Zengin erkekler

Diyabet Diyeti ve Diyabetik Beslenme

2020.11.23 19:32 DiyetisyenTugbaYprk Diyabet Diyeti ve Diyabetik Beslenme

Diyabet Diyeti ve Diyabetik Beslenme
Diyabet Nedir?
Diyabet hastalarının yaşam kalitesi ve standartları sağlıklı beslenme alışkanlıklarına göre değişiklik gösterir. Diyabet diyeti ile yaşam standartlarını yukarı çekmeleri ise mümkündür.
Diyabet hastalığı ile ilk kez Mısırda karşılaşılmıştır. Diyabet rahatsızlığı olan kişi için ‘’ O kadar susamıştı ki Nil nehrini içebilirdİ’’ şeklinde hastanın susuzluk hissini belirtmişlerdi.
Diyabet vücutta çevresel veya genetik faktörlere bağlı olarak pankreastan insülinin salgılanamaması veya yeterince salgılanamaması durumuna bağlı olarak gelişmektedir.
Diyabet rahatsızlığı Tip 1 ve Tip 2 diyabet olarak ikiye ayrılmaktadır.

Tip 1 Diyabet Nedir?
İnsülin kullanmaya bağımlı olan kişilerde görülen diyabet rahatsızlığıdır. Genellikle Tip 1 diyabet çocuk yaşlarda görülmeye başlanmaktadır. Tedavi sürecinde hastanın vücudunda hiç insülin salgılanmadığı için dışarıdan insülin alması gerekmektedir. Sürecin sağlıklı beslenme ile de desteklenmesi şarttır. Tip 1 diyabet otoimmün bir hastalık çeşididir. Vücut bağışıklık sistemi ile ilgili ciddi bir problem yaşadıktan sonra insülin salgılayan hücreleri harap etmektedir. Bu hücre harabiyetinin ardından ise vücut %90 dolaylarında insülin üretemez hale gelmektedir. Bu durum şeker hastalarının genelinde %10-15 dolaylarında görülmektedir.
Tip 2 Diyabet Nedir?
Tip 2 diyabet toplumda daha sık karşılaşılan insüline bağımlı olmayan şeker hastalığıdır. Tip 2 diyabette vücutta insülin salgılanmaktadır. Ancak hücre reseptörleri bozulduğu için glikoz hücre içine alınamamakta ve buna bağlı olarak kandaki seviyesi yükselmektedir. Tip 2 diyabet genellikle yetişkin bireylerde ve aşırı kilo problemi olan kişilerde sık rastlanmaktadır. Tip 2 diyabet şeker hastalarının %80-85’lik kısmını oluşturmaktadır. Bu hastalık genellikle tansiyon, obezite, yüksek trigliserit seviyesi, göbek bölgesi yağlanma gibi problemleri olan sağlıksız yaşam biçimine sahip bireylerde görülen bir yaşam biçimi hastalığıdır.
Normal Kan Şekeri Değeri Hangi Aralıkta Olmalıdır?
Sağlıklı bireylerde açlık kan şekeri 70-100 mg/dl arasında olmalıdır. Açlık kan şekerini doğru ölçmek için 6-8 saat açlıktan sonra ölçüm yapmaya özen göstermelisiniz. En doğru açlık şeker ölçümünü sabah aç karnına yaptığınızda elde edeceksinizdir. Tokluk kan şekeri ise yemek yedikten 2 saat sonra bakılması gereken kan şekeri sonucudur. Tokluk kan şekeri yemek bitiminden 2 saat sonra değil ilk lokmanızı aldıktan 2 saat sonra ölçülmelidir. Tokluk kan şekeri 100-140 mg/dl arasında olmalıdır.
Ancak şeker hastasıysanız bu değerler sizde farklılık gösterebilmektedir. Açlık kan şekeriniz 90-130 mg/dl arasında, tokluk kan şekeriniz ise 160 mg/dl altında ise kan şekeri dengelidir.
Şeker Hastalığı Nedenleri Nelerdir?
Tip 1 genellikle genetik faktörlere bağlı görülmektedir. Ancak çevresel faktörler, inek sütü tüketimi ve enfeksiyon kaynaklı nedenlere bağlı olarak da nadiren de rastlanmaktadır.
Tip 2 diyabet rahatsızlığı ise genetik faktörlere bağlı görülse de yanlış beslenme ve obezite kaynaklı görülme olasılığı oldukça yüksektir. Aşırı kilo alımı, yüksek trigliserit seviyesi Tip 2 diyabete yakalanma riskini arttırmaktadır. Bu nedenlere bağlı gelişen diyabet rahatsızlıkları tedavisinde kişiye uygun diyabetik diyetler uygulanarak kan şekerinin normal değer aralığına gelmesi hedeflenmektedir. Bu sayede hastalık erken teşhiste ilerlemeden diyet ile geri döndürülebilir ve kişi sağlığına kavuşur. Ancak diyet programına dikkat edilmediği takdirde hastalık ciddi boyutlara ulaşabilir.
Diyabet hastalığı fazla kilolu olan, kandaki yağ miktarı fazla olan, hareketsiz yaşam tarzı süren, yüksek tansiyonu olan, göbek bölgesi yağlanan, ailesinde şeker hastalığı olan kişilerde görülme olasılığı oldukça fazladır.
Şeker Hastalığı Belirtileri Nelerdir?
Şeker hastalarında kan glikoz seviyesinin yükselmesine bağlı olarak birçok belirtiye rastlanmaktadır. Şeker hastalarında sık idrara çıkmak, aşırı susama, açlık hissetme ve doygunluk hissinin oluşmaması, ağızda aseton kokusu oluşması, gözlerde kızarıklık, asabiyet ve sinirlilik, yaraların geç iyileşmesi, cildin kuru ve kaşıntılı olması, uzun süre aç kalındığında el ve ayaklarda titreme oluşması, soğuk ter boşalması, çok yemek tüketilmesine rağmen zayıflık, halsizlik hissi, gözlerde bozukluk görülmesi gibi belirtilere rastlanmaktadır.
Sağlıklı bireylerde böbrekler kan glikozunu filtreleyerek idrara kaçmasını engellerken diyabetik bireylerde kan şekerinin yükselmesine bağlı olarak glikoz idrara geçer ve kan şekerinin düşürülmesi adına sık sık vücut idrara çıkma ihtiyacı hisseder. Aşırı idrara çıkıldığı ve kan şekeri yükseldiği için de aşırı susuzluk hissi oluşur. Diyabetik kişilerde insülin resöpterleri bozuk veya insülin olmadığı için kişi karbonhidrat tüketse bile kana karışan glikoz hücre içine geçemez ve doygunluk hissinin oluşmaz. Kandaki glikoz kullanılmadığı içinde hücreler enerji ihtiyacını yağ dokusunu yakarak karşılamaya başlarlar. Yağ asitlerinin sindirilip kullanılmasıyla birlikte ağızda aseton kokusu hissedilmektedir. Bu durum diyabetik ketoasidoz olarak da adlandırılmaktadır.
Diyabet Tedavisi Nasıl Olur?
Diyabet tedavisinin amacı kan şekerini dengeleyerek normal değer aralığına gelmesini sağlamaktır. Çok yüksek veya çok düşük olması kişinin sağlık durumu için oldukça tehlikelidir. Kan şekerinin dengelenmesi oluşabilecek komplikasyon riskini azaltmak ve genel sağlık durumunun iyileştirilmesi adına oldukça önemlidir. Kan şeker düzeyinizi olabildiğince erken normal değer aralığına getirmek aynı zamanda da organların minimum hasar almasını sağlayacaktır.
Diyabet tedavisinde en önemli süreç beslenme tedavisidir. Son zamanlarda sağlıksız beslenme alışkanlıkları yüzünden şeker hastası olan kişi sayısı artmıştır. Sağlıklı yaşam tarzı ve diyabetik diyet ile diyabet hastalığı önlenebilir.
Diyabet tedavisinde sağlıklı beslenme kadar sürecin egzersiz ile desteklenmesi de çok önemlidir. Egzersiz ile vücudun kandaki şekeri daha iyi kullanmasını sağlanırken aynı zamanda hücrelerin insüline olan duyarlılığını da arttırmaktadır. Egzersiz vücuttaki yağ yakımını hızlandırdığı ve hücrelerin insüline olan yanıtını arttırdığı için diyabetik kişilerde büyük önem taşımaktadır. Egzersiz olarak özellikle yürüyüş ve yüzme tercih edilebilmektedir.
Diyabet tedavisinde önemli aşamalardan birisi de ilaç tedavisidir. Tip 1 hastalarının tedavisinde insülin kullanılması şarttır. Tip 2 diyabette ise doktor görüşüne göre farklılık göstermektedir. Genellikle kan şekeri ilaçla kontrol altında tutulabilen kişilerin tadavi süreci diyabetik ilaçlar ile doktor kontrolünde gerçekleştirilmektedir. Beslenme, diyabetik ilaçların kullanımı ve şeker takibi konusunda diyabetik vakıflardan da eğitim desteği alınabilmektedir.
Diyabet Hastalarına Tavsiye Edilen Yiyecekler Nelerdir?
Diyabet diyeti, normal öğün zamanlarında düzenli olarak günde üç öğün yemek yemeye dayanır. Bu, vücudunuzun ürettiği veya bir ilaçla aldığı insülini daha iyi kullanmanıza yardımcı olur. Bunların yanında sağlıklı ara öğünler de vardır. Fakat kan şekerini aniden yükselten yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Aslında bu diyet her insan için sağlıklı bir beslenme düzenidir. Aşağıda diyabet hastalarının tüketmesi önerilen besin gruplarını ve örnekleri bulabilirsiniz:
Sağlıklı Karbonhidratlar
Tüm karbonhidratları kesmenize gerek yoktur. Bunların sağlıklı olanlarını aşırıya kaçmadan tüketmeniz gerekir:
• Meyveler
• Sebzeler
• Tam tahıllar
• Fasulye ve bezelye gibi baklagiller
• Süt ve peynir gibi süt ürünler (mümkünse az yağlı)
Lifli Besinler
Lifli besinler uzun süre tok kalmanızı sağlar, sindirim sistemini düzenler ve kan şekerini aniden yükseltmez. Bu nedenle diyabet hastaları için vazgeçilmezdir:
• Tam tahıllar (yulaf gibi)
• Bulgur, bakla
• Sebzeler (ıspanak, havuç, lahana, brokoli, bezelye, enginar gibi mevsim sebzeleri)
• Meyveler (elma, armut, erik, şeftali ve diğer mevsim meyveleri)
• Fındık, ceviz gibi kuruyemişler
Balık ve Deniz Mahsulleri
Haftada en az iki kez balık yemeniz önerilir. Somon, uskumru, ton balığı ve sardalya gibi balıklar, kalp hastalığını önleyebilecek omega-3 yağ asitleri bakımından zengindir. Uskumru gibi yüksek cıva içeren balıklardan ve kızarmış balıklardan kaçının. Bunları ızgara, buğulama ya da fırında pişirebilirsiniz.
Sağlıklı Yağlar
Katı yağlar, et yağları ve kızartma usulü pişirilmiş yemekler sizin için uygun değildir. Bunların yerine sağlıklı yağları koyabilirsiniz. Bazı sağlıklı yağlar kolesterolünüz için iyidir. Fakat yine de aşırı miktarda yağ kullanmamanız gerekir. Bunlar:
• Zeytinyağı
• Fındık yağı
• Fıstık yağı
• Kanola ve avokado yağı
Diyabet Hastalarının Tüketmemesi Gereken Yiyecekler Nelerdir?
Diyabet hastalarının beslenmesinin en temel kurallarından biri kan şekerini hızlı yükselten besinlerden kaçınmaktır. Ayrıca sağlıklı ve düzenli beslenmek hastalığı kontrol altında tutmak ve zamanla yol açabileceği hastalıkları önlemek için iyidir. Kan şekerinizi çok hızlı yükselttiği için kaçınmanız gereken besinler:
• Beyaz unla yapılmış tüm tarifler (beyaz ekmek, makarna, beyaz unlu tatlılar, kurabiyeler, kekler bunun içindedir.
• Beyaz un yerine sağlıklı malzemelerle tarifler hazırlayabilirsiniz.)
• Pirinç
• Şeker (beyaz şeker, rafine şeker, şekerli içecekler, kola, enerji içecekleri vs.) en temel kaçınılması gereken üründür. Günde kadınlar için 6, erkekler için 9 küçük çay kaşığı şekerden fazlası zararlıdır.
• Patlamış mısır
• Kavun ve ananas gibi yüksek şeker içeren meyveleri daha az tüketebilirsiniz.
• Diyabet, tıkalı ve sertleşmiş arterlerin gelişimini hızlandırarak kalp hastalığı ve felç riskinizi artırır.
Aşağıdakileri içeren yiyecekler kalp sağlığınızı kötü etkileyen besinlerdir:
• Doymuş yağlar, katı yağlar kalp ve damar sağlığı için kötüdür. Yüksek yağlı süt ürünlerinden ve tereyağı, margarin, sığır eti, sosisli sandviç, sosis ve domuz pastırması gibi hayvansal proteinlerden kaçının. Ayrıca. hindistan cevizi ve hurma çekirdeği yağlarını da azaltmanız faydalıdır.
• Trans yağ kaçınmanız gereken türüdür. Genelde işlenmiş atıştırmalıklarda, unlu ürünlerde, katı yağlarda ve margarinlerde bulunur.
• Kötü Kolesterol Kaynakları: Kolesterol kaynakları arasında yüksek yağlı süt ürünleri ve yüksek yağlı hayvansal proteinler, yumurta sarısı, karaciğer ve diğer organ etleri bulunur. Günde 200 miligramdan fazla kolesterol almamayı hedefleyin. Süt ürünlerinin az yağlı olanlarını tercih edebilirsiniz. Örneğin süzme yoğurt yerine normal yoğurt, kaşar gibi fazla yağlı peynirler yerine sert klasik beyaz peynir tüketebilirsiniz.
• Günde 2.3 gramdan (1 çay kaşığı) az tuz almayı hedefleyin. Yüksek tansiyonunuz varsa doktorunuz daha da azını hedeflemenizi önerebilir.
Diyabet Hastaları için Kan Şekerini Düzenleyen Gıdalar Nelerdir?
Diyabet hastalarının beslenme düzeni tamamen kan şekerini düzenlemeye yöneliktir. Zararlı karbonhidratları azaltmak, katı ve trans yağları azaltmak ve öğünleri düzenli yemek bunun için temeldir. Bazı gıdalar kan şekerini kontrol altına tutarken sağlıksız yemeklerin de yerine geçer. Fakat sağlıksız alternatifleri tüketmeye devam ederken bunları yanına eklemek çözüm değildir. Kaçınmanız gereken besinlerin yerine aşağıdakileri koyabilirsiniz:
Deniz Ürünleri ve Balıklar
Somon, sardalye, ringa balığı, hamsi ve uskumru, ton balığı kalp sağlığı için büyük faydaları olan omega-3 yağ asitleri DHA ve EPA’nın harika kaynaklarıdır. Bu yağlardan düzenli olarak yeterince almak, özellikle kalp hastalığı ve felç riski yüksek olan diyabetli kişiler için önemlidir. Haftada 1-2 kez balık tüketebilirsiniz. Fakat yağda kızartmamanız önerilir.
