, Tanrı’nın onu mübarek kıldığı ve büyük millet edeceği belirtilmekte (Tekvîn, 16/10; 17/20; 21/18); diğer taraftan “insanlar arasında yabani adam olacağı, onun eli herkese karşı, herkesin eli de ona karşı olmak üzere bütün kardeşlerinin şarkında oturacağı” bildirilmektedir (Tekvîn, 16/12). Tevrat’a göre Hz. İsmâil’in zürriyeti Havila, Mısır ve Fırat arasındaki Kuzey Arabistan çölünde ikamet ediyordu (Tekvîn, 25/18), İsmâil gibi (Tekvîn, 21/20) onlar da okçulukta şöhret bulmuşlardır (İşaya, 21/17).
Yahudi dinî literatüründe İsmâil ve soyuna dair bazı olumsuz nitelemeler de yer almaktadır. Kendisi yahudilerin düşmanlarıyla bir tutulur (Firestone, Journeys in Holy Lands, s. 39); babası tarafından çok sevildiği, ancak kötü biri olduğu söylenir. İshak’ın kurban edilmeye götürülüşünde Hz. İbrâhim’e refakat eden iki köleden biri olarak da takdim edilmektedir. İsmâil, Moriah tepesinin eteğinde Eliezer’le birlikte arkada kalmış ve dağı kaplayan ilâhî bulutu görememiştir (EJd., IX, 80-81).
Kur’ân-ı Kerîm’de on iki yerde adı geçen İsmâil çeşitli nitelikleriyle zikredilmektedir. Annesi Hâcer hakkında Kur’an’da bilgi yoktur. İsmâil, babası İbrâhim’in yaşlılık döneminde ve bir duası neticesinde dünyaya gelmiş (İbrâhîm 14/39; es-Sâffât 37/100-101), çok küçükken babası tarafından Beytülharâm’ın bulunduğu yere bırakılmıştır (İbrâhîm 14/37). Adı açıkça zikredilmemekle birlikte belli bir yaşa gelince kurban edilmek istenenin İsmâil olduğu anlaşılmaktadır (es-Sâffât 37/102-105). Daha sonra babası ile beraber hem beytin temellerini yükseltmiş (el-Bakara 2/127) hem de bu kutsal mekânı temiz tutmakla görevlendirilmiş (el-Bakara 2/125), peygamber olarak seçilmiş, diğer peygamberler gibi ona da vahiy gelmiştir (el-Bakara 2/136; Âl-i İmrân 3/84; en-Nisâ 4/163). Kur’an İbrâhim, İshak ve Esbât gibi İsmâil’in de yahudi veya hıristiyan olduğu yolundaki Ehl-i kitap inancını reddeder (el-Bakara 2/140). Elyesa‘, Zülkifl, İdrîs, Yûnus ve Lût gibi peygamberlerle birlikte zikredilen İsmâil hidayete erdirilen ve âlemlere üstün kılınanlardan (el-En‘âm 6/86), Allah’ın rahmetine kabul edilen iyilerden ve sabredenlerden biri olarak gösterilir (el-Enbiyâ 21/85-86; Sâd 38/48). İsmâil sözünde duran, halkına namaz kılmayı, zekât vermeyi emreden, rabbinin hoşnutluğunu kazanmış bir resul ve nebîdir (Meryem 19/54-55). Kur’ân-ı Kerîm’de İsmâil’in Mekke’ye gelişi isim verilmeksizin belirtilmektedir. İbrâhim’in bir duasında çocuklarından birini kutsal evin (Kâbe) bulunduğu Mekke’ye getirdiği ifade edilir (İbrâhîm 14/37). Diğer bir âyette (el-Bakara 2/125, 127) Kâbe’nin inşasında İbrâhim ile oğlu İsmâil’in birlikte çalıştıkları bildirildiğine göre İbrâhim’in Mekke’ye getirdiği oğlu İsmâil olmalıdır. Kâbe’nin inşası esnasında Hz. İbrâhim ve oğlu İsmâil şöyle dua etmişlerdir: “Ey rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et” (el-Bakara 2/128).
Batılı araştırmacılar, Mekkî sûrelerde İbrâhim ile oğlu İsmâil arasında doğrudan bir bağ kurulmadığını, bazı Mekkî âyetlerde (el-En‘âm 6/84; Hûd 11/71; Meryem 19/49; el-Enbiyâ 21/72; el-Ankebût 29/27) İbrâhim’e İshak’ın ve Ya‘kūb’un bağışlandığı belirtilirken İsmâil’in zikredilmediğini (EI2 [Fr.], IV, 192), İbrâhim ile İsmâil’in sadece Medenî sûrelerde ve Kâbe’nin inşası ile hac ibadeti çerçevesinde bir arada anıldığını belirtmekte ve bu noktadan hareketle Hz. Peygamber’in İbrâhim ile İsmâil arasındaki aile bağını iyi bilmediğini ileri sürmektedirler. Bu iddia, Kur’an’ın vahiy eseri olmayıp Resûl-i Ekrem tarafından düzenlendiği şeklindeki ön yargıya dayandığı gibi bilgi bakımından da doğru değildir. Zira kabile geleneğine bağlı ve asabiyetin ön planda olduğu bir toplumda, üstelik yahudi ve hıristiyanlarla birlikte Mekke müşriklerinin de ata kabul ettikleri Hz. İbrâhim’in aile bağlarını, özellikle onun kendi ataları olan İsmâil’in babası olduğunu bilmemeleri mümkün değildir. Öte yandan Mekkî sûrelerde İsmâil’den ve onun İbrâhim’le ilişkisinden söz edilmediği iddiası da yanlıştır. Nitekim üçüncü Mekke dönemine ait olduğu kabul edilen İbrâhîm sûresinde Hz. İbrâhim yaşlılığında İsmâil ve İshak’ı lutfeden Allah’a hamdetmektedir (İbrâhîm 14/39). İkinci Mekke dönemine ait Sâffât sûresinde ise İshak’ın müjdelendiği âyetlerden (37/112-113) önce İbrâhim’in bir çocuğundan bahsedilmekte olup (37/100-107) bunun İsmâil olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü İbrâhim’in İshak’tan önceki yegâne çocuğu İsmâil’dir. İbrâhîm sûresinin 39. âyetinin Medine döneminde indiği, Medenî olan Bakara sûresinin 125 ve 127. âyetlerindeki İsmâil kelimesinin de sonradan eklendiği iddiası ise (a.g.e., IV, 192) hiçbir ilmî temele dayanmamaktadır.
Yukarıdaki bilgiler https://islamansiklopedisi.org.tismail--peygamber adresinden alınmıştır.
  1. SINIF 2. ÜNİTE HAC VE KURBAN BİR PEYGAMBER TANIYORUM: HZ. İSMAİL (A.S.) ÖRNEK VİDEOLAR,resulsahiner.com Resul ŞAHİNER dini oyunlar,islami oyunlar,dini yarışmalar,islami yarışmalar,islami yarışma soruları,kuran yarışması,ücretsiz dini oyunlar,ücretsiz islami oyunlar,hz ismail hayatı, hz ibrahim, ismail peygamber, hz ibrahim hayatı, hz ibrahim kıssası, ibrahim peygamber, ismail as, hz ishak hayatı, hz ibrahim hayatı kısaca, ibrahim peygamberin hayatı, hz ismail kıssası, hz ibrahim kurban, ibrahim aleyhisselam, hz ismail hayatı kısaca, ishak peygamber, hz hacer, hz ibrahimin babasi hz ishak kıssası, hz hud hayatı kısaca, hz ishak hayatı kısaca, hz ibrahim kitabı, oğlunu kurban eden peygamber, hz ibrahim oğlunu kesmesi,
  2. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ 2. ÜNİTE HAC VE KURBAN İLE İLGİLİ DİĞER ETKİNLİKLER:
http://resulsahiner.com/7-sinif-2-unite-hac-ve-kurban-hac-ve-umre-arasindaki-farklari-bulalim-eslestirme-etkinligi/
📷 Etkinliklerden Anında Haberdar olmak İçin Lütfen Buraya Tıklayınız.
DİNİ OYUNLAR
İSLAMİ OYUNLAR
DİNİ YARIŞMALAR
📷
↑ Grab this Headline Animator
Yeni etkinliklerden anında haberdar olmak için ve daha fazlası için
📷
Facebook sayfamızı beğenebilirsiniz: https://www.facebook.com/resulsahinercom/
Twitter‘dan takip edebilirsiniz: https://twitter.com/resulsahiner
dini oyunlar islami oyunlar dini yarışmalar islami yarışmalar islami yarışma soruları kuran yarışması
submitted by rsahiner to u/rsahiner [link] [comments]


2019.08.26 00:31 utanmaz-arlanmaz Polonyalı kız düşürme rehberi

Öncelikle, neden polonyalı kızlar?
1- Avrupa'daki en güzel kızlar buradadır
2- Çoğunluğunun kişiliği "güzel görüneyim" ile sınırlı değildir, muhabbetleri sarar, esprilidirler
3- Genelde tarihi sebeplerle türklere sempati beslerler. ayrıca türk erkeğinin avrupa erkeğinden daha öküz olması da hoşlarına gidebilir.
4- Para birimleri Zwoty, euro değil. 3 sene öncesine kadar türk lirasından daha değersizdi, şimdi geçti tabii. 2014'te 1pln=0,67try iken, şimdi 1pln=1.47try. yine de euro'ya göre çok daha ucuz, biraya 3 lira vereceksiniz
Taktikler:
1- Leh tarihine bakın. Genel olarak tarihlerini iyi bilirler ve konuşmayı severler.
2- Jan Sobieski kimdir öğrenin, ve hatun kişiye bildiğinizi gösterin. Sobieski onlar için çok önemli bir tarihi karakter. 1683'teki ikinci viyana seferinde osmanlı ordusunun içinden geçen koalisyonun başında zamanın leh kralı sobieski varmış, ve avrupayı türklerden temizleyen kişi olarak bilinirmiş. osmanlılar da ona "Lehistan Aslanı" derlermiş. "Sobieski olmasa şu an sana Paris'ten yazıyordum güzelim" gibi laflarla azcık gururunu okşayın, ama çok şımarırsa Varna savaşını hatırlatın.
3- İsmet Paşa'dan bahsedin. Ne alaka? ikinci dünya savaşı sırasında türkiye polonyadan sayısız göçmen almış, özellikle doktor. nazi almanyası polonyayı işgal ettikten sonra, Alman elçi İsmet İnönü'ye gelip "Polonya artık bize ait, onların elçilik binası da bize tahsil edilmeli" demiş. İnönü ise "polonya ile türkiyenin gelenekten kalma bir ittifak'ı vardır. gelip geçecek bir durum yüzünden dostlarımızı yüz üstü bırakmayız" diye cevap vermiş. bununla da kalmayıp polonya elçiliğini alman elçiliğinin hemen karşısına almış(bundan emin değilim, ama söyleyin yani kontrol edecek değil ya).
4- ikinci dünya savaşı hakkında sorular sorun, genelde bunları konuşmaktan keyif alırlar. ben polonyalılara ilk "sence hitler mi ülkene daha çok zarar verdi, stalin mi?" diye sorarım, uzuuun uzun cevap verirler. düşünmek zorunda kalıp derin bir muhabbete sürüklendikleri için samimiyet bir anda kurulur.
5- çok çok yakışıklı değilseniz polonya kızlayla kısa sürede mutlu sona ulaşamazsınız, bu yüzden bunun uzun soluklu bir çalışma olacağını bilin.
6- hemen hepsinde "I am not like other girls" sendromu vardır, he diyip geçin
7- türkiye gibi, polonya da kadın haklarında sınıfta kalmış bir ülke(tr kadar olmasa da). buradan da yürüyebilirsiniz.
8- bu her millet için geçerli, kıza kendi hakkında uzun cevap isteyen sorular sorun (bölümünden mezun olunca nasıl işler bulabileceksin, ilerde polonyada mı kalmak istersin başka bir ülkede mi, gibi), çünkü herkes kendinden bahsetmeye bayılır. siz de kendinizden uzun uzun bahsetmeyin, gerekli bilgileri verip kıza sorular sorun.
9- din konularını konuşmayı severler, yardırın. müslümansanız ters tepebilir.
10- leh dilinin acayipliğinden bahsedin. lehçe tekerleme bulup "bu nasıl okunabilir lan oha?!" diyin. bizim gibi, kendi dillerinden bahsedilmesinden hoşlanıyorlar hatta gaza gelip size ses kaydı göndermeye karar verebilirler. bunun için öncesinde biraz konuşmuş olmanız gerekiyor, açılışı bununla yaparsanız muhtemelen siklenmezsiniz.
11- çoğu leh kızı bilgisayar oyunları oynar. Witcher'dan(ve dizisinden) girerseniz direkt muhabbet başlar. çok fazla rocket league oynayan leh kız var mesela. ama sakın ha rekabetçi olmayın, bunalırlar.
bonus- birkaç sene öncesine kadar polonyaya direkt uçuş yoktu; almanyaya uçulur ve trenle polonyaya geçilirdi. artık 800 liraya falan direkt gidiş geliş uçuşlar var. yine de almanya+tren yapmak daha ucuza gelebilir, hesabını yaparsınız.
bonus- sarhoş edeyim gibi pislikler yapmaya kalkmayın. anne karnında plasenta yerine vodka var bunlarda, yarışamazsınız zaten.
12- Saygılı olun. Karşınızdaki mal değil, sizin ne tip olduğunuzu kolayca anlar. direkt nude almak istiyorsanız unutun o işi. en az bir kere buluşmadıkça öyle bir güven kazanmanız zor. zaten o kafadaysanız yukardaki bütün adımları uygulasanız da kızla iletişimi devam ettiremezsiniz.
13- Polonya tarihine saygısızlık etmeyin. son 300 yıldır güçsüzler, hatta 123 sene boyunca varolmamışlar doğru; ama zamanında baltık denizinden karadenize kadar uzanan, avrupa ve osmanlıya(en güçlü zamanlarında) kök söktürmüş bir devlettir. osmanlı ile aynı yıllarda güçlenmiş, aynı yıllarda çökmüştür; iki ülkenin kaderi paraleldir. buna vurgu yaparsanız işe yarar. hatta 2. dünya sırasında türkiyenin bulunduğu duruma "polonya kompleksi" denir. çünkü her an savaş tehdidi altında olan türkiye, 1799'daki polonya gibi ilhak edilme tehlikesiyle karşı karşıyadır. İsmet İnönü'nün politikaları sayesinde bu gerçekleşmez.
her şeyden önemlisi, insan olun. olur da nude alırsanız sağa sola yaymayın. size ilgi göstermeyen kızları sürekli mesajla taciz etmeyin. "model misin .d.d.d.d" yapmayın. böyle tipler yüzünden insanlar türk erkeğine karşı ön yargılı. sabırlı olun, ön yargıyı kırın.
submitted by utanmaz-arlanmaz to KGBTR [link] [comments]