Yeşil Yapraklı Sebzeler
Yeşil sebzeler son derece besleyicidir ve kalorisi düşüktür. Ayrıca sindirilebilir karbonhidratlar veya vücut tarafından emilen karbonhidratları çok düşüktür. Bu nedenle kan şekeri seviyelerini yükseltmezler. Ispanak, lahana, maydanoz ve diğer yeşil yapraklı sebzeler, C vitamini de dahil olmak üzere birçok vitamin ve mineral için iyi kaynaklardır.
Yumurta
Yumurta uzun süre tok kalmanızı sağlar ve kalp sağlığı için de iyidir. Yumurtalar iltihabı azaltır, insülin duyarlılığını iyileştirir, iyi kolesterolü artırır. Fakat aşırı değil yeterli tüketmek gerekir. Günde 2 yumurta yiyebilirsiniz.
Baklagiller
Taze fasulye, kuru fasulye, mercimek ve diğer tüm baklagiller diyabet için iyidir. Bunlar kan şekerini aniden yükseltmez, sizi uzun süre tok tutar. Kalp hastalıklarını önlemek için de iyi bir alternatiftir. Fasulye, B vitamini, faydalı mineraller (kalsiyum, potasyum ve magnezyum) ve lif açısından zengin bir baklagil türüdür.
Yoğurt
Süzme olmayan yoğurtlar diyabetler için faydalıdır. Her gün bir yemek yanına ya da ara öğün olarak tüketebilirsiniz. Bazı araştırmalar, yoğurt gibi belirli süt ürünlerini yemenin kan şekeri yönetimini iyileştirebileceğini ve belki de kısmen içerdiği prebiyotikler nedeniyle kalp hastalığı risklerini azaltabileceğini göstermektedir.
Şeker Hastalarında Öğün Sıklığı Ne Olmalıdır?
Düzenli olarak belirlenen zamanlarda yemek önemlidir. Düzenli bir yemek programını sürdürdüğünüzde, vücudunuz kan şekeri seviyelerini ve kilonuzu daha iyi düzenleyebilir. Her öğün için orta ve tutarlı porsiyon boyutlarını hedefleyebilirsiniz. İnsülin kullanan Tip 1 ve Tip 2 şeker hastaları 3 öğünü, belli saatlerde yemelidir; kahvaltı, öğlen yemeği ve akşam yemeği. Bunlara ek olarak küçük ara öğünlere ihtiyaçları olabilir. Bunlar da 3 ara öğün şeklinde olur ve kahvaltı ile öğle yemeği arasında 1 ara öğün, öğle ile akşam yemeği arasında 1 ara öğün ve gece yatmadan önce 1 ara öğün şeklindedir.
İnsülin kullanıyorsanız enjeksiyondan sonra hemen yemek yanlıştır. Bunun yerine 30 dakika bekledikten sonra yemeniz gerekir. Düzenli olarak küçük öğünler yiyebilirsiniz. Günde 3 ana öğün ve 3 ara öğün yeterlidir. Düzenli yemek, porsiyonlarınızı kontrol altında tutmanıza yardımcı olacaktır. Güne güzel bir kahvaltıyla başlamak yararlıdır. Sabit kan şekeri seviyelerinin yanı sıra enerji sağlayacaktır.
Bazı şeker hastalarının her gün yaklaşık aynı saatte yemek yemeleri gerekir. Diğerleri yemek zamanlaması konusunda daha esnek olabilir. Diyabet ilaçlarınıza veya insülin türüne bağlı olarak, her gün aynı saatte aynı miktarda karbonhidrat yemeniz gerekebilir. “Yemek zamanı” insülini alırsanız, yeme programınız daha esnek olabilir.
Bazı diyabet ilaçlarını veya insülini kullanırsanız ve bir öğünü atlar veya ertelerseniz, kan şekeri seviyeniz çok düşebilir. Doktorunuza ne zaman yemeniz gerektiğini ve fiziksel aktiviteden önce ve sonra yemek yemeniz gerekip gerekmediğini sorabilirsiniz. Fakat Tip 2 diyabet hastalarının birçoğu için 3 öğünü aksatmadan tamamlamak önemlidir.
Şeker Hastaları Nasıl Zayıflar?
Tip 1 diyabet hastaları genellikle zayıftır. Bu yüzden kilo vermemesi gerekir. Ancak Tip 2 diyabet hastalarında görülen aşırı kilo şeker regülasyonunu bozmakta ve sağlığı olumsuz etkiler. Bu yüzden Tip 2 diyabet hastaları kullandıkları şeker hapları veya aldıkları insülin dozları doğrultusunda diyabetik diyet uygulamalıdırlar. Kişinin yaş, boy, metabolizma hızı, cinsiyet, metabolik rahatsızlıkları, günlük fiziksel aktivite düzeyi göz önünde bulundurularak günlük alması gereken kalori miktarı hesaplanmalı ve ona uygun diyet planlaması yapılmalıdır. Kan şekerini dengeleyecek açlık hissi uyandırmayacak bir liste için diyetisyen desteği mutlaka alınmalıdır. Kişinin günlük aldığı enerjinin %55-60’ı karbonhidrat, %12-15’i protein ve %25-30’u yağdan gelecek şekilde diyet programları desteklenmelidir. Diyabet hastaları kilo vermek amaçlı diyet yaptıklarında hızlı kilo verebilmek adına çok düşük kalorili ve şok diyetler yapmamalıdırlar. Ayrıca diyabetik diyetlerden karbonhidrat içerikli besinler tamamen çıkartılmamalıdır. Diyet programları 3 ana 2-3 ara öğün şeklinde hazırlanmalıdır. Ana öğünler protein içeren et, tavuk, balık, köfte, kuru baklagiller, peynir, yumurta, sebze, gibi protein ağırlıklı besinler ile desteklenirken ara öğünlerde ise taze meyve, kuruyemiş, ayran, peynir, kefir, tahıllı galeta, süt gibi kan şekerinin dengelenmesine yardımcı besinler tercih edilmelidir. Glisemik indeksi düşük besimler ile diyet programları oluşturulmalıdır. Bu şekilde sağlıklı bir şekilde zayıflama süreci gerçekleşecektir. Kilo verme süreci bitki çaylarıyla da desteklenebilmektedir. Diyetisyeninize sorarak size en uygun bitki çayını da belirleyebilirsiniz. Diyet uygulayan kişilerin ayda 2 ile 5 kilo arasında kilo kaybına uğramaları normaldir. Kısa sürede hızlı kilo kayıplarının olması kan şekeri dengesini bozabileceği için önerilmemektedir.
Kilo Vermem Diyabetimi Etkiler Mi?
Tanı konulmamış insanların vücut ağırlığının %7’sini vermesi diyabet riskini yarı yarıya azaltır. Bunu yapmak için saplantılı bir şekilde kalori saymanıza veya kendinizi aç bırakmanıza gerek yoktur. En yararlı stratejilerden ikisi, düzenli ve sağlıklı bir yemek programını takip etmek ve hareketli olmaktır. Eğer fazla kiloları olan bir diyabet hastasıysanız, diyabeti yönetmek için sağlıklı beslenmeye başladığınızda kilo vermeye de başlarsınız.
Fazla kiloları vermek hem kan şekerinizi düzenlemeye hem de kalp damar hastalıklarını önlemeye yardımcıdır. Sağlıklı kilonuza yaklaştığınızda, pankreas vücudun insülin ihtiyacına daha iyi ayak uydurabilir. Bazı durumlarda, kilo kaybı kan şekerini normal seviyeye getirmek için yeterlidir, bu da diyabeti ortadan kaldırır.
Kan şekerinizi tamamen normale döndürmese bile, şeker hastalığını kontrol altına almak için insülin tedavisi veya diğer ilaçlara olan ihtiyacınızı azaltabilir. Ayrıca kalp problemleri, böbrek hastalığı ve sinir hasarı gibi diğer ciddi diyabet komplikasyonları riskinizi de azaltır. Fakat bunlar fazla kiloya sahipseniz geçerlidir. Eğer sağlıklı kilodaysanız aşırı kilo vermeniz önerilmez. Kaldı ki şeker hastalarının birçoğunda teşhis koyulurken fazla kilo problemi vardır.
Sağlıklı kilonun diyabetle ilgili faydaları zamanla devam eder. Çoğu insan bir kişinin diyabet riskinin yaşla birlikte otomatik olarak arttığına inanır. Fakat bu yanlıştır. Aslında, diyabet riskiniz sadece kilo alırsanız ve yaşlandıkça daha az hareket ederseniz zamanla artar. Formda kalanlar için diyabet geliştirme riski aynı kalır veya çok az artar.
Diyabet Diyeti Nasıl Olmalıdır?
Diyabet hastalarındaki ilk hedef kişiyi ideal kilo aralığına getirmek olmalıdır. Çünkü aşırı kilosu olan bireylerin kan şeker dengesini sağlamak zorlaşabilir. Diyabet diyeti uygularken bireylerin glisemik indeksi düşük besinlerden tüketmesi gerekir. Yüksek glisemik indeksi olan besinlere diyet programında yer verilmemelidir. Aksi taktirde kan şekerinde hızlı yükselme ve düşüşler görülebilir. Kan şekeri dengesinin bu şekilde bozulması kişinin genel sağlık durumunu olumsuz açıdan etkileyecektir. Şeker hastaları beslenirken;
• Diyabet hastaları sadece proteine dayalı bir beslenme programı uygulamamalıdır. Günlük alınan enerjinin karbonhidrat, yağ ve proteinden gelen yüzdesi kişiye uygun ayarlanmalıdır.
• Diyabetik diyet programları 3 ana 2 veya 3 ara öğünden oluşmalıdır. Ara öğün sayısı kişinin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenmelidir. Ara öğün tüketirken bireylerin kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olmaları açışından karbonhidrat içeren besinler ile birlikte yağlı tohumlar ve protein içeriği yüksek gıdalardan yararlanması önerilmektedir.
• Ana öğünlerde kalsiyum kaynaklı ayran, yoğurt, cacık gibi besinlerin tüketimi kan şekeri dengesini sağlamak ve ani düşme ve yükselmeleri önlemek açısından çok önemlidir. Bu yüzden ana öğünlerde kalsiyum içeren besinlerden tüketmeye özen gösterilmelidir.
• Diyabet hastalarının ekmek seçimi yaparken beyaz ekmek yerine tam tahıllı, tam buğday gibi glisemik indeksi düşük ekmek çeşitlerinden tercih etmeleri gerekmektedir. Öğünlerde ise pirinç yerine bulgur; beyaz undan yapılan makarna yerine kepekli makarna tüketilmeleri ideal olacaktır.
• Öğünlerde yeterli lif, vitamin ve mineral alabilmek açısından salata tüketme özen gösterilmelidir.
• Kızartılmış besinler, katı yağlar, paketli gıdaların tüketiminden olabildiğince kaçınılmalıdır.
• Gün içerisinde mutlaka 2-3 ltre su içilmelidir.
• Gün içerisinde tatlı ihtiyacınız çok olursa bunu önlemek adına sularınıza, çaylarınıza ve tükettiğiniz yoğurdunuzun içerisine tarçın ekleyerek şeker isteğinizi azaltabilirsiniz.
• Salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünlerinin tüketiminden kaçınılmalıdır.
• Tatlı, bisküvi, pasta, kek, börek, simit gibi beyaz unla yapılmış basit şeker içeriğine sahip besinlerin tüketiminden kaçınılmalıdır.
Diyet ile Diyabet İlişkisi
Diyeti beslenme düzeni anlamında kullanırsak, özellikle Tip 2 diyabet hastalık ortaya çıkana kadarki yanlış beslenme alışkanlıklarıyla yakından ilgilidir. Aynı şekilde hastalığı kontrol altına almak ve zamanla yol açtığı diğer hastalıkları önlemek için de beslenme önem taşır.
Hastalığın ortaya çıkışına baktığımızda yağ, kalori ve kolesterol açısından yüksek bir besleme, diyabet riskinizi artırır. Kötü beslenme obeziteye (diyabet için başka bir risk faktörü) ve diğer sağlık sorunlarına yol açabilir. Sağlıklı bir diyet lif bakımından yüksek, yağ, kolesterol, tuz ve şeker bakımından düşüktür. Ayrıca porsiyon büyüklüğünüze dikkat etmeyi unutmayın. Ne kadar yediğiniz, ne yediğiniz kadar önemlidir. Hastalık riskini artıran bir diğer faktör de hareketsiz yaşamdır.
Diyabet ortaya çıktıktan sonra da beslenme yine en büyük etkenlerden biridir. Diyabete uygun bir beslenme alışkanlığı geliştirdiğinizde hastalığı kontrol altına alabilirsiniz. Diyabet hastalarının tedavisi hem ilaçlar hem beslenme ve hareketlilik programlarını içerir. Aslında şeker hastaları için önerilen diyet tüm insanlar için önerilen sağlıklı diyetin aynısıdır. Bunun hem hastalar hem diğer insanlar için hayat boyu uygulanması ve normal beslenme düzeni haline getirilmesi gerekir. Dolayısıyla bu geçici bir perhiz değildir.
Diyabete uygun ya da temel olarak sağlıklı beslenme bazı hastaların şeker hastalığını yenmesine yol açabilir. Tamamen ortadan kalkmayan hastalarda ise ilaç ve insülin ihtiyacını azaltır. Bunun yanında kalp ve damar hastalıkları gibi ciddi komplikasyonların riskini azaltır.
5 Günlük Diyabet Diyet Listesi Örneği
Kahvaltı
• 1 adet haşlanmış yumurta
• 1-2 dilim az yağlı beyaz peynir
• Mevsim yeşillikleri
• 2 adet ceviz içi veya 5-6 adet tuzsuz zeytin
• 2 ince dilim tam tahıllı ekmek
Ara Öğün
• 1 porsiyon meyve
• 5-6 adet çiğ badem/ çiğ fındık
Öğle Yemeği
• 1 porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği
• 4 yemek kaşığı yoğurt
• Bol yeşillik ile yapılmış mevsim salata
• 1 ince dilim tam tahıllı ekmek
Ara öğün
• 4 yemek kaşığı yoğurt
• 1 çay kaşığı toz tarçın
• 2 yemek kaşığı yulaf ezmesi
• 5-6 adet çiğ badem
Akşam Yemeği
• 100 -120 gram fırında/ızgara/haşlama et/tavuk/balık/köfte
• 1 bardak ayran veya 1 kase yoğurt
• Bol yeşillikli mevsim salata
• 1 ince dilim tam tahıllı ekmek veya 1 orta boy kepçe çorba
Uyumadan 2 Saat Önce
• 1 bardak süt veya kefir
-Bu diyet programı örnek bir listedir. Kişinin ihtiyaçları doğrultusunda porsiyonlar değişkenlik gösterebilir. Bu yüzden uygulamadan önce diyetisyeninize danışmayı ihmal etmeyiniz.