2019.08.13 10:26 jojobetofficial Jojobet 168 Giriş Adresi

Jojobet bahis sitesi yeni giriş adresini twitter’dan duyurdu; “Değerli üyelerimiz, Heyecanın adresi jojobet168.com olarak değişmiştir. Kazanmaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Bahislerinizde bol şans dileriz. #jojobet” Jojobet 168 Giriş Adresi yeni bahis adresiniz. Şampiyonlar Ligi 3. tur eleme maçlarına saatler kaldı! Sizde yatırımınızı #jojobet’ten yapın, futbol heyecanını bahis alarak 2’ye katlayın!

➡️ JOJOBET168.com ⬅️

Futbol Bahis Kuralları

  1. Web sitemizde görüntülenen futbol başlangıç tarihleri ve saatleri yalnızca bir gösterge niteliğindedir ve doğru oldukları garanti edilmez. Bir maç askıya alınırsa veya ertelenirse, bahislerin tamamı müsabakanın başlangıcından itibaren 48 saat geçerli kalır. Ertelenmiş bir oyunun 48 saatten daha geç bir vakte yeniden planlandığına dair bir haber alırsak, bekleyen bahislerin tümü iptal edilip para iadesi yapılır;
  2. Eğer bir bahis etkinliği ertelenir, iptal edilirse veya bahis teklifinde belirtilen tarihte başlamazsa ve 48 saat içinde bir süre için yeni bir tarihte yeniden planlanır ve ardından ertelenirse, tüm bahisler son planlama tarihinden itibaren 48 saat boyunca geçerli kalmaya devam eder. Bu süreç, ertelenmiş oyun 48 saat içerisinde yeniden planlandığı sürece devam edecektir;
  3. Aksi belirtilmedikçe, bir maçın sonucuna ilişkin bahisler, her biri 45 dakikalık iki yarıya dayanılarak ve hakemin yaralanmaları ve diğer durmaları telafi ettikten sonra kararlaştırılacaktır. Fazla zaman ve penaltı atışlarını içermez.. Bazı durumlarda, turnuva, dostluk maçı veya diğer eşleşmelerin, iki 45 dakika yarısından farklı zamanlanmış zaman çizelgeleri olabilir. Eğer, Jojobet bir maçın her biri 45 dakikalık standart iki yarıdan başka bir formatta oynayacağına dair özel bir not belirtmemişse, tüm bahisler geçerli olacaktır;
  4. Bir maçın yarıda kaldığı ve önceden planlandığı gün tamamlanmadığı durumda, maçın sonucuyla ilgili bahisler geçersiz sayılır ve sonucu halihazırda belirlenmiş bahisler hariç tüm bahisler iade edilir.; Örnek: Milan – Inter 74. dakikada 2-0, ilk yarı skoru 1-0
    1. İlk yarı için Milan’a bahse girseydim kazanırdım;
    2. İlk yarı 1,5 Gol üzerinde bahis yaparsam kaybederdim;
    3. Maça A/Ü 2,5 bahis koyduğumda bahisimi geri alacağım;
    4. Asya Handikap -1.5 kazanmak için Milano’ya bahse girersem bahisimi geri alacağım;
  5. Alt/Üst bahsi: “2’den fazla gol olur” bahsi yaptıysam Örnek: Milan – Inter 74. dakikada 2-0, ilk yarı skoru 1-0
    1. Toplam gol sayısı atlandığında toplam bahis miktarı 2’den yüksek olduğunda bahisi kazanırım (ör. skor: 2-1, 2-3, 3-0, 1-3, 3-3, 2-2, vb.);
    2. Toplam gol sayısı skoru 2’nin altındaysa bahsi kaybediyorum (ör. skor: 0-0, 1-0, 0-1);
    3. Toplam gol sayısı 2 olduğunda, bahsimi geri alırım (ör. skor: 1-1, 2-0, 0-2);
  6. Alt/Üst bahsi: “2.5’den fazla gol olur” bahsi yaptıysam Örnek: Milan – Inter 74. dakikada 2-0, ilk yarı skoru 1-0
    1. Atılan toplam gol sayısı 3’ten çok olduğunda bahis kazanırım (ör. skor: 3-0, 0-3, 2-1, 1-2, 3-1, 2-4 vb);
    2. Atılan toplam gol sayısı 3’ten az olduğunda kaybederim (ör. skor: 0-0, 1-0, 1-1, 0-1, 2-0, 0-2);
  7. Karışık Asya Handikaplarında olduğu gibi, karışık parametrelerle Alt Üst üzerine bahisler yarı yarıya kazanılabilir ve yarı yarıya kaybolabilir.. Karışık Alt Üst örnekleri (AÜ):
    1. AÜ 1.75 – 1.5 AÜ ve 2 AÜ birleşiminin sonucudur;
    2. AÜ 2.25 – 2 AÜ ve 2.5 AÜ birleşiminin sonucudur;
    3. AÜ 2.75 – 2.5 AÜ ve 3 AÜ birleşiminin sonucudur;
    4. AÜ 3.25 – 3 AÜ ve 3.5 AÜ birleşiminin sonucudur;
    5. Örnek 1: 2.25 Alt Üst ve ben 2.5 Alt üzerinden bahis yapıyorum
    6. Toplam gol sayısı 2’den az olduğunda kazanıyorum (ör. skor: 0-0, 1-0, 0-1);
    7. Toplam gol sayısı 3’ten çok olduğunda kaybediyorum (ör. skor: 2-1, 1-2, 3-0, 0-3, 2-2, etc.);
    8. İlk yarıda atılan gollerin sayı 2 olduğundan YARI KAZANMIŞ oluyurom (ör. skor: 1-1, 2-0, 0-2);
    9. Oran ve kazanç hesaplama sistemi, Asya Handikapı ile özdeştir. Örnek 2: Milan – Inter 74. dakikada 2-0, ilk yarı skoru 1-0
    10. Birinci yarı için 1.5 AIt üzerinden bahis yaptıysam kaybederim;
    11. Final skor için 1.5 Üst üzerinden bahis yaptıysam kazanırım;
    12. Maç sonucu için 1.75 A/Ü üzerinden bahis yaparsam,yarı kazanmış ve yarı kaybetmiş olacaktım;
    13. Maç sonucu için 2 Üzerinden bahis yaparsam kaybedecektim;
    14. Maç sonucu için 2.5 Üzerinden bahis yaparsam , bahis kaybetmiş sayılacaktır;
  8. Uzatmalar hariç Asya Handikapı: Oyunun sonucuna tabidir. Takımlara çeşitli engeller serileri verilecek ve oyunun son sonucu olacak. Bu bahis türünün 2 sonuç var, Ev Sahibi ve Dışarıda, beraberlik ise kapsam dışı bırakılıyor. Asya Handikap Asya Handikapı’nın 2 çeşit parametresi olabilir:
  1. Chelsea Liverpool’u yendiğinde maç sonucu ne olursa olsun bahisi kazanırım;
  2. Maç Berabere bittiğinde parayı geri alıyorum;
  3. Liverpool Chelsea’yi yendiğinde maç sonucu ne olursa olsun kaybediyorum.
  4. Example 2: Maç: Chelsea-Liverpool, Asya Handikap 0.5, ev sahibi takıma bahis yapıyorum.
  5. Maç Berabere bittiğinde bahisi kazanıyorum (örneğin 0-0, parametresini arttırmakla , sonuç 0.5:0’e dönüşüyor, böylelikle ev takımı kazanıyor)
  6. Chelsea Liverpool’u yendiğinde maç sonucu ne olursa olsun bahisi kazanırım;
  7. Liverpool Chelsea’yi yendiğinde kaybediyorum (örneğin 0-1, 0-2, v.b.).
  8. Örnek 3: Chelsea Liverpool, Asya Handikapı -0.25, Evde 100 EUR ile bahis yapmak için bahis oynuyorum, bahis miktarı bölünecektir: EUR 50, AH 0’a, 50 EUR’dan AH -0.5’e. Maç Berabere biterse (ör. 1-1):
  9. 50 EUR AH 0’tan kullanıcıya geri iade edilecektir;
  10. 50 EUR AH -0.5’tan kaybedilecektir (parametrenin verdiği dezavantajı düşürerek skor şu şekilde olacaktır: 0.5 -1, sonuçta ev kaybedilirken kazanır;;YARIM KAYBEDİLEN bahisler, bahis oranlarının her zaman 0,5’e dönüştüğü için, kullanıcı kanatları 50 EUR (0.5 * 100) olan yeni bahis miktarı olacaktır.
  11. Chelsea Liverpool’u yendiğinde maç sonucu ne olursa olsun bahisi kazanırım.
  12. Liverpool Chelsea’yi yendiğinde maç sonucu ne olursa olsun kaybediyorum.
  13. Asya Handikapı, Maçın Kalanı/Asya Handikapı, İlk Yarının Kalanı: Kabul edilen tüm bahisler maçın/yarının geri kalanına ait skor-çizgisine göre sonuçlandırılır, bahis öncesi goller gözardı edilir. Canlı Bahis Örneği: Juventus-Man United – Canlı skor 1:0 TakımAsya Handikapı, Maçın kalanıOranlarJuventus-0.751.90Manchester+0.752.05
  14. Maç sonucu 4:0 Juventus’a bahis yaparsan, kazanacaksın (örneğin: Juventus üzerinde 100€ bahis oynarsan, kazancın 90€ olacaktır)
  15. Maç sonucu 2:0, 3:1, 4:2 Juventus’a bahis yaparsan, bahsin yarı-kazanmış olacak (ex: Juventus üzerinde 100€ bahis oynarsan ,kazancın 45€ olacaktır)
  16. Maç sonucu 1:0, 1:1, 1:2, 1:3,2:1, 2:2, 3:2, 3:3 Man. United’a bahis yaparsan kazanacaksın (örneğin: Man. United üzerinden €100 bahis oynarsan kazancın €105 olacaktır)
  17. Eğer bir bahis etkinliği askıya alınmış veya kesintiye uğramış olup en fazla 48 saat sonrasına yeniden planlandıysa, kesinti anında sonucu önceden belirlenmiş olan bahisler haricinde tüm bahisler geçerli olacaktır;
  18. Kesin Gol Atar: Oynamayan oyuncular için iade yapılmaz. Bahisler sadece 90 dakikalık bir oyunda kabul edilir. Kendi kalesine atılan goller sayılmaz.
  19. İlk/Sonraki Golü Atar: Oynamayan oyuncular için iade yapılmaz. Bahisler sadece 90 dakikalık bir oyunda kabul edilir. Kendi kalesine atılan goller sayılmaz.
  20. Son Golü Atar: Oynamayan oyuncular için iade yapılmaz. Bahisler sadece 90 dakikalık bir oyunda kabul edilir. Kendi kalesine atılan goller sayılmaz.
  21. Gol Sayısı: 90 dakika oynanmadan önce bir maçın durması durumunda, müsabakanın tamamına yönelik tüm bahisler iptal edilecektir olup, halihazırda sonucu belli olmuş bahisler geçerli sayılacaktır. Örnek: Milan – Inter 74. dakikada 2-0, ilk yarı skoru 1-0
  22. 0 ve 1 gol üzerine bahis yaparsam kaybederim;
    1. yarı için 1 gol üzerine bahis yaparsam kazanırım;
  23. 3 veya daha fazla gol üzerine bahis yaparsam paramı geri alırım.
  24. Birinci Gol Zamanı: Bahisler, resmi kaynakta belirtilen ilk golün zamanına göre sonuçlandırılır. Örnek: 1-36 dakika aralığına bahis yaptıysam: Kazanmak için olayın 0:00 ve 35:59 arasında gerçekleşmesi gerekir.
  25. X. Gol: X. golü hangi takımın atacağını tahmin et. Kendi kalesine atılan goller skoru alan tarafa yazılır. Maçın yarıda kalması durumunda, gerçekleşen goller için bahisler geçerli kalır.
  26. Son golü atan takım: Maçın yarıda kalması durumunda, gerçekleşen goller için bahisler geçerli kalır; bu bahis türü için uzatmalar hesaba katılmaz.
  27. X Sayıda Gol: Belirtilen sayıda gole ulaşan ilk takım üerine sonuçlandırılır. Maçın yarıda kalması durumunda, sonuçlanmamış tüm bahisler iptal edilir.
  28. Karşılıklı gol: Her iki takımın da gol atıp atmaması üzerine yapılan bahis.
  29. Alt Üst Takım Skoru: Maç sırasında bir takımın attığı gol sayısı üzerine bahis. Uzatmalarda atılan goller hesaba katılmaz.
  30. Gol Sayısı: Gol sayısı üzerine yapılan bahis, kendi kalesine atılan golleri de kapsar.
  31. Zaman Aralığında Gol: Resmi olarak belirtilen gol zamanı geçerlidir. Uzatmalar dahil değildir.
  32. Her İki Yarıda da Gol: Takım veya takımların her iki yarıda da gol atacağına dair Evet/Hayır bahsi.
  33. Sıfıra karşı Kazan: Kazanan takımın gol yemeyeceği üzerine bahis.
  34. Kazanma Payı: Kazananın ve kaybedenin toplam gol sayısı arasındaki fark. Oyunun sonucuna göre karar verilir. Takımlara çeşitli kazanç payı verilir ve maç sonucu dikkate alınır.
  35. Herhangi Bir Yarıda Kazan: Takımın en az bir yarıda kazanması üzerine bahis.
  36. Her İki Yarıda da Kazan: Takım her iki yarıda da kazanması üzerine bahis.
  37. Geriden Gelip Kazan: Takımın maçın herhangi bir anında skor olarak geride olup maçı kazanması üzerine bahis.
  38. Korner Alt Üst: Maçta alınan köşe vuruşları için önceden belirlenmiş Alt/Üst bahsi. Uzatmalar dahil değildir.
  39. Korner Sayısı: Maçta alınan köşe vuruşlarının toplam sayısına göre.
  40. X Sayıda Korner: Belirtilen sayıda köşe vuruşuna ulaşan ilk takım üerine sonuçlandırılır. Maçın yarıda kalması durumunda, sonuçlanmamış tüm bahisler iptal edilir.
  41. Takımın ilk gol dakikası: Anlaşma, resmi maç kaynağı tarafından verilen zamana göre yapılacaktır, çünkü İlk / Sonraki gol atılır.
  42. Kart Sayısı Alt/Üst: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm uyarılar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir uyarı dikkate alınmayacaktır. O sırada maça katılmayan yedk oyuncuların ya da yöneticilerin almış olduğu kartlar sayılmaz. Sarı kart 1 puan olarak sayılırken, kırmızı kartın puanı 2’dir. Oyuncunun aldığı ikinci sarı kart sonrasınd kırmızı karta döneceğinden sayılmyacaktır. Bir oyuncu en çok 3 puandan fazla alamaz.
  43. Takım Bahisleri ÜST/ALT: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm uyarılar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir uyarı dikkate alınmayacaktır. Sarı kart 10 puan olarak sayılırken, kırmızı kartın puanı 25’dir. Oyuncunun aldığı ikinci sarı kart sonrasınd kırmızı karta döneceğinden sayılmyacaktır. Bir oyuncu en çok 35 puandan fazla alamaz.
  44. En Çok Korner olan Yarı: Her iki yarı içerisinde, daha çok kornere sahip olan yarı kazanır.
  45. Takım Korner Sayısı: Bir takımın kullandığı korner sayısı.
  46. Son Korner: Mevcut duruma göre, en son köşe vuruşunu hangi takım kullanır.
  47. Clean Sheet: Gol yemeyen takım kazanır.
  48. En Çok Korner: Maçta daha çok köşe vuruşu kullanan takım kazanır.
  49. Sonraki Korner: Mevcut duruma göre, sıradaki köşe vuruşunu hangi takım kullanır.
  50. Maç bahsi ve toplamlar: 1X2 ve Alt/Üst bahislerinin birleşimidir; yalnızca ikisinin de gerçekleşmesi durumunda bahis kazanır.
  51. Gol Tek/Çift: Toplam gol sayısı çift veya tek.
  52. Zaman Aralığında Takım Gol Sayısı: Golün resmi olarak açıklanan zamanı gözönüne alınır. Uzatmalar dahil değildir.
  53. En Çok Gol olan Yarı: En çok gol atılmış olan yarı kazanır.
  54. Skor tahmini: Seçenekler arasında yer almayan bir sonuç gerçekleşirse, tüm bahisler kaybeder.
  55. 1×2 İlk Yarı/ 1×2 İkinci Yarı bahsi: İlk yarıda ortaya çıkacak tüm bahisler, maç başlangıcı ile ilk yarının sonuna kadar olan süreyi kapsar. 2. yarıda ortaya çıkacak sonuçlara yapılan tüm bahisler, 2. yarıda başlayıp 2. yarının sonuna kadar geçerli olur. Yarının başlama/bitişi, maçın hakeminin düdüğü ile belirlenir.
  56. Bir bahis etkinliği durdurulup veya yarıda kesilip 48 saat içinde yeni bir tarihe planlanırsa, kesinti anında sonucu önceden belirlenmiş olan bahisler haricinde tüm bahisler geçerli olur;
  57. İlk Yarı/Maç Sonucu Uzatmalar Hariç (İY/MS): İlk yarının ve maçın normal süresinin sonucunu tahmin edin.
  58. Penaltılara Gitme: Maç penaltılara gider mi?
  59. Skor Yapacak Yedek Oyuncu: Yedek oyuncu gol atar mı?
  60. Kart Sayısı: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm uyarılar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir uyarı dikkate alınmayacaktır.
  61. Sarı Kartlar Tek sayı/Çift sayı: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm uyarılar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir uyarı dikkate alınmayacaktır.
  62. Bahiste İlk Takım: Mevcut karta göre hangi takım bir sonraki kartı alacak?
  63. Kendi Kalesine Atılan Gol: Kendi kalesine gol atar mı?
  64. Kazanma Şekli: Galip gelenin seçtikte maç nasıl biter?
  65. İlk Golün Zamanı: Resmi kaynakta belirtilen golün zamanına göre belirlenir.
  66. İlk Sarı Kartı Alacak Takım: Bir sonraki sarı kartı alacak olan takım geçerli karta göre.
  67. Kesin Gol Atar: Oynamayan oyuncular için iade yapılmaz. Kendi kalesine atılan goller sayılmaz.
  68. Sıradaki Golü Atar: Oynamayan oyuncular için iade yapılmaz. Kendi kalesine atılan goller sayılmaz.
  69. Son Golü Atar: Oynamayan oyuncular için iade yapılmaz. Kendi kalesine atılan goller sayılmaz.
  70. Sıradaki Golü Atacak Takım: Yarıda kalma durumunda, gerçekleşmiş bahisler geçerli sayılır. Uzatmalar dahil değildir.
  71. Sıradaki Golün Zamanı: Resmi kaynakta belirtilen golün zamanına göre belirlenir.
  72. Son Golü Atan Takım: Yarıda kalma durumunda, gerçekleşmiş bahisler geçerli sayılır. Uzatmalar dahil değildir.
  73. X Gole Kim Ulaşır: Daha önceden belirlenmiş sayıda ilk gol atan takım hesaplanır. 90 dakika bitimi gerçekleşmeden maçın yarıda kalması durumunda bütün bahislerin iptal edilir, eğer belirli bir sonucun hesaplanması gerçekleşmediyse.
  74. İki Takım da Gol Atar: Her iki takımın maçta gol atıp atmadığına bağlı olarak.
  75. Takım gol sayısı Alt/Üst: Maçta takımın attığı toplam gol sayısına göre. Ekstra sürede atılan goller sayılmaz.
  76. Gol Sayısı: Gol sayısına yapılan bahislerde “kendi kalesine atılan goller” de hesaba alınacaktır.
  77. Bu zaman aralığında gol olur mu?: Resmi zamanda atılacak goller sayılır. Uzatmalar dahil değildir.
  78. İki yarıda da gol atar: Takım/Takımların her iki yarıda da gol atması üzerine Evet / Hayır bahsi.
  79. Gol yemeden kazanır: Takım oyunu kazanır ve gol yemez.
  80. Kazanma Marjı: Oyun sonucuna göre hesaplanır. Ekiplere çeşitli kazanç payı verilecek ve nihai sonuç hesaplanacak.
  81. İki yarıdan en az birini kazanır: Bu bahsin kazanması için takımın iki yarıdan en az birini kazanması gerekiyor.
  82. Her iki Yarıyı da kazanır: Takım, maçın her iki yarısında rakipten daha fazla gol atmalı.
  83. Geriden gelir ve kazanır: Takım maçın herhangi bir aşamasında kaybetmeli, ancak maçın 90 dakikasının bitiminden kazanan taraf olmalı.
  84. Toplam korner sayısı, Alt/Üst: Maç sırasında gerçekleşen köşe vuruşları için “total” a eklenmiş ayrı bir çizgiye dayanarak. Uzatmalar dikkate alınmaz.
  85. Toplam korner sayısı: Maçtaki toplam köşe vuruş sayısına göre.
  86. X Kornere İlk Kim Ulaşır?: Alınan köşe sayısına ilk ulaşan ekibe yerleşince, önce 90 dakika oynandıktan sonra terk etme durumunda tüm bahisler anlaşma yapılmadığı sürece geçersiz sayılır.
  87. Takımın ilk gol dakikası: Anlaşma, resmi maç kaynağı tarafından verilen zamana göre yapılacaktır, çünkü İlk / Sonraki gol atılır.
  88. Kart Sayısı Alt/Üst: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm uyarılar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir uyarı dikkate alınmayacaktır.
  89. Takım Kart Sayısı Alt/Üst: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm kartlar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir kart dikkate alınmayacaktır.
  90. En çok korner olan devre: Her yarının korner sayısına göre, en fazla korner kullanılan yarı.
  91. Takım korner sayısı: Bir takımın kullanacağı korner sayısı.
  92. Son Korner: Maçın son kornerini kullanan takım.
  93. Gol Yemez: Gol yemeyen takım kazanır.
  94. Kim Daha Çok Korner Atar?: Maçta en çok köşe vuruşu elde eden takım kazanır.
  95. İlk Korner: Sıradakı kornerı kullanan takım.
  96. Maç Bahsi ve Toplamlar: 1×2 ve üst/alt kombine edin, her iki sonuç tutarsa kazanılır, diğerleri kaybedilir.
  97. Uzatmaya Gider mi?: Uzatmalara giderse, bahis kazanır; gitmezse kaybeder.
  98. Kırmızı Kart: Kırmızı kart gösterilecek mi?
  99. Korner Tek/Çift: Toplam köşe vuruşları Tek veya Çift.
  100. Zaman aralığında takım gol atar mı?: Atılan golün resmi zamanı dikkate alınacaktır. Uzatmalar dahil değildir.
  101. Takım Korner Sayısı Tek/Çift: Takım toplam köşe vuruşu sayısı tek veya çift.
  102. Takım Korner Sayısı Alt/Üst: Takım toplam köşe vuruşu parametrenin üzerinde veya altında.
  103. Penaltılara Gitme: Maç penaltılara gider mi?
  104. Skor Yapacak Yedek Oyuncu: Yedek oyuncu gol atar mı?
  105. Kart Sayısı: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm kartlar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir kart dikkate alınmayacaktır.
  106. Sarı Kart Tek/Çift: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm kartlar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir kart dikkate alınmayacaktır.
  107. Sıradakı Takım Cezası: Mevcut karta göre hangi takım bir sonraki kartı alacak?
  108. Kendi Kalesine Atılan Gol: Kendi kalesine gol olur mu?
  109. Kazanma Şekli: Kazananın belirlenmesi için maç ne şekilde biter.
  110. İlk Sarı Kartı Alacak Takım: Bir sonraki sarı kartı alacak olan takım geçerli karta göre.
  111. En Yüksek Yarı Skoru: En çok gol atılan yarı kazanır.
  112. X Golün Zamanı: X gol Y dakikaya kadar olur mu? Örnek: maçın 30 dk. kadar 3 gol. Eğer oyun 30. dakikadan önce kesilirse (29:59), 3. golün olmaması durumunda bahisler geçersiz sayılıcaktır.
  113. Takımın gol zamanı: X takım Y dakikaya kadar gol atar mı? Örnek: maçın 30 dk. kadar 3 gol. Eğer oyun 30. dakikadan önce kesilirse (29:59), 3. golün olmaması durumunda bahisler geçersiz sayılıcaktır.
Jojobet 168 Giriş Adresi üzerinden bahis yapmaya devam edebilirsiniz. Jojobet giriş adresi bilgisi daima sitemizde güncel olarak yenilenmektedir. Adres değişikliklerinden etkilenmemek için sitemizi ziyaret etmeniz yeterli olacaktır.
submitted by jojobetofficial to u/jojobetofficial [link] [comments]