https://www.tugbayaprak.com/diyabet-diyeti-ve-diyabetik-beslenme/

https://www.youtube.com/channel/UCwKrvCOQii2Pza6bYva8Z9w
submitted by DiyetisyenTugbaYprk to u/DiyetisyenTugbaYprk [link] [comments]


2020.11.08 13:32 aydalistkemal Kadınlar ve Erkekler

Merhaba arkadaşlar normalde kişisel bakım serisi yapıyordum ama hem yeni şeyler deniyim bakımla ilgili hemde bu konuyada değinmek istedim grupta gördüğüm postlar üzerine.Öncelikle iki cinsiyetinde en çok ne tür kriterleri tercih ettiğine bakalım genelleme yapicam tamamı böyle demiyorum.Biz erkekler olarak öncelikle 23 yaşına kadar genel olarak fizik+yüz güzelliğine bakıyoruz.Kadınlar ise maço+kabadayı+serseri veyahut yakışıklı erkeklere bakıyorlar.Öncelikle biz erkekler neden dış görünüşe önem veriyoruz bunu inceleyelim bunun için evrimsel psikolejiyi ele alıcaz.Öncelikle bir süre önce fazla değil 50-100 yıl arası bir zamandan bahsediyorum.Daha fazla egemendik şimdiki gibi değil elde edebileceğimiz herşeyi elde edebiliyorduk yani bir kadının eğer ailesi zengin değilse bize cinsel ilişki ve ev işlerinden daha fazla bir katkısı olamazdı bundan dolayı dış görünüşe önem veriyorduk.Bakıcak olursak kalçalar ve göğüsler bize en çekici gelen yerlerden peki neden? Cebabı şu avcı toplayıcı toplumlardan kalma bir içgüdü doğurganlığın sembolü buda bize çekici geliyor.Gelelim kadınlara peki onlar neden sorunlu tiplerle çıkıyor bunun nedeni biraz farklı.Başlıca nedeni ise aile yapısından kaynaklı örneğin benim arkadaşım kızın ailesi baskıcı bir aile ve kız kıskanılmaktan oldukça hoşnut oluyor.Sevginin böyle birşey olduğunu sanıyor dolayısıyla belli bir yaşa geldikten sonra bu tür kızların 18den sonra sevgilisi olur büyük bir olasılıklada kekonun biriyle çıkar hayatını sikme potansiyeline sahip biriyle.Diğer nedeni ise sahiplenilme duygusu buda avcı toplayıcı toplumlardan kalmış feminem bir duygudur.Bazı kızlarda var öyle her erkeğin kısıtlamalarınıda kabullenmez bazı erkeklerinkini kabullenirler.İşte maskülen erkekler olur bunun bazı yolları vardır ve kişilik ve tavır olarak değişmeniz lazim olur.Dolayısızlaburda kimsenin suçu yok asıl orospu çocukluğu bütün kızlarla sikişip bakire kız arıyan ibneler ve 30 a kadar bad boylara amını siktirip okul zamanında dalga geçtiği o sözde inek çocuklarla evlenmek isteyen kaşarlardır.Ek olarak sizin ya beni kıskanıyor seviyor aşık bana yhaa dediğiniz erkeklerden ayrıldıktan sonra size zarar vermesi sizin sorununuz aynı bazı kaşarlara gidipte aldatılınca yada duygularıyla oynaninca bütün karılar kahpe amığagoyum tipler gibi.
submitted by aydalistkemal to KGBTR [link] [comments]


2020.11.03 09:49 vez_ko Röportaj #6 u/sanino1997

Bir sonraki röportajda görmek istediğiniz reddit kullanıcısını lütfen yorumlarda belirtiniz.
​ + turkincel 'in temel fikirleri nelerdir hangi amaçla açıldı?
- Yabanci incel subredditleri vardi. Turkiyedede bayagi vardir toplanalim dusuncesi ile acildi.

+ Incel ne demek?
- Kontrolunde olmayan ve duzeltilemeyen sebeplerden dolayi bedava iliski yada kiz arkadas bulamayan ERKEK.

+ Sub kapanırsa - ban yerse ne yaparsın?
- Yenisini acarim.

+ Incel olduğunu ne zaman ve nasıl anladın?
- Her zaman biliyordum.

+ Subredditindeki kadınlar ölsün kadın kötü, çünkü benle sevgili olmuyor,ühüüü toplum bizi psikopat yaptı gibi postlar hakkında ne düşünüyorsun?
- Oncelikle sunu soylemeliyim: Kadinlarin AQ. Postlar hakli adamlar yalan soylicek degil ya toplum yapti diyorsa yapti. Herkese farkli etki yapiyor incellik. Bazisi sag solu tariyor, baskasi hayvana damacanaya yavsiyor, baskasi islamci oluyor. Gey olanini bile gordum. Yani eger toplum, incellik yada kadinlar bunu yapti diyorsa dogrudur bu durumun boyle sonuclari olabilir.

+ Türkiye'de incel olmak daha mı zor?
- Fark yok incel olmak her yerde boktan.

+ Diğer incellere tavsiyelerin nedir?
- Estetik icin paraniz varsa ve Estetik olunca 4/10 veya ustu olabileceginize inaniyorsaniz derhal estetik olun.

+ İncel olmayan insanlara söylemek istediklerin?
- Binlerce kez duydugumuz bos zirvalari kakalamayi birakin. Herkezin durumunu tamamen bilmeden incel olma sebepleri hakkinda kendi dunya gorusunuze uyacak var sayimlar yurutmeyin.

+ Incellerin ürememesi mi gerekir?
- Cirkin kadinlar uredigi surece uremeli. Cirkinlik cirkin erkekler ureyemeyince ama cirkin kadinlar ureyince cozulmuyor. Cirkin bir kadinin cocugu erkek olursa eger yine incel oluyor cirkin erkekler ureyemese bile.

+ Neden reddit incel topluluklarini banliyor ve twitterdeki "feministler" ve "meriçler" ile aranızda gecen olay ne?
- Sebep basit. Cogu ana akim sosyal medya platformlari globalist solcu politikalar uyguluyor ve cogunluga hitap ediyor.

+ Türk inceller incell olduğu için okul taramak istiyor mu?
- Kadinlarin onlari soktugu durumdan dolayi intikam almak isteyen var.

+ Türk inceller ve yabancı inceller arasında ki farklar nedir?
- Bence en buyuk fark turk incellerin cogunluk olarak yabanci incellere gore daha basarili ve daha zengin olmasi. Discorda olan incellerin ailelerinin %80i TL milyoneri. Fazla gariban falan yok aramizda. Cok buyuk bir muhendis kitleside mevcut aramizda. Yabancilarda ulkelerine gore gariban olanlar daha cok supermarketde calisan falan. Yabanci inceller ya bati ulkesinde yasayan durumu iyi hintli ethnic falan oluyor yada white trash oluyor. Orta alt sinif beyazlar isci ailesinden falan geliyorlar ve cogunun akli dengesi yerinde olmuyor. Yabanci ve turk inceller politik olabiliyor ama farkli sebeplerden dolayi. Batili inceller daha cok yabanci dusmanligindan politik oluyorlar trump, maga falan. Turk inceller kadinlara karsi dusmanliklarindan dolayi politik olabiliyor. Seriatci yada AKP secmeni olmak falan. Dollar ciktikca zaa cekenler var (ben dahil). Turk inceller yabancilara gore daha ciddi. Daha az troll var aramizda ve mentalcel sayisi daha dusuk.

+ Estetik inceller için bir çözüm mü?
- %80imiz icin evet.

+ 10 üzeri 5 ten yukarıda olup,asosyal oldugu için kızlarla takılmayan birisi incell olarak adlandırılmalı mı?
- Eh hafiften incel denilebilir.

+ Gerçek incell misin yoksa troll amaçlı bi topluluk musununuz?
- Ben gercegim.

+ Hiç sevgilin oldu mu?
- Incelim aq elime kiz eli bile degmedi.