2019.08.12 20:07 jojobetofficial Jojobet

Jojobet 168 Giriş Adresi

Yazar jojobet -6 Ağustos 2019📷
Jojobet bahis sitesi yeni giriş adresini twitter’dan duyurdu; “Değerli üyelerimiz, Heyecanın adresi jojobet168.com olarak değişmiştir. Kazanmaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Bahislerinizde bol şans dileriz. #jojobet” Jojobet 168 Giriş Adresi yeni bahis adresiniz. Şampiyonlar Ligi 3. tur eleme maçlarına saatler kaldı! Sizde yatırımınızı #jojobet’ten yapın, futbol heyecanını bahis alarak 2’ye katlayın!

➡️ JOJOBET168.com ⬅️

Futbol Bahis Kuralları

  1. Web sitemizde görüntülenen futbol başlangıç tarihleri ve saatleri yalnızca bir gösterge niteliğindedir ve doğru oldukları garanti edilmez. Bir maç askıya alınırsa veya ertelenirse, bahislerin tamamı müsabakanın başlangıcından itibaren 48 saat geçerli kalır. Ertelenmiş bir oyunun 48 saatten daha geç bir vakte yeniden planlandığına dair bir haber alırsak, bekleyen bahislerin tümü iptal edilip para iadesi yapılır;
  2. Eğer bir bahis etkinliği ertelenir, iptal edilirse veya bahis teklifinde belirtilen tarihte başlamazsa ve 48 saat içinde bir süre için yeni bir tarihte yeniden planlanır ve ardından ertelenirse, tüm bahisler son planlama tarihinden itibaren 48 saat boyunca geçerli kalmaya devam eder. Bu süreç, ertelenmiş oyun 48 saat içerisinde yeniden planlandığı sürece devam edecektir;
  3. Aksi belirtilmedikçe, bir maçın sonucuna ilişkin bahisler, her biri 45 dakikalık iki yarıya dayanılarak ve hakemin yaralanmaları ve diğer durmaları telafi ettikten sonra kararlaştırılacaktır. Fazla zaman ve penaltı atışlarını içermez.. Bazı durumlarda, turnuva, dostluk maçı veya diğer eşleşmelerin, iki 45 dakika yarısından farklı zamanlanmış zaman çizelgeleri olabilir. Eğer, Jojobet bir maçın her biri 45 dakikalık standart iki yarıdan başka bir formatta oynayacağına dair özel bir not belirtmemişse, tüm bahisler geçerli olacaktır;
  4. Bir maçın yarıda kaldığı ve önceden planlandığı gün tamamlanmadığı durumda, maçın sonucuyla ilgili bahisler geçersiz sayılır ve sonucu halihazırda belirlenmiş bahisler hariç tüm bahisler iade edilir.; Örnek: Milan – Inter 74. dakikada 2-0, ilk yarı skoru 1-0
    1. İlk yarı için Milan’a bahse girseydim kazanırdım;
    2. İlk yarı 1,5 Gol üzerinde bahis yaparsam kaybederdim;
    3. Maça A/Ü 2,5 bahis koyduğumda bahisimi geri alacağım;
    4. Asya Handikap -1.5 kazanmak için Milano’ya bahse girersem bahisimi geri alacağım;
  5. Alt/Üst bahsi: “2’den fazla gol olur” bahsi yaptıysam Örnek: Milan – Inter 74. dakikada 2-0, ilk yarı skoru 1-0
    1. Toplam gol sayısı atlandığında toplam bahis miktarı 2’den yüksek olduğunda bahisi kazanırım (ör. skor: 2-1, 2-3, 3-0, 1-3, 3-3, 2-2, vb.);
    2. Toplam gol sayısı skoru 2’nin altındaysa bahsi kaybediyorum (ör. skor: 0-0, 1-0, 0-1);
    3. Toplam gol sayısı 2 olduğunda, bahsimi geri alırım (ör. skor: 1-1, 2-0, 0-2);
  6. Alt/Üst bahsi: “2.5’den fazla gol olur” bahsi yaptıysam Örnek: Milan – Inter 74. dakikada 2-0, ilk yarı skoru 1-0
    1. Atılan toplam gol sayısı 3’ten çok olduğunda bahis kazanırım (ör. skor: 3-0, 0-3, 2-1, 1-2, 3-1, 2-4 vb);
    2. Atılan toplam gol sayısı 3’ten az olduğunda kaybederim (ör. skor: 0-0, 1-0, 1-1, 0-1, 2-0, 0-2);
  7. Karışık Asya Handikaplarında olduğu gibi, karışık parametrelerle Alt Üst üzerine bahisler yarı yarıya kazanılabilir ve yarı yarıya kaybolabilir.. Karışık Alt Üst örnekleri (AÜ):
    1. AÜ 1.75 – 1.5 AÜ ve 2 AÜ birleşiminin sonucudur;
    2. AÜ 2.25 – 2 AÜ ve 2.5 AÜ birleşiminin sonucudur;
    3. AÜ 2.75 – 2.5 AÜ ve 3 AÜ birleşiminin sonucudur;
    4. AÜ 3.25 – 3 AÜ ve 3.5 AÜ birleşiminin sonucudur;
    5. Örnek 1: 2.25 Alt Üst ve ben 2.5 Alt üzerinden bahis yapıyorum
    6. Toplam gol sayısı 2’den az olduğunda kazanıyorum (ör. skor: 0-0, 1-0, 0-1);
    7. Toplam gol sayısı 3’ten çok olduğunda kaybediyorum (ör. skor: 2-1, 1-2, 3-0, 0-3, 2-2, etc.);
    8. İlk yarıda atılan gollerin sayı 2 olduğundan YARI KAZANMIŞ oluyurom (ör. skor: 1-1, 2-0, 0-2);
    9. Oran ve kazanç hesaplama sistemi, Asya Handikapı ile özdeştir. Örnek 2: Milan – Inter 74. dakikada 2-0, ilk yarı skoru 1-0
    10. Birinci yarı için 1.5 AIt üzerinden bahis yaptıysam kaybederim;
    11. Final skor için 1.5 Üst üzerinden bahis yaptıysam kazanırım;
    12. Maç sonucu için 1.75 A/Ü üzerinden bahis yaparsam,yarı kazanmış ve yarı kaybetmiş olacaktım;
    13. Maç sonucu için 2 Üzerinden bahis yaparsam kaybedecektim;
    14. Maç sonucu için 2.5 Üzerinden bahis yaparsam , bahis kaybetmiş sayılacaktır;
  8. Uzatmalar hariç Asya Handikapı: Oyunun sonucuna tabidir. Takımlara çeşitli engeller serileri verilecek ve oyunun son sonucu olacak. Bu bahis türünün 2 sonuç var, Ev Sahibi ve Dışarıda, beraberlik ise kapsam dışı bırakılıyor. Asya Handikap Asya Handikapı’nın 2 çeşit parametresi olabilir:
  1. Chelsea Liverpool’u yendiğinde maç sonucu ne olursa olsun bahisi kazanırım;
  2. Maç Berabere bittiğinde parayı geri alıyorum;
  3. Liverpool Chelsea’yi yendiğinde maç sonucu ne olursa olsun kaybediyorum.
  4. Example 2: Maç: Chelsea-Liverpool, Asya Handikap 0.5, ev sahibi takıma bahis yapıyorum.
  5. Maç Berabere bittiğinde bahisi kazanıyorum (örneğin 0-0, parametresini arttırmakla , sonuç 0.5:0’e dönüşüyor, böylelikle ev takımı kazanıyor)
  6. Chelsea Liverpool’u yendiğinde maç sonucu ne olursa olsun bahisi kazanırım;
  7. Liverpool Chelsea’yi yendiğinde kaybediyorum (örneğin 0-1, 0-2, v.b.).
  8. Örnek 3: Chelsea Liverpool, Asya Handikapı -0.25, Evde 100 EUR ile bahis yapmak için bahis oynuyorum, bahis miktarı bölünecektir: EUR 50, AH 0’a, 50 EUR’dan AH -0.5’e. Maç Berabere biterse (ör. 1-1):
  9. 50 EUR AH 0’tan kullanıcıya geri iade edilecektir;
  10. 50 EUR AH -0.5’tan kaybedilecektir (parametrenin verdiği dezavantajı düşürerek skor şu şekilde olacaktır: 0.5 -1, sonuçta ev kaybedilirken kazanır;;YARIM KAYBEDİLEN bahisler, bahis oranlarının her zaman 0,5’e dönüştüğü için, kullanıcı kanatları 50 EUR (0.5 * 100) olan yeni bahis miktarı olacaktır.
  11. Chelsea Liverpool’u yendiğinde maç sonucu ne olursa olsun bahisi kazanırım.
  12. Liverpool Chelsea’yi yendiğinde maç sonucu ne olursa olsun kaybediyorum.
  13. Asya Handikapı, Maçın Kalanı/Asya Handikapı, İlk Yarının Kalanı: Kabul edilen tüm bahisler maçın/yarının geri kalanına ait skor-çizgisine göre sonuçlandırılır, bahis öncesi goller gözardı edilir. Canlı Bahis Örneği: Juventus-Man United – Canlı skor 1:0 TakımAsya Handikapı, Maçın kalanıOranlarJuventus-0.751.90Manchester+0.752.05
  14. Maç sonucu 4:0 Juventus’a bahis yaparsan, kazanacaksın (örneğin: Juventus üzerinde 100€ bahis oynarsan, kazancın 90€ olacaktır)
  15. Maç sonucu 2:0, 3:1, 4:2 Juventus’a bahis yaparsan, bahsin yarı-kazanmış olacak (ex: Juventus üzerinde 100€ bahis oynarsan ,kazancın 45€ olacaktır)
  16. Maç sonucu 1:0, 1:1, 1:2, 1:3,2:1, 2:2, 3:2, 3:3 Man. United’a bahis yaparsan kazanacaksın (örneğin: Man. United üzerinden €100 bahis oynarsan kazancın €105 olacaktır)
  17. Eğer bir bahis etkinliği askıya alınmış veya kesintiye uğramış olup en fazla 48 saat sonrasına yeniden planlandıysa, kesinti anında sonucu önceden belirlenmiş olan bahisler haricinde tüm bahisler geçerli olacaktır;
  18. Kesin Gol Atar: Oynamayan oyuncular için iade yapılmaz. Bahisler sadece 90 dakikalık bir oyunda kabul edilir. Kendi kalesine atılan goller sayılmaz.
  19. İlk/Sonraki Golü Atar: Oynamayan oyuncular için iade yapılmaz. Bahisler sadece 90 dakikalık bir oyunda kabul edilir. Kendi kalesine atılan goller sayılmaz.
  20. Son Golü Atar: Oynamayan oyuncular için iade yapılmaz. Bahisler sadece 90 dakikalık bir oyunda kabul edilir. Kendi kalesine atılan goller sayılmaz.
  21. Gol Sayısı: 90 dakika oynanmadan önce bir maçın durması durumunda, müsabakanın tamamına yönelik tüm bahisler iptal edilecektir olup, halihazırda sonucu belli olmuş bahisler geçerli sayılacaktır. Örnek: Milan – Inter 74. dakikada 2-0, ilk yarı skoru 1-0
  22. 0 ve 1 gol üzerine bahis yaparsam kaybederim;
    1. yarı için 1 gol üzerine bahis yaparsam kazanırım;
  23. 3 veya daha fazla gol üzerine bahis yaparsam paramı geri alırım.
  24. Birinci Gol Zamanı: Bahisler, resmi kaynakta belirtilen ilk golün zamanına göre sonuçlandırılır. Örnek: 1-36 dakika aralığına bahis yaptıysam: Kazanmak için olayın 0:00 ve 35:59 arasında gerçekleşmesi gerekir.
  25. X. Gol: X. golü hangi takımın atacağını tahmin et. Kendi kalesine atılan goller skoru alan tarafa yazılır. Maçın yarıda kalması durumunda, gerçekleşen goller için bahisler geçerli kalır.
  26. Son golü atan takım: Maçın yarıda kalması durumunda, gerçekleşen goller için bahisler geçerli kalır; bu bahis türü için uzatmalar hesaba katılmaz.
  27. X Sayıda Gol: Belirtilen sayıda gole ulaşan ilk takım üerine sonuçlandırılır. Maçın yarıda kalması durumunda, sonuçlanmamış tüm bahisler iptal edilir.
  28. Karşılıklı gol: Her iki takımın da gol atıp atmaması üzerine yapılan bahis.
  29. Alt Üst Takım Skoru: Maç sırasında bir takımın attığı gol sayısı üzerine bahis. Uzatmalarda atılan goller hesaba katılmaz.
  30. Gol Sayısı: Gol sayısı üzerine yapılan bahis, kendi kalesine atılan golleri de kapsar.
  31. Zaman Aralığında Gol: Resmi olarak belirtilen gol zamanı geçerlidir. Uzatmalar dahil değildir.
  32. Her İki Yarıda da Gol: Takım veya takımların her iki yarıda da gol atacağına dair Evet/Hayır bahsi.
  33. Sıfıra karşı Kazan: Kazanan takımın gol yemeyeceği üzerine bahis.
  34. Kazanma Payı: Kazananın ve kaybedenin toplam gol sayısı arasındaki fark. Oyunun sonucuna göre karar verilir. Takımlara çeşitli kazanç payı verilir ve maç sonucu dikkate alınır.