+ Hem afroamerikan hem türk hem incel olmayı nasıl becerdin, afroamerikanlık nereden geliyor?
- Amerikanlik yok baba siyahi anne turk almanya dogumluyum. Incel olmayi nasil becerdin sorusuna cevap basit cogu incel gibi kadinlarin standartlari altinda kaldim tip olarak.

+ Kendine 10 üzerinden kaç puan verirsin?
- 10 uzerinden 2 veya 3 bandinda puan.

+ 1,65 erkek boycell midir Türkiye şartlarında?
- 1,80 alti boycelldir.

+ Chadlerden, alfalaradan nefret ediyor musunuz?
- Yok o yabanci incellerde olan birsey turk incellerde boyle bir tutum fazla yok.

+ Beyaz ten rengine sahip olamamak bir incellik belirtisi midir?
- Kesinlikle.

+ Boyun kaç?
- 185cm.

+ Inceller bir dildonun bileklerinden kalın olmasına niye bu kadar takılıyorlar?
- Sikimde bilegimden kalin icin rahat olsun. Gormek isteyenler ozelden yazabilir.

+ 89 iq normi olup geçen haftaki maç skorunu bilmekten başka konuşcak bir şeyi olmayan kişiler kendinisini seven bir partneri nasıl bulabiliyor?
- Tipleri bizden duzgun sasirtici bir durum yok. Vizyon, zeka, para bunlarin hic bir onemi yok yarrak kılıflarının gozunde. Dil ogren kari bulursun diyenler vardi ben 3 dil biliyorum ve 6-7 dil bilen inceller taniyorum. TIP HERSEYDIR.

+ Inceller için intihar bir çözüm mü?
- Bir incel intihar ederse kadinlar kazanmis oluyor. Onlar bizim yok olmamizi istiyor. Bizim ucube tiplerimizi gormemek istiyorlar ve bizle muhatap olmamak istiyorlar. Bir incel eger intihar ederse dusmanin istedigini yapmis olur. Eger bir incel olmeyi goze aldiysa ve intihar edecek dereceye geldiyse yaninda birkac yarrak kilifida goturmeli. Boylece onu bu hale sokanlarin yanina kar kalmaz yaptiklari.

+ Çık ve bir partiye git, biraz hobi edin, biraz özgüvenli ol diyen kişilere ne demek istersin?
- Yarrak incelleri davet etmiyorlar partiye. Ozguveni olan var olmayan var aramizda oyle ozguvenli ol diyince olunmuyor kontrol altinda olan bir durum degil. Incellerin hobisinin olmadigi cok kucuk dusurucu bir var sayim. Bu tavsiyeler incelleri sacma sapan dunya gorusunuze uydurma cabanizdan doguyor. Ozguveni olmadigindan dolayi incel olmali yada hobisi olmadigindan dolayi falan. TIP YOK TIP OROSPU COCUGU.

+ Redpill ve blackpill ne demek?
- Redpill pua zirvasi gyme git, tarz yap, kisisel gelisim kitaplari ve erkek adam oku kari bulursun ayaginda. Blackpill ise daha realist bir yaklasim eger cirkinsen ve cok sansin yoksa kari bulamican inanci.

+ Neden incellik için çözüm konuşmak yerine blackpill, redpill gibi çözüm olabilecğini inkar eden terimler içinde çürüyorsunuz?
- Cozum yok estetikten baska estetiginde kurtaramayacagi adamlar var. Redpill falan deneyenler var eger belirli bir tip alt yapisina sahip degilsen kari falan bulamazsin.

+ Neden kızlar kötü ve lise dünyada cehennem?
- 9 sinif lise terkim ondan dolayi obur inceller gibi lise cehnnem dicek bir pozisyonda degilim. Kari falan yok cehennem olacagini erkenden anladik allaha sukur bosuna iskenceye ugramadik.

+ Meriç ne demek?
- Simdi uzun uzun yazabilirimde onedio okuyacak erkek tiplemesi olarak ozetliyim.

+ Kadınlara femoids demek onları objeleştirmek doğru mu?
- Tam dogru degil Yarrak Kılıfı demek daha dogru olur.

+ Alpha fux beta bux mıdır tüm hayat?
- Tipi duzgun olan fux kardes. Cok tipsiz olunca paranida kabul etmiyorlar.

+ Inceller lezbiyenler hakkında ne düşünüyor?
- Lezbienler haremi icin optimal chadi bulamayan kadinlardir. Istedigim mukemmel chadi bulamiyom mu taviz vermektense lez olurum daha iyi ayaginda takiliyorlar.

+ Tinderda alfa avına çıktın mı, sonuç nasıldı?
- En cirkin kadin bile model seviyesinde erkek dusurebiliyor.

+ Yolda güzel kadın görünce başını eğip uzaklaşıyor musun?
- Yok ters ters bakiyom. Hatta bi olay olmustu yolda yuruyordum bir teyze gormustum park edilmis arabasinda tipimi gorunce hizli bir sekilde arabasinin kapisini kapatmisti ben uzaklasinca geri acmisti.

+ Niye sadece escortlarla ilişki yaşıyorlar, escortlarla yaşadıkları ilişkilerde mutlu oluyorlar mı?
- Escortla iliski yasayanlar var kisiden kisiye degisiyor. Sebep escort disinda bedavaya yapacak partner bulamiyorlar adi ustunde incel. Ben kendim escorta falan asla gitmem ve incellerinde gitmesine karsiyim. Kadinlarin sizi soktugu halden dolayi ve yarattiklari yokluktan dolayi onlarin gecimini saglayacak kadar omurgasiz olmayin.

+ Incellerin en çok hoşlandığı porno kategorisi nedir?
- Bilmiyorum ki anket acilmasi gerekli tum inceller adina boyle bir soruyu cevaplayamam.

+ Bianca devis hakkında ne düşünüyorsun?
- Davranislarindan dolayi hak ettigini buldu.

+ Gelecekte blade runner gibi bir distopyaya dönüşürsek bu inceller icin faydalı olur mu?
- Olur cope yapmak daha kolay olur VR yada robot waifu.

+ Kadın hakları hakkında ne düşünüyorsun?
- Kalkmali.

+ Bitcoin dolandırcısı mısın, kaç bitcoinin var?
- Yok meslek olarak dolandirici degilim. Aile haric benim Mal varligim 900 bin TL bandinda.

+ Ölü köpek sikmek nasıl hissettiriyor?
- Bilmem.

+ Zoofili misin, bir hayvanla ilişkiye girmeyi düşündün mü, yeltendin mi?
- Girmeyi dusundum ama yapmadim. Bu saatden sonra taviz vermem kari yada hic.

+ 20'li yaşlarında bir kadın tüm alfalarla yatarken 30'larında finansal durumu iyi olan bir betayla ilişki sürer ve bu betayı sürekli alfalarla boynuzlayan kadınlara ne söylemek istersin?
- Onlarin AQ

+ Röportajımız burada son buluyor. Katıldığın için çok teşekkür ederim, son olarak bu soruları sana gönderen kullanıcılara ne söylemek istersin?
- Sorulari soran incel kardeslerime kolay gelsin. Eger soru soran Yarrak kılıfı varsa onların AQ.

röportaj arşivi

Bir sonraki röportajda görmek istediğiniz kişileri lütfen yorumlarda belirtiniz. ​ ShitpostTC Moderation Team
submitted by vez_ko to ShitpostTC [link] [comments]


2020.10.07 03:31 sum-poopins Ahlaki Değerler Kültüre Göre Nasıl Değişiyor?

https://www.youtube.com/watch?v=jPo6bby-Fcg
Yukarıda İngilizce altyazılı olarak mevcut. Türkçe olarak özet geçecek olursam, yapay zekaya sahip arabaların kullandığı belli algoritmalardan bahsediliyor. Buradaki algoritmalar, yapay zekanın yapacağı "ahlaki" tercihler hakkında. Mesela diyelim, bir yapay zeka arabası yolda gidiyor ve bir kaza kaçınılmaz. Ya bir yaşlı ölecek ya da bir çocuk. Hangisini seçer? Veya bir zengin mi bir evsiz mi? Bir kadın veya bir erkek? Beş hayvan veya bir insan vs. vs. olasılıklar sonsuz.
Yapay zekanın geliştiricileri, bu işin içinden kendileri çıkamayacaklarını fark ediyorlar ve bir internet sitesi geliştiriyorlar. İnternet sitesine buradan ulaşabilirsiniz: moralmachine.mit.edu/
Dünya çevresinden 40 milyon kişi bu internet sitesindeki testi çözüyor ve ahlaki tercihler ortaya çıkıyor. Sonuçlar şöyle.
Genel olarak, dünya çevresinde üç tane ortak tercih olduğu görülüyor.
a) Hayvanların hayatını kurtarmak yerine insan hayatını kurtarmak.
b) Çocukları kurtarmak.
c) Daha fazla sayıda insanı kurtarmak.
Yani herhangi bir ikilemde kalındığında, yukarıdaki seçenekleri seçme eğilimi, dereceleri değişmekle beraber, dünyanın hemen her yerinde ortak.
Bununla beraber üç tane farklı ahlaki tercih bölgesi kümesi ortaya çıkıyor.
https://i.imgur.com/Guqp43m.png
Kırmızı küme çoğu batılı ülkeyi içine alıyor, mavi olan epey doğulu bölgeyi ve yeşil küme de Fransa'yı, eski Fransız kolonilerini, Latin Amerika ülkelerini (ve aynı zamanda bizim ülkemiz Türkiye'yi) içeriyor.
Denilene göre, kültürel farklılıklar sonucu doğan ahlaki tercih farklarını kısaca özetlemek zor çünkü oldukça karmaşıklar. Ancak örneğin, mavi kümedeki ülkelerde, yani doğu ülkelerinde, genç hayatları kurtarmak için çok şiddetli bir eğilim yok. Yaşlı insanlara, diğer kümelere göre, daha fazla değer veriliyor. Bir diğer fark ise Türkiye'nin de içinde olduğu yeşil kümede. Bu kümede, erkekler yerine kadınların hayatı tercih ediliyor. Diğer kümelerde bu konuda bu kadar fazla bir eğilim yok.
Oldukça ilginç başka bir gözlem daha var. [İş adamı / İş kadını tarzı] Yöneticiler ve evsizler arasında bir seçim yaptırılıyor. Gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde, insanlar yöneticilerin hayatını kurtarmaya daha meyilli.
Çalışmayı yapan MIT bazlı araştırmacı grubu, gelecekte bu ahlaki farkların daha azalmasını umuyorlar. Böylece, yapay zekaya sahip arabalar ülke değiştirirken, ahlaki tercih değiştirmek zorunda kalmayacak.
---
Kişisel açıdan oldukça ilginç ve yararlı buldum fakat eksikleri de yok değil. 40 milyon kişi katılmış ama seçilen dil sayısı kısıtlayıcı. Örneğin Türkçe yok. İngilizce bilen kişiler çalışmaya katılabilecektir ama toplumun tamamını temsil etme açısından yetersiz olacaktır. Aynı zamanda batıdan uzaklaştıkça, bu tarz bir çalışmanın varlığından haberdar insan sayısı da azalıyordur.
submitted by sum-poopins to ilericilik [link] [comments]


2020.09.25 01:47 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13
https://preview.redd.it/0kz6c67ul6p51.jpg?width=794&format=pjpg&auto=webp&s=7bc8d92d8aca416f0fcc48b7e09ab2bf8319b28d