  35. Herhangi Bir Yarıda Kazan: Takımın en az bir yarıda kazanması üzerine bahis.
  36. Her İki Yarıda da Kazan: Takım her iki yarıda da kazanması üzerine bahis.
  37. Geriden Gelip Kazan: Takımın maçın herhangi bir anında skor olarak geride olup maçı kazanması üzerine bahis.
  38. Korner Alt Üst: Maçta alınan köşe vuruşları için önceden belirlenmiş Alt/Üst bahsi. Uzatmalar dahil değildir.
  39. Korner Sayısı: Maçta alınan köşe vuruşlarının toplam sayısına göre.
  40. X Sayıda Korner: Belirtilen sayıda köşe vuruşuna ulaşan ilk takım üerine sonuçlandırılır. Maçın yarıda kalması durumunda, sonuçlanmamış tüm bahisler iptal edilir.
  41. Takımın ilk gol dakikası: Anlaşma, resmi maç kaynağı tarafından verilen zamana göre yapılacaktır, çünkü İlk / Sonraki gol atılır.
  42. Kart Sayısı Alt/Üst: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm uyarılar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir uyarı dikkate alınmayacaktır. O sırada maça katılmayan yedk oyuncuların ya da yöneticilerin almış olduğu kartlar sayılmaz. Sarı kart 1 puan olarak sayılırken, kırmızı kartın puanı 2’dir. Oyuncunun aldığı ikinci sarı kart sonrasınd kırmızı karta döneceğinden sayılmyacaktır. Bir oyuncu en çok 3 puandan fazla alamaz.
  43. Takım Bahisleri ÜST/ALT: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm uyarılar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir uyarı dikkate alınmayacaktır. Sarı kart 10 puan olarak sayılırken, kırmızı kartın puanı 25’dir. Oyuncunun aldığı ikinci sarı kart sonrasınd kırmızı karta döneceğinden sayılmyacaktır. Bir oyuncu en çok 35 puandan fazla alamaz.
  44. En Çok Korner olan Yarı: Her iki yarı içerisinde, daha çok kornere sahip olan yarı kazanır.
  45. Takım Korner Sayısı: Bir takımın kullandığı korner sayısı.
  46. Son Korner: Mevcut duruma göre, en son köşe vuruşunu hangi takım kullanır.
  47. Clean Sheet: Gol yemeyen takım kazanır.
  48. En Çok Korner: Maçta daha çok köşe vuruşu kullanan takım kazanır.
  49. Sonraki Korner: Mevcut duruma göre, sıradaki köşe vuruşunu hangi takım kullanır.
  50. Maç bahsi ve toplamlar: 1X2 ve Alt/Üst bahislerinin birleşimidir; yalnızca ikisinin de gerçekleşmesi durumunda bahis kazanır.
  51. Gol Tek/Çift: Toplam gol sayısı çift veya tek.
  52. Zaman Aralığında Takım Gol Sayısı: Golün resmi olarak açıklanan zamanı gözönüne alınır. Uzatmalar dahil değildir.
  53. En Çok Gol olan Yarı: En çok gol atılmış olan yarı kazanır.
  54. Skor tahmini: Seçenekler arasında yer almayan bir sonuç gerçekleşirse, tüm bahisler kaybeder.
  55. 1×2 İlk Yarı/ 1×2 İkinci Yarı bahsi: İlk yarıda ortaya çıkacak tüm bahisler, maç başlangıcı ile ilk yarının sonuna kadar olan süreyi kapsar. 2. yarıda ortaya çıkacak sonuçlara yapılan tüm bahisler, 2. yarıda başlayıp 2. yarının sonuna kadar geçerli olur. Yarının başlama/bitişi, maçın hakeminin düdüğü ile belirlenir.
  56. Bir bahis etkinliği durdurulup veya yarıda kesilip 48 saat içinde yeni bir tarihe planlanırsa, kesinti anında sonucu önceden belirlenmiş olan bahisler haricinde tüm bahisler geçerli olur;
  57. İlk Yarı/Maç Sonucu Uzatmalar Hariç (İY/MS): İlk yarının ve maçın normal süresinin sonucunu tahmin edin.
  58. Penaltılara Gitme: Maç penaltılara gider mi?
  59. Skor Yapacak Yedek Oyuncu: Yedek oyuncu gol atar mı?
  60. Kart Sayısı: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm uyarılar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir uyarı dikkate alınmayacaktır.
  61. Sarı Kartlar Tek sayı/Çift sayı: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm uyarılar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir uyarı dikkate alınmayacaktır.
  62. Bahiste İlk Takım: Mevcut karta göre hangi takım bir sonraki kartı alacak?
  63. Kendi Kalesine Atılan Gol: Kendi kalesine gol atar mı?
  64. Kazanma Şekli: Galip gelenin seçtikte maç nasıl biter?
  65. İlk Golün Zamanı: Resmi kaynakta belirtilen golün zamanına göre belirlenir.
  66. İlk Sarı Kartı Alacak Takım: Bir sonraki sarı kartı alacak olan takım geçerli karta göre.
  67. Kesin Gol Atar: Oynamayan oyuncular için iade yapılmaz. Kendi kalesine atılan goller sayılmaz.
  68. Sıradaki Golü Atar: Oynamayan oyuncular için iade yapılmaz. Kendi kalesine atılan goller sayılmaz.
  69. Son Golü Atar: Oynamayan oyuncular için iade yapılmaz. Kendi kalesine atılan goller sayılmaz.
  70. Sıradaki Golü Atacak Takım: Yarıda kalma durumunda, gerçekleşmiş bahisler geçerli sayılır. Uzatmalar dahil değildir.
  71. Sıradaki Golün Zamanı: Resmi kaynakta belirtilen golün zamanına göre belirlenir.
  72. Son Golü Atan Takım: Yarıda kalma durumunda, gerçekleşmiş bahisler geçerli sayılır. Uzatmalar dahil değildir.
  73. X Gole Kim Ulaşır: Daha önceden belirlenmiş sayıda ilk gol atan takım hesaplanır. 90 dakika bitimi gerçekleşmeden maçın yarıda kalması durumunda bütün bahislerin iptal edilir, eğer belirli bir sonucun hesaplanması gerçekleşmediyse.
  74. İki Takım da Gol Atar: Her iki takımın maçta gol atıp atmadığına bağlı olarak.
  75. Takım gol sayısı Alt/Üst: Maçta takımın attığı toplam gol sayısına göre. Ekstra sürede atılan goller sayılmaz.
  76. Gol Sayısı: Gol sayısına yapılan bahislerde “kendi kalesine atılan goller” de hesaba alınacaktır.
  77. Bu zaman aralığında gol olur mu?: Resmi zamanda atılacak goller sayılır. Uzatmalar dahil değildir.
  78. İki yarıda da gol atar: Takım/Takımların her iki yarıda da gol atması üzerine Evet / Hayır bahsi.
  79. Gol yemeden kazanır: Takım oyunu kazanır ve gol yemez.
  80. Kazanma Marjı: Oyun sonucuna göre hesaplanır. Ekiplere çeşitli kazanç payı verilecek ve nihai sonuç hesaplanacak.
  81. İki yarıdan en az birini kazanır: Bu bahsin kazanması için takımın iki yarıdan en az birini kazanması gerekiyor.
  82. Her iki Yarıyı da kazanır: Takım, maçın her iki yarısında rakipten daha fazla gol atmalı.
  83. Geriden gelir ve kazanır: Takım maçın herhangi bir aşamasında kaybetmeli, ancak maçın 90 dakikasının bitiminden kazanan taraf olmalı.
  84. Toplam korner sayısı, Alt/Üst: Maç sırasında gerçekleşen köşe vuruşları için “total” a eklenmiş ayrı bir çizgiye dayanarak. Uzatmalar dikkate alınmaz.
  85. Toplam korner sayısı: Maçtaki toplam köşe vuruş sayısına göre.
  86. X Kornere İlk Kim Ulaşır?: Alınan köşe sayısına ilk ulaşan ekibe yerleşince, önce 90 dakika oynandıktan sonra terk etme durumunda tüm bahisler anlaşma yapılmadığı sürece geçersiz sayılır.
  87. Takımın ilk gol dakikası: Anlaşma, resmi maç kaynağı tarafından verilen zamana göre yapılacaktır, çünkü İlk / Sonraki gol atılır.
  88. Kart Sayısı Alt/Üst: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm uyarılar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir uyarı dikkate alınmayacaktır.
  89. Takım Kart Sayısı Alt/Üst: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm kartlar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir kart dikkate alınmayacaktır.
  90. En çok korner olan devre: Her yarının korner sayısına göre, en fazla korner kullanılan yarı.
  91. Takım korner sayısı: Bir takımın kullanacağı korner sayısı.
  92. Son Korner: Maçın son kornerini kullanan takım.
  93. Gol Yemez: Gol yemeyen takım kazanır.
  94. Kim Daha Çok Korner Atar?: Maçta en çok köşe vuruşu elde eden takım kazanır.
  95. İlk Korner: Sıradakı kornerı kullanan takım.
  96. Maç Bahsi ve Toplamlar: 1×2 ve üst/alt kombine edin, her iki sonuç tutarsa kazanılır, diğerleri kaybedilir.
  97. Uzatmaya Gider mi?: Uzatmalara giderse, bahis kazanır; gitmezse kaybeder.
  98. Kırmızı Kart: Kırmızı kart gösterilecek mi?
  99. Korner Tek/Çift: Toplam köşe vuruşları Tek veya Çift.
  100. Zaman aralığında takım gol atar mı?: Atılan golün resmi zamanı dikkate alınacaktır. Uzatmalar dahil değildir.
  101. Takım Korner Sayısı Tek/Çift: Takım toplam köşe vuruşu sayısı tek veya çift.
  102. Takım Korner Sayısı Alt/Üst: Takım toplam köşe vuruşu parametrenin üzerinde veya altında.
  103. Penaltılara Gitme: Maç penaltılara gider mi?
  104. Skor Yapacak Yedek Oyuncu: Yedek oyuncu gol atar mı?
  105. Kart Sayısı: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm kartlar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir kart dikkate alınmayacaktır.
  106. Sarı Kart Tek/Çift: Planlanan 90 dakikalık oyun sırasında takımların aldığı tüm kartlar dikkate alınarak hesaplamalar yapılacaktır. Maçın tam süresinin bitişi sonrası alınan herhangi bir kart dikkate alınmayacaktır.
  107. Sıradakı Takım Cezası: Mevcut karta göre hangi takım bir sonraki kartı alacak?
  108. Kendi Kalesine Atılan Gol: Kendi kalesine gol olur mu?
  109. Kazanma Şekli: Kazananın belirlenmesi için maç ne şekilde biter.
  110. İlk Sarı Kartı Alacak Takım: Bir sonraki sarı kartı alacak olan takım geçerli karta göre.
  111. En Yüksek Yarı Skoru: En çok gol atılan yarı kazanır.
  112. X Golün Zamanı: X gol Y dakikaya kadar olur mu? Örnek: maçın 30 dk. kadar 3 gol. Eğer oyun 30. dakikadan önce kesilirse (29:59), 3. golün olmaması durumunda bahisler geçersiz sayılıcaktır.
  113. Takımın gol zamanı: X takım Y dakikaya kadar gol atar mı? Örnek: maçın 30 dk. kadar 3 gol. Eğer oyun 30. dakikadan önce kesilirse (29:59), 3. golün olmaması durumunda bahisler geçersiz sayılıcaktır.
Jojobet 168 Giriş Adresi üzerinden bahis yapmaya devam edebilirsiniz. Jojobet giriş adresi bilgisi daima sitemizde güncel olarak yenilenmektedir. Adres değişikliklerinden etkilenmemek için sitemizi ziyaret etmeniz yeterli olacaktır.
submitted by jojobetofficial to u/jojobetofficial [link] [comments]