Marksizm

7.2

Adalet her zaman insanlar arasında hüküm süren ruha bağlı olacaktır ve ruhun şu anda gerekli ve mümkün olduğunu, daimi bir şeyler elde etme konusunda bir biçim şeklinde billurlaşacağını ve geleceğe bir şey bırakmayacağını düşünen herhangi bir kişi sosyalizmin ruhunu hiç bilmiyordur. Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır. Zamanımız, otomatik işlev gören kurumların yaşayan ruhu ikame ettiği zaman ne ile sonuçlandığını göstermiştir. Her neslin kendi ruhuna uygun olanı cesaretle ve radikal bir biçimde sağlamasına izin verin. Daha sonraları devrimler için yine yeterli bir sebep olmalıdır ve bu devrimler, yeni ruh, kaçan ruhun rijit kalıntılarına karşı çıktığı zaman ihtiyaç haline dönüşür. Bu bakımdan özel mülkiyete karşı mücadele muhtemelen pek çok kişinin, ör. Sözde Komünistlerin, büyük ihtimalle inandığının aksine tamamen farklı sonuçlara yol açacaktır. Özel mülkiyet sahiplikle aynı şey değildir ve ben gelecekte en güzel şekilde çiçeklenen özel sahiplik, kooperatif sahipliği, topluluk sahipliği görüyorum. Sahiplik, kesinlikle sırf nesnelerin ya da en basit araçların doğrudan kullanımı olmayıp oldukça korkulan boş inanç kaynaklı her tür üretim aracıdır, ev ve toprak sahipliğidir. Bin yıllık ya da sonsuza kadar sürecek nihai hiçbir güvenlik tedbiri alınmayacak fakat büyük, kapsayıcı eşitleyiş ve iradenin yaratılması bu eşitlemeyi periyodik olarak tekrarlayacaktır.
“Sonra yedinci ayın onuncu gününde tüm toprağınızda eşitleme gününü ilan etmek için (trompet çalacaksınız?)…” Ve ellinci yılı kutsayacak ve toprağınızda oturan herkes için serbest bir yıl ilan edeceksiniz; çünkü o sizin jübile yılınızdır ve aranızdaki herkes kendi mülküne ve ailesine geri dönecektir.
“Bu herkesin kendisine ait olanı yeniden elde ettiği jübile yılıdır.”
Kulakları olan herkesin duymasına izin verin.
Trompetiniz toprağınızın her tarafından duyulsun!
Ruhun sesi, insanlar bir arada olduğu müddetçe tekrar ve tekrar çalacak olan trompettir. Adaletsizlik her zaman kendisini devam ettirmek isteyecektir ve her zaman, insanlar gerçekten var olduğu müddetçe, adaletsizliğe karşı isyan olacaktır.
Anayasa olarak isyan, kaide olarak dönüşüm ve devrim, niyet olarak ruh vasıtasıyla düzen ilk ve son kez tesis edilir; işte bu Musavari sosyal düzenin büyük ve kutsal kalbidir.
Buna yine ihtiyacımız var: ruh ile gerçekleştirilen yeni bir nizam ve dönüşüm eşyayı ve kurumları nihai bir biçim şeklinde tesis etmeyecek fakat kendisini bunların içinde sürekli iş başında ilan edecektir. Devrim toplumsal düzenimizin bir parçası olmalıdır, anayasamızın en temel kaidesine dönüşmelidir. Ruh kendisi için yeni biçimler, katı olmayan türde hareket biçimleri, özel mülkiyete dönüşmeyen, sömürü ya da kibir ile değil sadece güvence ile çalışma imkânı sağlayan sahipliği, kendinden değil ticaret ile ilişkisi bakımından değer taşıyan ve de kullanımı için koşulları içeren, günümüzde ölümsüz ve öldürücü iken süresi dolabilen ve tam da bu yüzden canlılık kazanan bir takas aracı yaratacaktır.
Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır.
Aramızda yaşama sahip olmak yerine ölümü pekiştirdik. Her şey bir nesneye ve objektif bir puta indirgendi. Güven ve mütekabiliyet yozlaşarak sermayeye dönüştü. Ortak çıkar devlet ile ikame edildi. Davranışımız, ilişkilerimiz esnek olmayan şartlara dönüştü ve orada burada korkunç kırılmalar ve kargaşalarla uzun zaman aşımlarından sonra bir devrim patlak vermiş, bu da dolayısıyla ölüm, yaşamadan ölen kurumlar ve katı, değiştirilemez gerçeklikler üretmiştir. Şimdi tesis edilebilecek tek ilkeyi, temel sosyalist kavrayışla örtüşen ilkeyi (bir eve, o evde çalışma ile üretilenden daha fazla olan hiç bir tüketici değeri girmemelidir çünkü insan dünyasında tek başına çalışmanın haricinde hiçbir değer yaratılmaz), ekonomimizde yerleştirerek tam iş yapalım. Kim vazgeçmek isterse ya da hiçbir şey sunmak istemezse o şekilde davranabilir, bu onun hakkıdır ve bu ekonomiyi de ilgilendirmez fakat hiç kimse koşullardan dolayı mülksüz kalmışsa hiç bir şey yapmaya zorlanmamalıdır. Yine de bu ilkenin tekrar uygulanması için araçları her yerde farklı olacaktır ve bu ilke sadece tekrar tekrar yeniden uygulandığı müddetçe yaşayacaktır.
Marksistler yeryüzünü sermayeye bir tür eklenti olarak görmüş ve bununla ne yapacağını hemen hiç bilememiştir. Gerçekte sermaye birbirinden oldukça farklı iki şeyden oluşur: birincisi, toprak ve toprağın ürünleri, parseller, binalar, makineler, aletler ki toprağın parçası olduğu için “sermaye” olarak adlandırılmaması gerekir; ikincisi insanlar arasındaki ilişki, birleştirici ruh. Para ya da takas aracı yardımıyla tüm muayyen malların uygun bir biçimde (bu durumda doğrudan diğeri için) ticaretinin yapılabildiği, doğrudan genel mallar için geleneksel bir sembolden başkaca bir şey değildir.
Bunun sermaye ile doğrudan hiç bir ilgisi yoktur. Sermaye bir takas aracı değildir ve bir sembol değil bir olasılıktır. Çalışan birinin ya da grubun özel sermayesi, muayyen bir zaman diliminde muayyen ürünler üretme olasılıklarıdır. Bunun için kullanılan maddi gerçeklikler, öncelikle, kendisinden daha fazla yeni ürünlerin işlenebileceği materyallerdir – toprak ve toprağın ürünleri -; ikincisi, çalışılan aletlerdir ( ayrıca toprağın ürünleridir); üçüncüsü, çalışma sırasında işçilerin tükettiği yaşam gereksinimleri, yine toprağın ürünleridir. Kişi sadece tek bir üründe çalıştığı müddetçe, o ürünü üretim sırasında ve üretim için ihtiyaç duyduğu ürün ile takas edemez; fakat çalışan tüm insanlar bu beklenti ve gerilim halindedir. Sermaye, şimdi, yalnızca umulan ürünün beklentisi ve peşin ödemesidir, itibar ve mütekabiliyet ile tümüyle aynıdır. Adil takas ekonomisinde iş talebi olan her şahıs ya da müşterileri olan her üretim grubu açlıkları ve elleri için maddi araçları, yeryüzünü ve yeryüzünün ürünlerini alır. Çünkü hepsinin mütekabil ihtiyaçları vardır ve her biri bir diğerine kendi beklenti ve gerilimden ortaya çıkan gerçeklikleri sağlar; böylelikle bir kez daha olasılık ve hazırlık gerçekliğe dönüşür vs. Dolayısıyla sermaye bir şey değildir; toprak ve ürünleri bir şeydir. Geleneksel görüş, şeyler dünyasının tümüyle müsaade edilemez ve etkili bir biçimde yanlış kopyası olduğu şeklindedir. Sanki tek ve sadece topraklardan oluşan dünya, bir şey olarak sermayenin dünyası olarak da vardı. Buna göre olasılık, ki sadece gerilim ilişkisidir, bir gerçekliğe dönüşür. Sadece bir tane objektif gerçeklik vardır, o da topraktır. Genellikle sermaye olarak adlandırılan geri kalan her şey ilişki, hareket, dolaşım, olasılık, gerilim, itibar ya da bizim adlandırdığımız gibi ekonomik işleviyle birleştirici ruhtur. Bu elbette sevgi ve nezaket gibi amatörce arzı endam etmeyecektir fakat Proudhon’un takas bankası olarak adlandırdığı amaca yönelik organları kullanacaktır.
İçinde bulunduğumuz zamana kapitalist çağ dediğimizde, bu ifade, birleştirici ruhun artık ekonomide hüküm sürmediği, fakat nesne-putun yani gerçekte bir şey olmayan bir şeyin hüküm sürdüğü, bazı şeylerin gerçekten bir şey olmadığı fakat hiç olduğu bir şey için yanlışlık yapıldığı anlamına gelir.
Bir şey olduğu düşünülen bu hiçbir şey, zengin adamın evine pek çok somut gerçeklik getirir, çünkü çok değerli [Geltung] olduğu düşünülen paradır [Geld]. Ve bu hiçbir şey söz konusu gerçeklikleri iktidar konumuna getirir. Hepsi de hiçbir şeyden değil topraktan ve yoksulun çalışmasından kaynaklanır. Çünkü ne zaman çalışma (iş) toprağa yaklaşmak istese ve nerede bir ürün bir emek aşamasından diğerine geçmek istese, tüketici sektörüne girebilmesinden önce, sahte sermaye kendisini tüm bu iş sürecine sokar ve küçük hizmetleri için sırf ödeme almakla kalmaz faiz de alır çünkü hareketsiz durmayı değil dolaşıma girmeyi çok ister.
Bir şey olduğu düşünülen ve birliğin kaybolan ruhunu ikame eden diğer bir hiçbir şey, yukarıda sık sık bahsedildiği üzere devlettir. İnsanlarla insanlar arasında, insanlarla toprak arasında, insanlar arasındaki hakiki bağ (karşılıklı çekim ve ilişki, özgür bir ruh) her nerede zayıflamışsa orada, bir engel, itiş, soğurma ve sıkıştırma olarak her yerde devreye girer. Hakiki karşılıklı çıkarın ve güvenin yerini alan sahte sermayenin vampir-benzeri yağma gücünü ifa edememesi, mülk sahipliğinin güç tarafından, devlet, devlet yasaları, yönetimi ve idaresi tarafından desteklenmiyor olsa bile haraç koyamaması gerçeği ile de ilgili olmalıdır. Fakat kişi hiç unutmamalıdır ki tüm bunlar – devlet, yasalar ve yöneticiler – insanlar için – yaşam ve eziyet imkânlarından yoksun oldukları ve birbirlerine şiddet uyguladıkları için – diğer bir deyişle insanlar arasındaki güç için sadece birer isimdirler.
O halde doğru sermaye tanımı verildikten sonra “sermaye” teriminin pek de doğru olmadığını bu bölümde gördük çünkü bu terim hakiki sermayeyi değil sahte sermayeyi belirtmektedir. Fakat biri insanlar için gerçek bağları çözmek, kabul edilmiş sözcükleri ilk kez kullanmak istediğinde bu hükümsüz de kılınamaz. Burada olan da budur.
Bu bakımdan işçiler hiç sermayeleri olmadıklarını anladığı zaman, düşündüklerinden çok daha farklı bir biçimde haklı olurlar. Sermayelerin sermayesinden, realite olan tek sermayeden – gerçi realite bir şey olmasa da – ruhtan yoksundurlar. Bu imkândan ve tüm yaşam önkoşulundan vazgeçirilmiş olan hepimiz gibi tüm yaşamların maddi koşulu da yani toprak da ayaklarının altından alınıp götürülmüştür.
Bu yüzden toprak ve ruh – sosyalizmin çözümüdür.
Ruh tarafından zapt edilen insanlar ilk önce toplum için ihtiyaç duydukları tek dışsal koşul olarak toprağı arayacaktır.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
İnsanların ürünlerini dünya pazarında ve kendi ulusal ekonomilerinde takas ettiğinde toprağın da hareketli kılındığını çok iyi biliyoruz. Toprak uzun zamandır menkul kıymetler piyasasının nesnesine, kâğıda dönüştürülmüş durumdadır. İnsanların kendi dünya pazarlarında ve ulusal ekonomilerinde bir ürünü denk bir ürün ile takas edebilmeleri halinde, diğer bir deyişle daha büyük grupların kendi tüketimlerini ve olağanüstü kredilerini birleştirerek kendilerine olanak tanımaları halinde, bu kesinlikle sonuç verecektir, kendi kullanımları için kapitalist piyasaya başvurmaksızın yeni materyallerden giderek artan miktarlarda sanayi ürünü üretebileceğini de biliyoruz. Bundan sonra insanların zaman içerisinde sadece toprak ürünlerini değil artan bir şekilde toprağın kendisini satın alabilir hale geleceğini biliyoruz. Bu tür güçlü tüketici-üretici-birliklerin sadece kendi karşılıklı kredilerini değil nihayetinde kayda değer para sermayesini de kontrol edeceğini biliyoruz. Fakat insanlar sadece bununla tatmin olsaydı, nihai kararı yalnızca tehir ederlerdi. Toprak sahipleri toprakta büyüyen veya toprak altından elde edilen her şey üzerinde, tüm insanların yiyeceği ve sanayi hammaddeleri üzerinde bir tekele sahiptir. Devletin ve para-sermayenin daima genişleyen kısmının temelleri, toprağın özel sahipliği kaldırıldığında ve mütekabiliyet sosyalist sermaye biçimi olarak gösterildiğinde yıkılır. Fakat bu noktaya ulaşmadan önce tüketici-üretici-kooperatifleri tarafından kapitalist ticaret ve endüstri ne kadar yok edilirse, devlet ve para-kapitalizmi de toprak ileri gelenlerinin tarafında o kadar güçlü yer alacaktır. Arazi sahipliği sektörü kooperatiflere kendi üretimleri için otomatik olarak tedarik sağlamayacak, bilakis ürünlerinin fiyatını neredeyse satın alınamayacak yüksek fiyat seviyelerinde artıracaktır. Zira tıpkı sermayenin de aynı şekilde sadece hayali bir hakiki cesamete sahip olması gibi toprak sadece görünüşte akışkan ya da kâğıttır. Karar anında toprak gerçekte ne ise ona dönüşür: sahiplenilen ve alıkoyulan fiziki doğanın bir parçası.
Sosyalistler toprak sahipliğine karşı mücadeleden kaçınamaz. Sosyalizm için mücadele toprak için mücadeledir; toplumsal mesele tarımsal bir meseledir.
Şimdi Marksistlerin proleterya teorisinin nasıl muazzam bir yanlış olduğu da görülebilir. Devrim bugün olsaydı, ne yapılacağına ilişkin halkın hiçbir tabakasının bizim sanayi proleterlerininkinden daha az fikri olmazdı. Serbest kalma için duydukları özlem açısından – zira serbest kalmanın ve soluklanmanın hasretini çekmektedirler fakat hangi yeni ilişkileri ve koşulları tesis etmek istediklerine dair çok az fikirleri vardır – elbette Herwegh’in eski sloganı çok çekicidir “İşin adamı, uyan! Gücünü bil! Senin güçlü kolun durursa, tüm çarklar durur”. Bu deyiş cazibelidir, olgusal gerçeklere genel bir ifade veren her şey gibi ve bu bakımdan mantıklıdır. Genel grevin berbat bir kaos üreteceği, işçiler eğer kısa bir süre bile olsa dayanabilirlerse kapitalistlerin teslim olmak zorunda kalacağı oldukça doğrudur.
Fakat bu çok büyük bir “eğer”dir ve bugün işçiler, devrimci bir genel grev durumunda kendilerine yiyecek sağlamakla ilgili muazzam zorluklara ilişkin yeterli netlikte bir resme neredeyse hiç sahip değillerdir. Yine de ani, kapsayıcı, şiddet hamleli bir genel grev devrimci sendikalara belirleyici bir gücü şüphesiz verir. Devrimden sonraki gün, sendikalar fabrikaları ve atölyeleri işgal edecek ve dünya kâr-piyasası için özdeş ürünler üretmeye devam etmek zorunda kalacak, tasarrufları ve kârları kendi aralarında bölüşecektir – ve elde ettikleri tek sonucun durumlarının daha da kötüleşmesi, üretimin durması ve tam bir imkânsızlık olduğunu görünce şaşıracaklardır.
Kâr-kapitalizminin takas ekonomisini, doğrudan sosyalist takas ekonomisine dönüştürmek tümüyle imkânsız hale gelmiştir. Bu aktarımın birden yapılamayacağı apaçıktır; eğer tedricen uygulama için bir girişimde bulunulursa, sonuç, devrimin en berbat şekilde parçalanması, hızla müteakip taraflar arasında en vahşi mücadelelerin yaşanması, ekonomik kaos ve politik despotizm olacaktır.
Ürünlerin imalatında ve dağıtımında adalet ve akıldan çok fazla uzaklaştırıldık. Her tüketici bugün tüm dünya ekonomisine bağımlıdır çünkü kâr ekonomisi tüketici ile ihtiyaçları arasına konmuştur. Yediğim yumurtalar Galiçya’dan, tereyağı Danimarka’dan, et Arjantin’den, ekmeğim için tahıl da Amerika’dan, takım elbisem için yün Avustralya’dan, gömleğimin pamuğu, botlarım için deri ve gerekli tabaklama malzemeleri, masa, sandalye, sıra, vs için tahta, hepsi Amerika’dan gelmektedir.
Zamane insanlar ilişkilerini kaybetmişler ve sorumsuzlaşmışlardır. İlişki, insanları bir araya getiren ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için birlikte çalışmasını sağlayan bir çekimdir. Bu ilişki, ki onsuz yaşayan insanlar olamayız, dışsallaştırılmış ve şeyleştirilmiştir. Tüccar ürünlerini kimin satın aldığını umursamaz; proleterya ne yaptığını veya nerede çalıştığını umursamaz; teşebbüsün doğal ihtiyaçları karşılama amacı yoktur; teşebbüsün tüm ihtiyaçları karşılayabilecek, düşünmeden, mümkün mertebe çalışmadan, diğer bir deyişle mümkün mertebe tabi kılınan öteki insanların çalışmasıyla, parayla, şeyleri mümkün olan en büyük miktarlarda elde etme şeklinde yüzeysel bir amacı vardır. Para ilişkileri yutmuştur ve dolayısıyla bir şeyden daha fazlasıdır. Amaçlı bir şeyin işareti, ki doğa dışında suni olarak işlenmiştir, artık büyüyememesi, çevresinden malzeme veya enerji çıkaramayıp sakin bir şekilde tüketilmeyi beklemesi, kullanılmadığı takdirde er ya da geç bozulmasıdır. Büyüyen şey kendi hareketine ve kendi nesline sahip olup bir organizmadır. Ve bu bakımdan para suni bir organizmadır; büyür, döl üretir, her nerede olursa olsun çoğalır ve ölümsüzdür.
Fritz Mauthner (Dictionary of Philosophy) “Tanrı” kelimesinin aslen “put” kelimesi ile özdeş olduğunu ve her ikisinin de “dökme (metal)” anlamına geldiğini göstermiştir. Tanrı insanlar tarafından yapılarak hayat bulan, insanların yaşamını kendisine çeken ve sonunda tüm insanlıktan daha güçlü bir hale dönüşen bir üründür.
İnsanoğlunun bugüne kadar fiziken yarattığı tek “dökme metal”, tek put, tek Tanrı paradır. Para sunidir ve canlıdır, para parayı doğurur ve para ve para ve para yeryüzündeki tüm güce sahiptir.
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Ancak bunu göremeyen, bugün de paranın, bu Tanrının insandan çıkmış ve yaşayan bir şeye dönüşmüş, bir şey-olmayanın, ruhtan başka bir şey olmadığını, paranın deliliğe dönüşen yaşamın anlamı olduğunu hala göremez. Para servet ihdas etmez, para servettir; kendi başına (per se) servettir, para hariç hiç kimse zengin değildir. Para gücünü ve yaşamını başka bir yerden alır; para bunları yalnızca bizden edinir; parayı zengin ve bereketli bir biçimde üretken kıldıkça kendimizi, hepimizi yoksullaştırırız ve baltalarız. İnsan kadınlardan yüz binlercesinin artık anne olamadığı neredeyse abartısız bir doğruya dönüşmüştür. Çünkü korkunç para tıpkı bir vampirin erkek ve kadından hayvan sıcaklığını ve erkek ve kadının damarlarından kanını emdiği gibi döl ve sert metal verir. Biz hepimiz dilencileriz ve yoksul garibanlarız ve budalayız çünkü para Tanrıdır ve çünkü para yamyama dönüşmüştür.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
Bizim neden çalıştığımızı öğrenmekten ve bunu uygulamaktan başka sosyalizme giden başka bir yol yoktur. Günümüz insanlarının ruhlarını sattığı Tanrı ya da şeytan için değil, ihtiyaçlarımız için çalışıyoruz. Çalışma ve tüketim arasındaki bağlantının yeniden yapılanması: işte bu sosyalizmdir. Tanrı şimdilerde çok güçlü ve her şeye kadir hale gelmiştir ki bundan böyle yalnızca teknik bir değişim, takas sisteminde reform ile kaldırılamaz.
Bu yüzden sosyalistler üyelerinin ihtiyaç duyduğunu üreten yeni topluluklar oluşturmalıdır.
Ne insanoğlunu bekleyebiliriz ne de bireyler olarak içimizdeki insanlığı bulup yeniden yaratmadığımız sürece, ortak bir ekonomi ve adil bir takas sistemi için, insanoğlunun birleşmesini bekleyebiliriz.
Her şey bireyle başlar ve her şey bireye bağlıdır. Günümüzde bizi çevreleyen ve zincirleyen şeylerle kıyaslandığında sosyalizm, insanların bugüne kadar üstlenmiş olduğu en devasa görevdir. Bu görev cebir ve zekâ da dâhil dışsal çarelerle gerçekleştirilemez.
Başlangıç noktası olarak biraz yaşamı, yaşayan ruhun dışsal biçimlerini içeren pek çok şeyi hala kullanabiliriz. Eski ortak mülkiyetin kalıntılarına, çiftçilerin ve tarla işçilerinin yüzyıllar önce özel mülkiyete geçmiş olan, asli ortak mülkiyet anılarına sahip topluluklarından ve de tarla ve zanaat işleri için ortak ekonomiyi hatırlatan geleneklerden faydalanılabilir. Çiftçinin kanı pek çok kent proletaryasının damarlarında hala dolaşmaktadır; Kent proletaryası bunu tekrar dinlemeyi öğrenmelidir. Amaç, hala çok uzak olan amaç, bugün genel grev olarak diğer bir deyişle, başkaları, zenginler, putlar ve canavarlık için çalışmayı reddetmek şeklinde adlandırılmaktadır. Genel grev – fakat elbette ki bugün ilan edildiği şekilde ve anlık başarısının çok belirsiz ve nihai başarısızlığının mutlak kesin olduğu başkaldırı ile birlikte kollar çapraz tutulu pasif genel grevden farklı olan genel grev – kapitalistlere şöyle seslenir: “En uzun kimin dayanabileceğini görelim!” Genel bir grev, evet! Fakat aktif olan bir grev, zaman zaman devrimci genel grevle ilişkili, sade dilde “yağmalama” denilenden çok farklı bir eylem. Aktif genel grev yalnızca çalışan insanların faaliyetlerinin, emeklerinin bir gıdımını bile başkalarına vermeyi reddedebildiği, sadece kendi ihtiyaçları, kendi gerçek ihtiyaçları için çalıştığı zaman muzaffer olacaktır. Bu hala çok uzaktır – fakat sosyalizmden hala çok uzak olduğumuzun, uzun, çok uzun bir yola başladığımızın farkında olmayan kim? İşte bu yüzden Marksizmin can düşmanıyız: çünkü Marksizm çalışan insanların sosyalizmle başlamalarını engellemiştir. Tamah ve zorluğun taşlaşmış dünyasından bizleri çıkaracak olan sihirli sözcük “grev” değil, “çalışmak”tır.
Tarım, endüstri ve zanaat, akli ve fiziki çalışma, öğretme ve çıraklık sistemi yeniden birleştirilmelidir; Peter Kropotkin bunu başarma yöntemlerine dair kendi kitabı Tarla, Fabrika ve Atölye’de çok değerli şeyler söylemiştir.
Halktan, tüm halktan, tüm halkımızdan umudumuzu kesmemeliyiz. Elbette bugün halklar yoktur. Devlet ve para halkın, diğer bir deyişle ruhla birleşmiş insanların yerini alırken bireyler bölünmüş insan parçalarına indirgenmiştir.
Yalnızca ilerlemeci ve ruhsal olan bireyler bir kez daha halkın ruhu ile dolduğu zaman, halkın ön bir biçimi yaratıcı insanlarda yaşadığında ve yürekleri, akılları ve elleri ile hakikatte gerçekleşme talep ettiğinde Halk, varlığa döndürülebilir.
Sosyalizm, her tür bilgiyi gerektirse de bir bilim değildir – doğru yolu yürümek adına, hurafeyi ve yanlış yaşamı terk etmek için gerekli bir koşuldur. Bununla birlikte sosyalizm kesinlikle bir sanat, canlı malzemeyle inşa eden yeni bir sanattır.
Şimdi, tüm sınıflardan kadınlar ve erkekler halka varmak için halkı terk etmeye çağrılmaktadır.
Çünkü işte görev budur: halktan umudu kesmemek fakat aynı zamanda halkı beklememek. Her kim içinde taşıdığı halk cevherine hakkını verirse, her kim kendisi gibi başkaları ile bu doğmamış tohumun ve basıncın hayali biçiminin hatırına, sosyalist düzeni gerçekleştirmek için yapılabilecek her şeyi gerçeğe dönüştürmek amacıyla birleşirse halkı halka gitmek üzere terk eder.
Sosyalizm, kendisi için birleşen, var olan adaletsizlik için en derinden tiksinti ve hakiki bir toplum oluşturma için en güçlü arzuyu ve özlem hissini duyanların sayısına bağlı olarak farklı bir gerçekliğe dönüşecektir.
O halde sosyalist haneleri, sosyalist köyleri, sosyalist toplulukları kurmak için birleşelim.
Kültür herhangi bir özel teknoloji biçimine ya da ihtiyaçların tatminine değil, adaletin ruhuna dayanır.
Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Sosyalistlerin kapitalist pazar ile mümkün mertebe irtibatlarını kestiği ve dışarıdan hala gelmesi gereken değer kadar ihracat yaptığı bu yerleşimler sadece küçük başlangıçlardır ve denemelerdir. Böylelikle insan kitleleri, topluluğun yüreğindeki neşe, kendisi ile mutmain yeni ilkel saadete imrenme ile üstesinden gelecektir ki bunlar ülke üzerinde parlamalıdır.
Gerçeklik olarak sosyalizm yalnızca öğrenilebilir; sosyalizm, tüm yaşam gibi bir girişimdir. Şiirsel sözcükler ve betimlemelerle biçimlendirmeye çalıştığımız her şey – işteki çeşitlilik, akli çalışmanın rolü, en uygun ve en az sorgulanabilir takas aracı biçimi, hukuk yerine sözleşmenin takdimi, eğitimin yenilenmesi, tüm bunlar gerçekleştirme eyleminde gerçeğe dönüşecek ve kesinlikle önceden belirlenmiş bir şablona göre düzenlenecektir.