2019.07.11 10:57 Haberfutbol24 11 Temmuz 2019 Perşembe Transfer Haberleri

11 Temmuz 2019 Perşembe Beşiktaş Transfer Haberleri
Dorukhan Toköz transferinde son dakika! İtalyanlar açıkladı...
Beşiktaş'ın yıldız ismi Dorukhan Toköz'ün Udinese'ye transferinde sıcak saatler yaşanıyor. İtalyan basınından konuyla ilgili gündeme bomba gibi düşen bir son dakika haberi geldi. Beşiktaş'ın geçtiğimiz yaz Eskişehirspor'dan kadrosuna kattığı Dorukhan Toköz, yeni takımı için artık gün sayıyor. İtalyanların dünyaca ünlü spor gazetesi La Gazzetta dello Sport, bugün okuyucularıyla paylaştığı son dakika haberinde 23 yaşındaki milli futbolcunun Serie A ekiplerinden Udinese'ye transferinin bittiğini duyurdu.
Haberde defansif orta saha oyuncusu için Siyah Beyazlılar'a ödenecek olan bonservis bedelinin 10 milyon euro olacağı kaydedilirken konuyla ilgili resmi açıklamanın çok kısa bir süre içerisinde yapılacağı ifade edildi. Gazete, Beşiktaş'ın dün resmi internet sitesi aracılığıyla Udinese ile hazırlık maçı yapacağını duyurmasının da tesadüfi bir gelişme değil, doğrudan doğruya Dorukhan'ın transferiyle ilgili olduğunu yazdı.
Beşiktaş ilk transferini açıklıyor! Andres Lioi İstanbul'a geliyor.
Yaz transfer döneminin sessiz takımı Beşiktaş, siftahı 22 yaşındaki bir Arjantinliyle yapmaya hazırlanıyor. Siyah Beyazlılar'ın Rosario Central forması giyen sağ kanat oyuncusu Andres Lioi'yi imza için İstanbul'a getireceği öğrenildi.
Yaz transfer döneminin sessiz takımı Beşiktaş'la ilgili Arjantin'den gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi. Ülkede yayım yapan Diario Panorama gazetesi, Rosario Central forması giyen sağ kanat oyuncusu Andres Lioi'nin Avrupa'dan ciddi bir teklif aldığı için Central Cordoba'ya kiralanmaktan son anda vazgeçtiğini yazarken söz konusu teklifi yapan takımınsa Beşiktaş olduğu ortaya çıktı.
Arjantinli gazeteci Adriano Savalli, kendisine ait Twitter hesabından paylaştığı haberde "Andres Lioi, Beşiktaş'la şu an kontrat detaylarını görüşüyor. Central Cordoba'ya gitmeye çok yakındı ancak son anda devreye giren Türk kulübü işi bitirdi. Kendisi, yarın takımdan ayrılacak ve satın alma opsiyonuyla birlikte bir yıllığına kiralanacak." ifadelerini kullandı.
İşte Abdullah Avcı'nın aradığı stoper! Resmi teklif yapıldı
Beşiktaş, yeni sezon için transfer çalışmalarını sürdürüyor.
Siyah beyazlıların gündemine gelen Timothée Kolodziejczak transferinde önemli gelişmeler yaşanıyor.
Teknik Direktör Abdullah Avcı'nın öncelik verdiği sol stoper transferini gerçekleştirmek isteyen siyah beyazlılar, geçtiğimiz sezon Saint-Étienne'de kiralık olarak forma giyen Fransız stoper Timothée Kolodziejczak için teklifini yapmıştı.
Ortacizgi.com'un haberine göre; Beşiktaş yönetimi'nin 27 yaşındaki oyuncunun bonservisini elinde bulunduran Meksika ekibi Tigres'e 3,5 milyon Euro teklif ettiği öğrenildi.
Tigres ise Fransız oyuncu 4 milyon Euro bonservis bedeli talep ediyor.
Türkiye'de oynamaya sıcak bakan Timothée Kolodziejczak için siyah beyazlı yönetimin Meksika ekibinden haber beklediği belirtildi.
Wolverhampton istedi, Quaresma reddetti
Premier Lig ekibi, Beşiktaş’ın Portekizli süperstarının peşine düştü. Kartal’ın yıldızına menaceri aracılığıyla teklifte bulunan Ada ekibi, Q7’den olumsuz aldı. Tecrübeli futbolcu, 1 yıllık kontratına sadık kalma kararı aldı. Kara Kartal’ın Portekizli yıldızı Ricardo Quaresma’ya, İngiltere Premier Lig ekiplerinden Wolverhampton’ın talip olduğu ortaya çıktı. Beşiktaş’la 1 yıllık daha kontratı bulunan 35 yaşındaki kanat oyuncusu için menaceri aracılığıyla ilk teması kuran Ada ekibine, tecrübeli futbolcudan jet yanıt gitti. Beşiktaş’taki alacakları sebebiyle kulüple zaman zaman sorun yaşasa da ailesiyle birlikte İstanbul’daki hayatından memnun olduğunu belirten Q7’nin, menaceri aracılığıyla gelen bu öneriyi reddettiği bildirildi.
Avcı’yı da sevindirdi
Siyah-Beyazlılar’ın dün Riva’da yaptığı takım çalışmasında hırsı ve yüksek performansıyla dikkat çeken Ricardo Quaresma, yeni hocası Abdullah Avcı’yı da sevindirdi. Bireysel futbol anlayışında değişim gözlenen Q7, Avcı’nın takım oyunu üzerine kurduğu taktiğe adapte olduğu hemen fark edildi. Sık sık Avcı’yla performansıyla ilgili konuşan Portekizli süperstarın, yeni sezonda da Beşiktaş’ın en önemli hücum silahlarından birisi olması bekleniyor.
Canlı Maç İzle, Bein Sport Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV Taraftarium24 İzle,

11 Temmuz 2019 Perşembe Fenerbahçe Transfer Haberleri

Trezeguet resti çekti!

Reuters, Trezeguet'in Kasımpaşalı yöneticilerle görüştüğünü ve takımdan ayrılmak için izin istediğini yazdı. Mısırlı oyuncuya Fenerbahçe ve Aston Villa'nın talip olduğu biliniyor. Fenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal’ın transfer listesinde kanat için ilk sırada yer alan Mısırlı Mahmud Trezeguet ile ilgili Reuters’ten ilginç bir haber geldi.
Afrika Kupası’ndan Mısır’ın elenmesinden sonra Trezeguet’nin, Kasımpaşa yönetimiyle görüştüğü ve “Ayrılmam için izin verin. Beni isteyen önemli kulüpler var. Buradaki görevimi tamamladım. Şimdi gitmek istiyorum” dediği bildirildi.
Trezeguet’nin, Kasımpaşa tecrübesinin ardından daha fazla deneyim için bir başka kulübü istediği de belirtildi.
ASTON VİLLA 10 MİLYON VERİYOR
Haberde Mısırlı oyuncunun Kasımpaşa ile etkileyici bir performans ortaya koyduğu ve Türkiye Ligi’nin en iyi oyuncularından biri seçildiği belirtildi.
France Football tarafından da oyuncunun Mart ayında Avrupa’daki en iyi Afrikalı seçildiği vurgulandı. Trezeguet’yi Türk kulüpleri Fenerbahçe ve Galatasaray’ın dışında, Aston Villa, Watford, Lyon ve Marsilya gibi kulüplerin de istediği hatırlatıldı. Aston Villa’nın oyuncuya 10 milyon euro vermeye hazır olduğu da bildirildi.

Napoli Başkanı Elif Elmas transferini açıkladı!

Napoli Kulübü'nün Başkanı Aurelio De Laurentiis, Fenerbahçe'nin Makedon futbolcusu Eljif Elmas'ı transfer edebilmeleri için oyuncu satmaları gerektiğine dikkat çekti. İtalyan basınına açıklamalarda bulunan Laurentiis, 19 yaşındaki orta saha oyuncusu Eljif Elmas transferini çok önemsediklerini söyledi. Napoli Başkanı, transfer ile ilgili olarak şöyle konuştu;
"Eljif Elmas'ın transferini çok önemsiyoruz, bunu da inkar etmiyoruz. Bu transfer görüşmesinde ileri seviyeye geçtik. Ancak kadromuz çok geniş ve daha da kalabalıklaşmasını önlemek için satış yapmamız gerekiyor."

Kolarov'da şok gelişme! Fenerbahçe...

Ersun Yanal'ın gözdesi Aleksandar Kolarov'un Roma Teknik Direktörü Paulo Fonseca ile görüştüğü ve 1 yıl daha İtalyan kulübünde kalmaya sıcak baktığı iddia edildi. Fenerbahçe Kolarov transferini bitirmeye yaklaşmışken, Roma’nın başına geçen ve yönetime ‘kalsın’ raporu veren yeni teknik direktör Paulo Fonseca, dün futbolcuyla özel bir görüşme gerçekleştirdi.
Taraflar arasındaki görüşmenin neticesinde Sırp futbolcunun bir sene daha sarı-kırmızılı ekipte kalma konusuna soğuk bakmamaya başladığı ve şimdilik kendisine takımda yola devam edeceği gözüyle bakıldığı öğrenildi.
Portekizli teknik adamın, futbolcunun görev mevkisinde yapmayı düşündüğü değişiklik hakkında da kendisini bilgilendirdiği ve Kolarov’un bunu kabul ettiği belirlendi.
Buna göre Kolarov’u doğal bölgesi sol bek yerine stoperde kullanacağı bilgisinin deneyimli oyuncuya verildiği, takımda kaldığı takdirde bu bölgede oynayacağının farkında olduğu kaydedildi. Ancak tüm bu gelişmelere karşın oyuncunun Fenerbahçe’ye transferinin tamamen imkansız hale gelmediği ortaya çıktı. Sarı-lacivertlilerin ısrarını sürdürdüğü transfer sürecinin, önümüzdeki günlerde yeni gelişmeler ortaya çıkarmasının da sürpriz olmayacağı aktarıldı.
Roma teknik direktörü Fonseca’nın, futbolcusunu yeni görev bölgesinde oynarken görmeyi istediği, bunun için önümüzdeki haftalarda yapacakları hazırlık maçlarında kendisini burada oynatarak test etmek istediği tespit edildi. Ancak bunun uzun bir süre alacak olmasının getirdiği belirsizlik durumunun, futbolcunun soluğu yeni bir takımda almasıyla sonuçlanacak süreci başlatabileceğine de dikkat çekildi.

Ndiaye Fenerbahçe'ye gelmek istiyor!

Son olarak Muriç ve Altay’ı kadrosuna katan Fenerbahçe’de yeni hedef Badou Ndiaye. Kanarya, yıldız ismi kiralamak istiyor. 28 yaşındaki yıldızın Sarı-Lacivertliler'e sıcak baktığı, oyuncunun kulübü Stoke City ile ise görüşmelerin sürdüğü öğrenildi. Fenerbahçe'de yeni hedef Badou Ndiaye… Son olarak Vedat Muriç ve Altay Bayındır'a imza attıran, Garry Rodrigues transferini de bitirme noktasına gelen Sarı-Lacivertliler, Senegalli Ndiaye'yi de kadrosuna katarak orta alanı daha da güçlendirmek istiyor.