Muhtemelen ileride, düşünce ve tahayyülde net olarak ortaya konmuş biçimlere sahip toplulukları ve sosyalizm topraklarını beklemiş ve öngörmüş olan kişileri hatırlayacağız. Realite kendi bireysel oluşumlarından farklı görünecektir fakat onların bu imgelerinden kaynaklanacaktır.
Burada Proudhon’u ve onun keskin bir biçimde tanımladığı, sözleşme ve özgürlük ülkesine dair asla belirsiz olmayan tasavvurlarını hatırlayalım. Henry George, Michael Flürscheim, Silvio Gesell, Ernst Busch, Peter Kropotkin, Elise Reclus ve başka pek çok kişi tarafından görülmüş ve tarif edilmiş birçok iyi şeyi hatırlayalım.
Hoşumuza gitse de gitmese de geçmişin varisleriyiz; gelecek nesillerin bizim varislerimiz olması için irade toplayalım ki böylece tüm yaşamımızda ve eylemlerimizde gelecek nesilleri ve çevremizdeki insan kitlelerini etkileyelim.
Bu tümüyle yeni bir sosyalizm, yeniden yeni olan bir sosyalizmdir; zamanımız açısından yeni, ifade açısından yeni, geçmişe dair görüşü açısından yeni, pek çok ruh halleri açısından da yenidir. Neyin var olduğuna yeni bir bakışla bakmamız da gerekmektedir: insan sınıflarına, kurumlara ve geleneklere yeniden bakmalıyız. Şimdilerde köylüleri tümüyle yeni bir ışık altında görüyoruz ve bize nasıl muazzam bir görev (onlara konuşmak, aralarında yaşamak ve içlerinde solan ve körelen şeyleri – dini, dışsal ya da yüce bir güce inanç değil, yaşadığı müddetçe birey insanoğlunun kendi içindeki gücüne ve mükemelleştirilebilirliğine inanç – canlandırmak ve yeniden diriltmek görevi) bırakıldığını biliyoruz. Köylünün ve toprak sahibi olmaya sevgisinin nasıl korkulan olduğunu [biliyoruz]: köylülerin çok fazla toprağı yoktur, çok az toprağı vardır ve bu onlardan alınmamalıdır, onlara verilmelidir. Fakat elbette herkes gibi onların da her şeyden önemlisi ihtiyaç duyduğu şey ortak, komünal ruhtur. Ancak onlarda bu ruh, kentli işçilerdeki kadar çok gömülmüş değildir. Sosyalist yerleşimcilerin sadece mevcut köylere gidip oralarda yaşamaları gerekmektedir ve canlanabilecekleri ve on beşinci ve on altıncı yüzyılda içlerinde olan ruhun bugün bile yeniden uyandırılabileceği görülecektir.
insanlara bu sosyalizmden yeni bir dille bahsedilmelidir. Burada birinci, ilk girişimde bulunulmaktadır. Bizler, bizler ve başkaları bunu daha iyi yapmayı öğreneceğiz. Bizler ruhsuz sosyalist biçim olan kooperatiflere ve amaçsız cesaret olan sendikalara sosyalizmi getirmek istiyoruz.
İstesek de istemesek de konuşma ile kalmayacağız; daha ileri gideceğiz. Şimdiki zaman ile gelecek zaman arasında bir boşluk olduğuna artık inanmıyoruz; biliyoruz: “Amerika ya buradadır ya da hiçbir yerdedir”. Şimdi, şu anda yapmadığımız ne varsa onu hiçbir zaman yapmayacağız.
Tüketimimizi birleştirebilir ve her tür paraziti yok edebiliriz. Kendi tüketimimiz için mal üretmek üzere bir sürü zanaat ve endüstri tesis edebiliriz. Bunda, kooperatiflerin şimdiye kadar ilerlediğinden daha ileriye gidebiliriz, zira onlar kapitalist-yönetimli teşebbüs ile rekabet etme fikrinden hala kurtulamıyorlar. Onlar bürokratik, onlar merkeziyetci; işverene dönüşmenin ve sendikalar üzerinden işçileri ile sözleşme aktetmenin dışında kendilerine yardım edemezler. Tüketici-üretici-kooperatifte her bir kişinin kendisi için hakiki bir takas ekonomisi içerisinde çalıştığı, bu ekonomi içerisinde kârlılığın değil işin verimliliğinin belirleyici olduğu; pek çok teşebbüs biçiminin, ör. küçük teşebbüsün, kapitalizmde kârsız olsa da burada tamamen verimli olduğu ve sosyalizmde hoş karşılandığı onların aklına gelmez.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar:
Yerleşimler kurabiliriz, gerçi bunlar bir çırpıda kapitalizmden tümüyle kaçamazlar. Fakat biz sosyalizmin bir yol, kapitalizmden uzak bir yol olduğunu ve her yolun bir başlangıcının olduğunu biliyoruz. Sosyalizm, kapitalizmden çıkmayacaktır, ondan uzakta büyüyecektir; kendisini kapitalizme kapatacaktır.
Toprak satın alma aracı ve bu yerleşimlerin ilk işletim fonları, sendikalar ve bize katılan işçi grupları vasıtasıyla ve bize ya tamamen katılmış ya da en azından davamıza katkıda bulunan zengin adamlar kanalıyla tüketimlerimiz bir havuzda toplanarak elde edilecektir. Tüm bunları beklemekte ve bu beklentiyi ilan etmekte tereddüt etmiyorum. Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir – kendisi de bunu hissetmeyecektir bile -. Çok titiz olmayın, siz işçiler: ayakkabı, pantolon, patates, ringa balığı satın alıyorsunuz; siz, çalışan ve acı çeken insanlar, talihinizin şu ana kadar size oynattığı rol ne olursa olsun, kendi özgürlüğünüzü adaletsizlikten satın almak için gücünüzü bir araya toplamanız ve şu andan itibaren kendi topluluğunuz için ihtiyacınız olanı kendi toprağınız üzerinde yapmanız güzel bir başlangıç olmaz mıydı?
Unutmayalım: eğer doğru ruha sahipsek, o zaman toplum için ihtiyaç duyduğumuz her şeye sahibizdir: bir şey hariç: toprak. Toprak için açlık başınıza gelmeli, siz büyük şehrin insanları!
Kendi kültürleri ile sosyalist koloniler toprakta her yerde, kuzeyde, güneyde, doğuda ve batıda, kâr ekonomisinin süfliliğinin ortasında, her ilde dağıldığında ve görüldüğünde, tarifsiz fakat sessiz tutumlarında yaşama sevinci hissedildiğinde imrenme giderek artacaktır. O zaman, inanıyorum ki halk ilerleyecektir. Halk görmeye, bilmeye ve emin olmaya başlayacaktır. Dış görünüşte sosyalistçe, müreffeh ve keyifli yaşamak için sadece tek bir şey eksik olacaktır: toprak. Ve ardından halklar toprağı özgür kılacak ve artık sahte tanrı için değil insanlar için çalışacaktır. Sonra? Sadece başla: en küçük ölçekte ve en az sayıda insan ile başla.
Devlet, diğer bir deyişle hala cahil olan kitleler, imtiyazlı sınıflar ve her ikisinin de temsilcileri, icrai ve idari kast, bu işe başlayanların yolu üzerinde en büyük ve en küçük engelleri yerleştirecektir. Bunu biliyoruz.
Tüm bu engeller, eğer gerçek engeller iseler, onlarla bizim aramızda en küçük bir boşluk bırakılmaması için yakın ve bir arada durmamız halinde yok edilecektir. Bunlar artık sadece beklentilerde, hayallerde, korkulardaki engellerdir. Bunu şimdi görüyoruz: zamanı geldiğinde yolumuzu her tür engelle kapatacaklardır – ve bu yüzden bizler bu arada hiçbir şey yapmamayı seçeceğiz.
Köprüyü, köprüye geldiğimizde geçeceğiz! Şimdi ileri doğru hareket edelim ki böylece çoğalalım.
Hiç kimse halka şiddet uygulayamaz, bu halkın kendisi hariç.
Ve halkımızın büyük bir kısmı adaletsizliğin ve kendilerine bedenen ve ruhen zarar verenin tarafını tutacaktır çünkü ruhumuz yeterince güçlü ve ikna edici değildir.
Ruhumuz ateş almalı, aydınlatmalı, baştan çıkarmalı ve cezbetmelidir.
Konuşma bunu hiçbir zaman tek başına başaramaz; en güçlü, öfkeli ya da en nazik konuşma dahi yapamaz.
Sadece örnek, bunu başarabilir.
Örneklemeliyiz ve yol göstermeliyiz.
Örneklemek ve Fedakârlık ruhu! Geçmişte, günümüzde ve gelecekte, bu şekilde yaşamayı sürdürmenin imkânsızlığından dolayı her daim isyanda olan bu düşünceye fedakârlık üstüne fedakârlık yapılacaktır.
Şimdi, doğru yaşam biçimi için örnek sunmak üzere başka tür fedakârlıklar, kahramanca olmayan, sessiz, etkileyici olmayan fedakârlıklar yapmak gerekmektedir.
Sonra az olan çoğa dönüşecek ve çok olan da az olacak. Yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce -çok az çok az!
Yine de engeller aşılacak zira doğru ruh sahibi olanlar kurarak en güçlü engelleri yok edecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir.
Ve nihayet, nihayet çok uzun zamandır parlamış ve alevlenmiş olan sosyalizm, en sonunda ışık yayacak. Ve insanlar ve halklar büyük bir kesinlikle bilecekler: sosyalizm ve sosyalizmi gerçekleştirecek araçlar, tümüyle ve topyekûn, kendi içlerindedir, onların arasında bulunmaktadır ve sadece tek bir şeyden yoksundurlar: toprak! Ve toprağı özgür kılacaklar çünkü hiç kimse halka engel çıkarmayacak zira halk artık sosyalizme gölge etmeyecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir. İnsanların slogan atmasına ihtiyacımız var; bu yaratıcı arzu ile dolmuş herkese ihtiyacımız var; eylem adamlarına ihtiyacımız var. Bu sosyalizm çağrısı, ilk başlangıcı yapmak isteyen eylem adamlarına ithaf olunur.
Bu kelimeleri ve kelimelerin arkasındaki hissiyatı hâlihazırda kendisine ithaf edildiği zaman duymamış olan herkese şimdi kısmen söylenmesine izin verin: insanların bizleri anlayabilmesi için benzeri pek çok fikri seslendirdiğimiz ve yanlış uygulanmış ya da yetersiz eğreti, güncel kelimeleri reddettiğimiz gibi, aynı durum bu kelimenin, sosyalizmin başına da gelebilir. Belki de bu çağrı daha iyi, daha derin ve daha ümit verici bir kelime bulma yolunun da başlangıcıdır. Herkes hâlihazırda bilmelidir ki sosyalizmimizin kırsal, pastoral barış ile sırf ekonomiye ve hayatın gerekleri için çalışmaya adanmış geniş bir yaşam arzusuyla ya da muhteşem rahatlıkla hiçbir ortak yanı bulunmamaktadır. Burada ekonomiden çok konuşuldu; ekonomi kendi yaşamımızın temelidir ve öyle dönüşmelidir ki hakkında az konuşulur hale gelsin. Selam olsun içinde olduğumuz bu zamanda hiç bir ekonomiye ve hiçbir mekâna katlanmayan siz avarelere, berduşlara ve serserilere. Selam olsun yaratıcılığı zamanı aşan sanatçılara. Selam olsun yaşamlarını soba borusunda pörsütmek istememiş siz eski savaşçılara! Bugünün savaş, savaş tehditleri ve vahşilik dünyasında ne varsa hepsi neredeyse tümüyle kimsesizlik ve tamahın yalnızca kaba bir maskesidir: kişilik, vefa ve şövalyelik ender bulunur hale gelmiştir. Selam olsun, hiçbir kelimenin dışarı çıkmadığı kalplerinin derinliklerinde önerileri olan siz kekemelere, siz sessiz olanlara: bilinmeyen yücelik, konuşulmayan mücadeleler, ruhun derinden acı çekişi, delişmen neşeler ve kederler şu andan itibaren hem bireyler hem de halklar açısından insanoğlunun talihi olacaktır.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar: orada burada, kendi bildiklerinden daha fazlası olan çocuk kalpli insanlar yaşıyor. Her birinin içinde bir gün yeni insanları ele geçirecek ve şekillendirecek ve ileri sürecek inanç ve büyük neşe ve büyük acının kesinliği yaşıyor. Acı, kutsal acı: gel, ah gel yüreklerimize! Bulunmadığın yerde barış asla olmayacak. Siz hepiniz – ya da o zamanlar çok mu azdınız?- rüyanın güldüğü ve ağladığı siz hepiniz, eylem soluyan siz hepiniz, içinizde derin coşkuyu hisseden siz hepiniz, günümüzde çevremizde olan hırpani saçmalık ve süflilik için değil sefalet ve zorluk denen dava ve delilik ve gerçek sıkıntı için umutsuzluğa kapılmak isteyen siz hepiniz, bugün yalnız olan ve içinde içsel bir biçim, imge ve bastırılmış yaratıcı enerji ritmi barındıran siz hepiniz, yüreklerinizden buyurabilen siz hepiniz: sonsuzluk adına, ruh adına, hakiki yol olmak isteyen imge adına insanoğlu helak olmasın. Bugün kendisine zaman zaman proletarya, zaman zaman burjuva, zaman zaman yönetici kast denen gri-yeşil, kalın çamur ve her yerde, yukarıda ve aşağıda bulunan tiksindirici kütleden başka bir şey değildir. İnsanlar tarafından çarpıtılan bu korkunç itici tamahın, doymuşluğun, yozlaşmanın bundan böyle bizi kirletmesine ve boğmasına izin verilemez: hepsi sosyalizme çağrılmaktadır.
Bu bir ilk sözdür. Daha da fazlası söylenmelidir. Söylenecektir. Burada çağrılan ben ve diğerleridir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5545
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.09 01:08 karanotlar İKTİDARIN “KAYIKÇI DÖVÜŞÜ”: İSTANBUL SÖZLEŞMESİ[*]