KİRALAMA TEKLİFİ YAPILACAK

Sarı-lacivertliler, geçen sezon Galatasaray forması giyen ve bonservisi Stoke City'de olan Ndiaye için İngiliz ekibine satın alma opsiyonlu, kiralama teklifinde bulunacak.

F.BAHÇE'YE SICAK BAKIYOR

Şu anda Senegal Milli Takımı ile Afrika Kupası'nda olan Ndiaye'nin Fenerbahçe'ye gelmeye sıcak baktığı öğrenildi. Bu da Sarı-Lacivertliler'in transferdeki şansını artırıyor.

ERSUN YANAL ÇOK BEĞENİYOR

F.Bahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal'ın Ndiaye'yi çok beğendiği ve takımında görmek istediği öğrenildi. Sarı-Lacivertli yönetim de 28 yaşındaki oyuncu için şartla zorlama kararı aldı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Bein Sport Şifresiz İzle, Futbol Cafe TV

11 Temmuz 2019 Perşembe Galatasaray Transfer Haberleri

Son dakika! Fernando Türkiye'den ayrıldı!!!

İspanya La Liga ekiplerinden Sevilla'ya transfer olan Galatasaray'ın yıldız futbolcusu Fernando Reges, ailesiyle birlikte Türkiye'den ayrıldı. Geçtiğimiz günlerde İspanyol ekiple anlaşma sağlayan Brezilyalı futbolcu, İstanbul Havalimanı'ndan Lizbon'a gitti. Fernando'nun daha sonra Sevilla kentine geçeceği öğrenildi.
Bu arada Fernando Reges, transferiyle ilgili basın mensuplarının sorularını yanıtsız bıraktı.

Onyekuru Galatasaray'ı istiyor! Menajeriyle tartıştı!

Galatasaray forması giymek isteyen Onyekuru, CSKA Moskova’yla masaya oturan temsilcisi Barmada’yla tartıştı!. Transferin hızlı takımı Galatasaray, sürekli olarak yeni isimleri açıklarken taraftarlar, Onyekuru’nun durumunu merak ediyor. Bonservisi Everton’da bulunan 22 yaşındaki sol kanat oyuncusu için pazarlıklar sürerken menajeri Barmada, “CSKA Moskova’yı reddettiğimiz yönündeki haberler gerçeği yansıtmıyor. Görüşmeleri sürdürüyoruz” demişti. İşte bu sözler üzerine Henry Onyekuru ve menajerinin arasına soğukluk girdi.

GÖRÜŞMELER DONDURULDU

Nijeryalı futbolcu, temsilcisiyle bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek, “Everton beni 1 yıl daha kiralayacaksa bu takımın Galatasaray olmasını istiyorum. Rusya’yı kesinlikle düşünmüyorum. Galatasaray’la Şampiyonlar Ligi’nde vitrin yapabilirim” dedi. Bunun üzerine Barmada’nın Rus ekibiyle görüşmeleri dondurduğu belirtildi. G.Saray-Everton pazarlığı ise sürüyor.

Galatasaray'da ya Mariano ya da Linnes yolcu!

Galatasaray orta sahaya transfer yapmak için sağ bekteki Mariano ya da Linnes’den birini satmayı planlıyor. Öncelik ise Mariano’nun satılması...
Transferde yol haritasını belirleme uğraşı veren Galatasaray, orta sahaya transfer yapmak için Mariano ve Linnes'den birini göndermeyi planlıyor. Sağ bek pozisyonu için Şener Özbayraklı'nın transferinden sonra Mariano ve Linnes'ten birinin gönderilmesine kesin gözüyle bakılıyor.

İLK TERCİH MARIANO

Galatasaray'da yıllık 2.2 milyon Euro olan Mariano'nun gönderilecek oyuncular arasında ilk sırada olduğu öğrenildi. Bu futbolcu için yapılan teklifler mercek altına alındı. Linnes için de bazı kulüplerin devrede olduğu belirlendi. G.Saray Yönetimi'nin bu konuda en kısa sürede karar vereceği öne sürüldü.

Galatasaray'dan sürpriz hamle... Muslera'nın yanına Okan Kocuk!

Galatasaray'dan sürpriz kaleci hamlesi... Yerli kaleci transferinde Galatasaray’ın gündeminde Okan Kocuk var. 23 yaşındaki başarılı file bekçisi için Bursaspor ile görüşme yapılacak. Okan'ın Galatasaray'a transfer olmayı çok istediği öğrenildi. Sarı-Kırmızılılar, bu yaz döneminde Muslera’nın arkasına artık iyi bir yerli kaleci almak istiyor. Yıllardır Uruguaylı file bekçisinin kadroda sağlam alternatifi bulunmazken, Galatasaray teknik heyeti Okan Kocuk’un ismini yönetime iletti. Küme düşen Bursaspor’la yeni sezon hazırlıklarına başlayan 23 yaşındaki Okan’ın bonservis bedeli 2.5 milyon TL. Geçen sezon Süper Lig’de 22 maça çıkıp, kalesinde 23 gol gören 1.87’lik genç eldiven, daha önce A Milli Takım’ın aday kadrosuna da çağrılmıştı. İkinci Başkan Abdurrahim Albayrak, önümüzdeki günlerde Bursaspor Yönetimi ile görüşecek ve Okan’ı resmen isteyecek. Genç eldiven ise Galatasaray’a gelmek için adeta can atıyor.
Canlı Maç İzle, Futbol Cafe TV, Bein Sport Şifresiz Maç İzle, Taraftarium24 İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.06.28 17:35 furkantopal GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDAYIM

Öfkemi kontrol etmeye, korkunun ise beni yanlış hareketlere sürükleyip düşmanın kucağına atmamasını sağlamaya çalışıyorum. Panik şeytanın tütsüsüdür, insanın burnuna geldiği anda vücudu esareti altına almaya çalışır ve seni görülmemen yerde görünür yapar. Bu yolculukta tüm kusurlarım, hatalarım, ve günahlarımla Baba Tanrı'ya güveniyorum. Benim için uygun olanını ona bırakıyorum. Kendimi kendim yaratmadığım gibi, bana 'ben' dememi sağlayan bir benlik veren Tanrı'nın istediği olsun diyorum. Benim isteğim bellidir. Ve bu doğrultuda önüme çıkardığı tüm fırsatları da değerlendirdim. İşler giderek çok kritik bir noktaya varmak üzere. Kırılma noktası gelmek üzere. Evet korkuyorum, bu doğru, ama ben bu hissin beni ele geçirmesine izin vermiyorum, bu hisse rağmen doğru şeyleri seçmeye çalışıyorum. Etrafım düşmanlarla sarılmış durumda, benim ise somut gerçeklikte yeterli hareketi sağlayacak maddi gücüm yok ama buna rağmen mücadeleyi bırakmıyorum ve nolursa olsun bırakmayacağım. Artık sadece ben varım. Ve üzerimdeki tek gerçek güç Tanrı'dır, ebeveynim de odur, her şeyim de odur. Biz önümüze çıkan hayatta seçtiğimiz seçenekler doğrultusunda yaşarız, bu zamana kadar çok fazla yanlış şey seçtim. Ve ben bu yanlış seçimlerim sayesinde çok şey öğrendim. Çünkü bana doğruyu seçmemi öğretecek kimse yoktu, vardıysa da asi, fevri ve özgürlükçü yapım onları görmememe neden olmuştur. Yıllardır bir dinsiz, bir agnostik olarak yaşadım, ki agnostik olmak akıllıcadır ve dünya şartlarında en akıllıca olanıdır. Tanrı'nın var olup olmadığını bilmediğimizi ve asla bunun bilinemeyeceğini savunur. Bu çok doğrudur, buna hala katılırım. Ama bu kısımda devreye giren farklı bir şey var. Bilmek ve inanmak farklı şeylerdir. Tanrı'nın olup olmadığını kimse bilemez, sadece inanırsın. İnanan için vardır, inanmayan için yoktur. Ben bu hayatımın yolculuğunda onun var olduğuna inandım. Ben bir keşiş ve aziz değilim, asla da olmayacağım. Kendimi biliyorum. Demek istediğim sadece içten içe mutluyum çünkü dayanma gücümü bana sağlayan başka hiçbir dayanağım yok. Ne bu dünyanın amacını, ne de diğer şeylerin amacını bilebilirim, ne de bunlara aklım erer benim. Tek hissettiğim şu, beni düşünen biri var, elini benim üzerime koyan biri var, beni gerçekten dayanamayacağım kadarından koruyan biri var. Bu biri bundan daha önce de çok kez ölmem gereken yerlerde canımı bağışladığı gibi, başka mucizevi şeyleri de bana tattırdı. Oldukça rasyonel birine bunların gösterilmesi bende bu hissiyatı yarattı. Tek istediğim şu aşamalardan çıkıp kurtulup sanatımı konuşturmak. Bunun için içime bununla mücadele edecek gücü koyması için ve yolumu açması için Tanrı'ya dayanmaktan başka bir seçenek olmadığı gibi, bu bir mecburiyet değildir. Bu seve seve dahil olduğum bir gerçekliktir. Bunun hayatta kalma güdümün bir oyunundan fazlası olduğunu düşünüyorum. O sadece çocuklarına öğretiyor. O sadece kendi parçalarına gösteriyor. Günah işlemeye devam edeceğimizi bile bile bizi benimsiyor. Bizi yargılayan anne ve babalarımızla kıyaslanamaz bir merhamet ile hayatın son derece vahşi doğasında bize çok fazla şey gösteriyor. Bunu neden yaptığını bilmiyorum, artık buna ergenliğimdeki gibi isyan etmiyorum, sadece kabulleniyorum. Ne yaşamam gerekiyorsa ona tahammülüm var. Çünkü sonunda herkes hak ettiğini alacak. Bu dünya adaletsiz gibi görünse de bu sadece bir illüzyon. Herkes hak ettiğini alacak. Ölüm bunun sonunda en rahatladığımız an olacak. Ruhlarımızın ait olduğu yere dönüşü. Ruhlarımız bu dünyada gurbettedir çünkü. Tanrı'dan uzaktadır. Bu yüzden bu kadar acı ve keder yaşarız ve kötü istençlerle dolarız. Ve bu yüzden buraya anlam veremez ve vermeye çalışırız. Bizim ve her şeyin anlamı onda saklıdır. Biz sadece bazı mesajları alabiliriz. Gerisi yaratıcıdadır. Hickimse bu dünyanın başrolü değildir. Hiçkimse de olamaz. Bu bir benlik öldürme seansı değil, benliğim gayet var, gayet seksüel arzularım var, her şeyim yerinde olması gerektiği gibi, bu sadece gerçekleri söyleme seansı. Paranoyak beyinlerle Tanrı'ya ulaşmış olanlara ne mutlu. Ne esiriz, ne köleyiz, evet biz biziz, ben benim, hepimiz başka başka düşünceler ve özellikler taşırız. Ama hepimiz onun çocuklarıyız. Biz yargılanmaktan uzağız. Yargılamak güç gösterisidir bazen, Rab Tanrı bunu yapmaya gerek bile duymaz. Görünmez, karışmaz, dokunmaz, kötü işlerinize engel de olmaz, işaretlerle konuşur, yaşattığı tecrübelerle öğretir. Gerçekten de Tanrı'nın herkes için bir planı vardır. Bu böyledir. İnsanın ona karşı tek büyük yükümlülüğü kendini gerçekleștirmektir, ona benzemektir. Onun parçası olmanın hakkını vermektir. Bu günah işlememek veya Eski Antlaşma'daki yasalara uymak falan da değildir. Herkes bunu kendisine göre içinde hisseder. Herkesin tasarımı ve yapacağı şeyler farklıdır. Bunların bir anlamı olmasına gerek de yoktur. Sadece onun parçası olmanın hakkının verilmesi gerekir. Bu da ona dayanarak yapılır. Hiçbirimizin mükemmel olmayacağını ve olamayacağını o da biliyor zaten. Herkes bunu kendi içinde hisseder. Ben şimdi başımdaki bu şeylerle mücadele etmem gereken bir dönemdeyim. Başka bir dönem refah içinde de yüzebilirim. Hayat büyük bir sahne ve zamanla birlikte oldukça değişken yerlere sürüklenen bir şey. Düşmanlarım da dahil olmak üzere, hepinizi seviyorum. Hoşçakalın.
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.04.19 18:43 Eltriux eMoJiLeRdEkİ tEhLiKe!1!!11!

EMOJI NEDİR? 👇 Emoji kelimesindeki "E" görsel, "Moji" ise karakter anlamı taşıyor yani sanalda kişinin ifade yansıtması gibi algılayabilirsinizÖncelikle en sık kullandığımız yüz emojilerini ve anlamlarını inceleyelim 👇 😀😃😄😁☺😊🙂😅😂🤣😌🙃😆 Gülme emojileri
😘😙😚😗 Öpücük emojileri
🤗kucaklaşmak isteyen emoji
😳😯😦😧😮😲 şaşırma emojileri
😞😔😟😕🙁☹️😫😩😢🥺😭 Üzgün emojiler
😣çaresiz kalma
😱😨😰 Korkma emojileri
😠😤😡😬😐 Kızgın emojiler . . . Gibi sıralama yapabiliriz Tabi her biri kendi içinde farklı anlamlar içeriyor ancak bunları bildiğimiz için tek tek açıklama gereği duymadık
Bu ve bunun gibi emojilerin kullanılmasında bir sakınca yokturEMOJILERDEKİ TEHLİKE
Sürekli kullandığımız her gün iç içe olduğumuz emojilerin aslında ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
➖Emojilerde subliminal mesajlar var mı❓ ➖Emojilerin gerçek anlamları neler❓ ➖Emojilerde nasıl bir tehlike söz konusu❓Gelelim dini sembollere;
HRISTİYANLIK:
🏥⛑✝⚰💒⛪☦ Bu emojiler Hristiyanlığı sembolize eder ☦ortodoks 〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰
BUDIZM ve HINDUIZM:
⚛☸🧘‍♀🧘‍♂🕉
🎎
☸=Dharma Çarkı (yasanın Çarkı) 👇 Bu sembol budizmde Nirvana'ya giden yolun sembolüdür
⚛=Lotus çiçeği Aydınlanma anlamındadır Tanrılar ve çakralar ile ilişkilendirilir 🧘‍♂🧘‍♀=yoga sembolleri
🕉=om sembolü Hindu ayinlerinde dua ve meditasyon amaçlı kullanılır Herşeyi bilmek her yerde bulunmak anlamındadır
〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰
TAOIZM:
☯=yin-yang çemberi Taoizm dininin sembolüdür İyi ve kötüyü anlatan bu sembol aslında o kadar masum değildir Burada iyi ve kötü olarak anlatılan Tanrı ve şeytandır Taoizme göre yaratma,yönetme ve hükmetme yetkileri Tanrıdan alınıp (tao'dan alınıp) Te'ye verilmiştir Yin ve yang ise bu "Te" kavramını içerir Yani tanrı dışındaki Te'nin nasıl yarattığını ve varlık alemindeki gücünü temsil eder
〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰
YAHUDİLİK:
✡🔯🏛🕍🕍🏛 Yahudilerin sembolleridir 6 köşeli yıldız siyonizmin sembolüdür ve 🕎 Şamdan yine musevilikte kullanılan bir semboldür
(Bunların uygun olmadığını söylememe gerek yok sanırım)🧙‍♀🧙‍♂🧝‍♀🧝‍♂🧛‍♀🧛‍♂🧟‍♀🧟‍♂🧞‍♀🧞‍♂🧜‍♀🧜‍♂🧚‍♀🧚‍♂👼👩‍🎤👨‍🎤🦸‍♀🦸‍♂🦹‍♀🦹‍♂🤶🎅🤠👾👽🤖👻🥳
Cadılar,vampir,zombi, uzaylı, tuhaf çizgi film karakterleri ve mitolojik sembolleri ifade eden bu emojileri kullanmak da uygun değildirŞimdi gelelim sakıncalı olan emojilere:
😈👿=şeytânî emojiler
😇=melek emojisi
👹👺=cin emojisi
🎃=Cadılar bayramını temsil eder
☠=kurukafa emojisi illuminati gibi gizli bir tarikatın sembolüdür bunu kullanmak uygun değildir (💀=esas kuru kafa sembolü budur)
🤤=ağzının suyu akmış bir emoji her türlü anlam ifade eder
Bu sembollerden uzak duralımPagan tılsım ve Sembolleri:
⛎♈♉♊🛐♓
☮=3 hilal ve dolunay sembolüdür Yani tanrıça üçlemesini sembolize eder (bakire/saflık, verimlilik,bilgelik)
♉=boynuzlu tanrı
♊=tanrı
Şintoizm: ⛩ Japonların çok tanrılı Dinlerinin sembolüdür“Shaka Sign” yani
“Shaka İşareti”🤙
Hawaii kültürüne ait bir el hareketi. Aslında Hawaii yerlilerine ait bir selam ve teşekkür anlamında kullanılmaktadır
Hawaii’deki insanlar komşu ülkeler ve sınırdaki çeşitli etnik kültürlerle iletişimlerinde “Aloha Ruhu”nu yaşatırken birbirlerinin dillerini tercüme etmek yerine ortak bir yerde buluşmak için “Shaka İşareti”ni seçtiler.🔱=şeytanın mızrağı
🙌=japonlarda dua etme anlamında kullanılır
🙏=Hristiyanlıkta dua etme anlamındadır
🤞= şans işareti olarak kullanılır Paganizmde kötülüğe karşı koruma sağladığına inanılır
🎋=tanabata ağacı Japon ve Çin geleneklerinde festivallerde üzerine dilekler asılan ağaç
🙇‍♀🙇‍♂= Özür dilemek ve secde
Japonlarda selamlaşma ve Özür dileme anlamında kullanılırken Budizmde secde şeklidir
Eşcinsellik işaretleri: 👨‍❤️‍👨 👩‍❤️‍💋‍👩 👨‍❤️‍💋‍👨 👩‍❤️‍👩 👨‍❤️‍👨 👩‍👩‍👦 👩‍👩‍👧 👩‍👩‍👧‍👦 👩‍👩‍👦‍👦 👩‍👩‍👧‍👧
👨‍👨‍👦 👨‍👨‍👧 👨‍👨‍👧‍👦 👨‍👨‍👦‍👦 👨‍👨‍👧‍👧
👬 👭
〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰
🤟=satanizm işareti
🤘=rock n roll işareti
🖖=vulcan selamı
🤙=shaka işareti❗❗Vulcan selamı🖖Yahudi geleneğinde "kutsama" anlamındadır (uzun süre yaşamak için kutsarlar)
Bu işarete sinagoglarda da rastlamak mümkündür👆 Aloha: siz neye inanmak isterseniz o sizin gerçeğiniz olur felsefesi / ruhlar bilimi/sevgi ve barış anlamlarına geliyor
❗Yani bu işareti de kullanmak sakıncalıEMOJİLER İLE GELEN SİNSİ TEHLİKE
Hiç düşündünüz mü❓❗ Bundan 15-20 sene önce cep telefonları hayatımıza yeni girmeye başladığında ne kadar düzgün bir dil kullanıyorduk Sonra SMS'lerde türkçe harf kısıtlaması oldu! (Aslında bu da bilerek yapılmıştı) İnsanlar kontörleri daha az gitsin diye mecburen türkçe harfleri kullanmamaya başladılar
Daha sonra sesli harfler çıktı hayatımızdan sms yazarken (gym, nbr, tmm. ..)
Sonra kelimeleri yuvarlamaya başladık (gelcem, yapcam, yazcam...vb) Tabii bu aşamada bedava binlerce sms verdiler bize Neden? Çünkü katledilecek bir şey kalmamıştı çok fazla kalan da zaten yine sms ile böyle yuvarlayarak katledilmeliydi!...
Bu durum öyle bir bulaşıcı hâl aldı ki artık yazdığımız gibi konuşur olduk hatta bu kelimelerin gerçek yazılışlarını unuttuk (geleceğim, yazacağım vb... doğru olan hâli)
Ve şimdi, sms devri bitti çünkü çok daha renkli ve eğlenceli seçenekleri olan whatsapp vb programlar sunuldu bize
Peki şimdi neler oldu dersiniz?! Emojiler ile anlaşır olduk Random(sfsffeffsff... gibi) ile kendimizi ifade eder olduk Özellikle gençlere bakıyorum artık sadece böyle yazmıyorlar böyle KONUŞUYORLAR ❗
(Meselâ bir şey hoşlarına gittiği zaman "kalp,gülücük,kalp" vb diyorlar...)
Bu gidişat nereye??
Bir sonraki adım ne??
Hiç düşündünüz mü❓❓❓📜📃📄📑📰📋📖🧾📇 Bu emojilerde aslında bizim göremeyeceğimiz kadar küçük olan yazılar var ama bilinçaltımız bunu farkediyor
Hepsinin içeriğini bilmesek de bazılarının içeriklerini öğrenme fırsatımız oldu 👇 📖=Apple'ın yasaklanan reklamının metni yazıyor Reklam, "Think different" yani "farklı düşün" diyor Ancak reklamda kurallara karşı çıkma ve asi olma teşvik edilmiştir
📆📅=24 Şubat whatsapp'ın kuruluş tarihidir o yüzden takvim bu tarihi gösteriyor
📃📄=resmi büyütünce sevgili Kate diye bir mektup başlıyor ancak yazının devamında ne var bilmiyoruz21. YÜZYILDA DÜNYA TARİHİNE FORMAT ATILIYOR
➖DİN tarihine ➖DİL tarihine ➖KÜLTÜR tarihine ➖AİLE tarihine ➖İNSANLIK tarihine ➖ALGILARIMIZAYeni bir dil oluşturmaya çalışıyorlar tüm dünyayı ortak alfabeye geçirecekler ❗hedefleri tüm dilleri kaldırıp tek bir dil ile dünyaya hakim olmak⚠Emoji Dünya alfabesi olarak tasarlanmıştır ⚠
🔸Dil insan için çok önemlidir Biz hakikati dil ile sorguları
🌾 Dil ve düşünce arasında bir bağ vardır
🌔Kelime zenginliği ne kadar çoksa o kadar çok alemi,evreni, hakikati sorgularız ama dil olmazsa sorgulanacak bir şey kalmaz ❌
❗Bu bir milletin dilini ve dinini değiştirme projesidir
Burada asıl hedef dindir 〽İnsanları dinsizleştirmeye çalışıyorlar "Bunun dil ile ne alakası var?" Diyebilirsiniz
💢Ama kültürel değişim bir bütündür Dil olmadan nasıl düşüncelerimizi aktaracağız? Nasıl insanlara tebliğ edeceğiz?👆Türk Telekom'un 2017 yılında kullanıcılara sunduğu, Türkçe odaklı klavye uygulaması Tabi GIF ve emojilerden oluşuyor ❗•Dilimize ve dillere sahip çıkalım •Bol bol kitap okuyalım
Ve mümkün olduğunca emojilerden uzak duralım.
submitted by Eltriux to kopyamakarna [link] [comments]


2019.02.27 12:54 nazende Para Karşılığı Yaşanabilecek En Güzel Seks Bakırköy Escort ile Mükemmel

Değme güzellere taş çıkartan güzelliğimin dışında daha önemli belirgin özelliğim göğüslerimdir. Buğday tenli büyük göğüs ve kalçaları olan ateşli ve azgın bir bayanım. Bakırköy escort olarak sağlık şartlarına uymak için kondomsuz birlikte olmuyor anal cinsellik hizmeti vermiyorum. Fiyatı karşılında gizli kalma benim için önemli tenha bir yerde beraber olmak isterseniz dairemin kapıları sana sonuna kadar açıktır. Birkaç yıldır erkeleri ile birlikte olarak seksüel ihtiyaçlarımı gerçek gençler ile gerçek penisler yardımıyla karşılıyorum. Cinsellik yaparken erkeğime yapacağım minik sürprizler ve cinsellik oyunları ile daha da tahrik oluş biçimde sevişmesini ve seksüel manada vücutlarının geçireceği değişimler ile şaşırtacağımı bilin. Hayatı her daim kaliteli yaşamaya çalıştım. Ben kumral yeşil gözlü, görenlerin dönüp bir daha bakmaktan kendilerini alamadığı güzellikte fiziki özelliklere sahip seksi bir kadınım. Partner web sayfasın da bulunan resimler bana ait ve kendi dairemde çekilmiştir. Daha hoş cinsellik deneyimlerini ve kaçamak akşamları yaşamak için Partner ile irtibata giriyorum. Bakımlı temizliğe önem veren gizlilik konusunda çekingenlikleri olan erkekler için her türlü garantiyi verebilirim. Kumral ela gözlüyüm kalçalarım ve göğüslülerim genç bir kızdan daha hoş olduğunu söylesem yalan söylemiş sayılmam. Anal cinsellik hizmeti de veririm. Senin için bütün arzularıyla bekliyorum uzun siyah saçlarım derin bakan siyah gözlerim ve pürüzsün beyaz tenimle balkanlardan gelen soğuk hava değil güneyden gelen bir sıcak hava dalgası gibi bedenini sarıp sarmalayacak sana daha sıcak dakikaları yaşatacağım.
submitted by nazende to u/nazende [link] [comments]