Sibel ÖZBUDUN ,
AKP’nin ayağı İstanbul Sözleşmesi’ne fena dolandı. İktidarının henüz “demokrasiyle barışık”, “AB hedefinden kopmamış”, seçmen desteğinin yüzde 50’lerde seyrettiği günlerde hazırlanmasına nezaret edip Türkiye’nin ilk imzacısı olmasını sağladığı “İstanbul Sözleşmesi”ne karşı parti çeperlerinden kopan “Kabakçı Mustafa İsyanı” ile karşı karşıya.
İKTİDARIN “KAYIKÇI DÖVÜŞÜ”: İSTANBUL SÖZLEŞMESİ[*]
“burada daha ne kadar öleceğim?
yeryüzüyle gökyüzün aracısı olarak
bulutu haraca kestiğiniz yerde?”[1]
AKP’nin ayağı İstanbul Sözleşmesi’ne fena dolandı. İktidarının henüz “demokrasiyle barışık”, “AB hedefinden kopmamış”, seçmen desteğinin yüzde 50’lerde seyrettiği günlerde hazırlanmasına nezaret edip Türkiye’nin ilk imzacısı olmasını sağladığı “İstanbul Sözleşmesi”ne karşı parti çeperlerinden kopan “Kabakçı Mustafa İsyanı” ile karşı karşıya.
Şu sıralar bayraktarlığını Akit yazarı Abdurrahman Dilipak’ın yaptığı “İsyan”, AKP etrafında kümelenen tarikat ve cemaatlerden, Akit ve Yeni Şafak yazarlarına, MÜSİAD erkânından, cep telefonunda Tayyip Erdoğan’ın özel numarası kayıtlı “hatırlı” kişilere, İslâmcı camia içinde yaygın bir destek bulmuş gözüküyor.
Türkiye Düşünce Platformu tarafından hazırlanıp Mayıs 2020’de Cumhurbaşkanına sunulan, imzacıları arasında “ağır toplar” bulunan “İstanbul Sözleşmesi’ne Yönelik Hukuki ve Psikososyal Değerlendirme Raporu” “isyan”ın “Manifesto”su niteliğini taşıyor. Murat Yetkin’in listelediği hâliyle, “Platformun ‘Yüksek İstişare Kurulu’ üyelerinden oluşan imzacılar arasında Cumhurbaşkanının Başdanışmanlarından AKP eski Artvin Milletvekili İsrafil Kışla var örneğin, MÜSİAD’ın kurucu başkanı, ‘İslâmi burjuvazi’ tezinin müellifi Erol Yarar var. Tanıtmaya gerek olmayan bir isim Emine Şenlikoğlu. Abdurrahman Dilipak’ı da tanıtmaya gerek yok, Akit yazarı. Taşkın Koçak da Akit yazarı. Hasan Çetinkaya, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul İmam Hatip Lisesinden hocası. Yusuf Ziya Kavakçı, hâlen Türkiye’nin Kuala Lumpur Büyükelçisi Merve Kavakçı ve AKP Milletvekili Ravza Kavakçı Kan’ın babaları. Resul Tosun da eski AKP Milletvekili, Yeni Şafak yazarı. Ve Raşit Küçük, Diyanet Vakfı İslâm Araştırmaları Merkezi Başkanı. Adeta rüya takımı.”[2]
Dediğim gibi, bu “rüya takımı”nın İstanbul Sözleşmesi’ne karşıtlığı, cemaat-tarikat müdavimi tabanda ciddi bir karşıtlık buluyor. “Ne yani, bize serkeşlik eden kadınlarımızı, gözü dışarıda kızlarımızı (Kur’an’da yeri olmasına rağmen) ıslah edemeyecek miyiz?” ya da “Sözleşme eşcinselliği özendiriyor”dan başlayıp, “Bu sözleşmeyi hazırlayan Batılı çevrelerin hedefi, bizim (Müslüman) kültürümüzü, aile yapımızı vb. yok etmektir; alkolizm onlarda, eşcinsellik onlarda; onlar kendilerine baksınlar”a dek uzanan bir homurtular bulamacından beslenen bir zihniyet dünyasından. Ve bununla rezonans içinde.
“İsyancılar”ın itirazları birkaç noktada odaklanıyor:
  1. Sözleşme, feminist bir kategori olan(?) “toplumsal cinsiyet” kavramı üzerine temellenmekle, cinsiyet görüngüsünü “toplumsal/ kültürel olarak belirlenen bir hâle indirgiyor, bir başka deyişle, “fıtrat”ı es geçiyor.
  2. Şiddeti yalnızca erkekler tarafından, yalnızca kadınlara uygulanan bir olgu olarak sunarken, bir yandan da onu “psikolojik, fiziksel, ekonomik, cinsel” veçheleri olan çok geniş kapsamlı bir olgu olarak belirsizleştiriyor.
(“Psikolojik şiddet, kavramı çok geniş bir kavram. Erkeğin sesini yükseltmesi, sinirlenmesi, kızdığı zaman ters ters bakması ya da ağır bir söz söylemesi… hepsi bunun içine dahil. Kadın bunları kocasına yaptığında psikolojik şiddet sayılmıyor fakat erkek kadına yaptığında şiddet oluyor. Dünyanın en ikiyüzlü ve adaletsiz sözleşmesi bu olsa gerek.
Ayrıca özgürlüğünü kısıtlamayı özellikle belirtmişler. Erkek karısına ‘nereye gidiyorsun?’ diye sorsa ya da karısının gitmesini istemediği yer olsa suç oluyor. Erkek karısının gittiği geldiği yere karışamaz bu sözleşmeye göre. Fakat kadın kocasının gittiği geldiği yerleri karışabilir, erkeğin ailesi ile görüşmesine problem çıkarabilir, bunlar suç sayılmaz.”[3])
  1. Öte yandan, kadınların aile içinde şiddet görmesine neden olan etkenler (ki “red cephesi” bu meyanda neredeyse münhasıran “alkolizm”i vurguluyor) üzerinde sözleşmede hiç durulmuyor. Bundan zımnen çıkan sonuç, aile içi şiddet, Sözleşmede tanımlandığı üzere erkek ile kadın arasındaki eşitsizlikten kaynaklanan bir sonuç değil, her seferinde tekil ve özgül bağlamında ele alınarak çözümlenebilecek bir durum. (Akıllardaki “çözüm”, tabii ki kadının alttan alıp erkeğin suyuna giderek onu yatıştırması… Bu bağlamda Çorum Müftülüğü’nün kocasından şiddet görme kaygısını dile getiren kadına “Çok büyük bir sorun değil bu, konuşarak çözersiniz. Akşam sevdiği şeyleri yapın, çayın yanında sakince konuşun”; veya “ ‘Nasıl istiyorsan öyle yapayım’ diye olayı örtmeye çalışın, ama uygun zamanda açın. Suçlayıcı dille konuşmayın. ‘Nasıl istiyorsun, bilemedim. Bilsem öyle yapardım’ gibi konuşun” yollu nasihat etmesi, Niğde Müftülüğü’nün ise, “Şiddet göstermesinin sebebi ne? Erkeğin eşinden beklediği nedir? Akşam geldiğinde güler yüz, yemeğinin hazırlanması… Elinden geleni yapmana rağmen yaranamıyorsan farklı şeyler olabilir. Başka ilişkisi olabilir mi?”[4] yollu fişteklemesi boşuna değil…)
  2. Bu bağlamda, Sözleşme’de şiddet gören kadınlara arabuluculuk, hakemlik vb. girişimlerin kesin bir dille reddedilerek kadının korunmasına yönelik önlemleri vurgulanması, gerideki “sinsi” “aile birliğini bozma” niyetini ifşa ediyor. Oysa “bizim” kültürümüzde aile kutsaldır ve her ne pahasına olursa olsun, korunması gerekir. Milli Gazete yazarı Şakir Tarım’a göre, örneğin, İstanbul sözleşmesi “Türkiye’nin bekasına yönelmiş en büyük tehdittir”. Yeni Akit yazarı Ali Erkan Kavaklı ise “İthal kanunlarla aile yaşatılamaz. Sözleşme iptal edilmeli, kendi dinimizi, inançlarımızı, örf ve adetlerimizi esas alan adaleti sağlayacak, ve aileyi yaşatacak düzenleme yapılmalı”dır. Saadet Partisi Konya milletvekili ve Gençlik Kolları Başkanı Abdulkadir Karaduman’a göre de “İstanbul Sözleşmesi adı verilen ucube, adeta aile yapımızı çökertmek için kaleme alınmış bir metindir”, ve “Kim ne diyorsa desin, hangi tarafta durursa dursun, toplumu bir felakete ve uçuruma sürükleyen, haneleri birbirinden ayıran İstanbul Sözleşmesi derhâl feshedilmelidir…”
Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan geri kalır mı? O da dünyada aile ve toplum dokusunun en güçlü olduğu ülkelerin başında gelen Türkiye’de, “İstanbul Sözleşmesi ve cinsiyet eşitliği projeleriyle aile yapısı ile sosyal dokunun büyük bir saldırıyla karşı karşıya” olduğu “uyarı”sını yapıyor. Bu nedenledir ki, Kaplan’a göre, “Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden derhâl çıkmalı ve ‘cinsiyet eşitliği’ gibi sinsi projeleri vakit geç olmadan kaldırmalıdır.”[5]
  1. Sözleşmenin “sinsi” amaçlarından biri, erkek ve kadın cinsiyet kimliklerini muğlaklaştırmak, buna koşut olarak eşcinselliği “meşru”, “kabul edilebilir” ve “olağan” göstermektir. “Red cephesi”nin bu mealdeki itirazları en “bilimsel”inden[6] en “maganda”sına,[7] buram buram homofobi kokuyor. İstanbul Sözleşmesi’nin bütün “günah”ı, “ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka görüşe sahip olma, ulusal veya sosyal menşe, bir ulusal azınlıkla bağ, mülkiyet, doğum, cinsel yönelim, cinsel kimlik, yaş, sağlık durumu, engellilik, medeni hâl, göçmen ya da mülteci olma durumu vb. temelinde herhangi bir ayrımcılık” yapılmasına karşı çıkmak iken[8] bu, İslâmcı muterizlerce neredeyse istisnasız, “eşcinselliği normal gösterme/ teşvik” olarak okunuyor.[9] Ve büyük bir yaygarayla karşılanıyor…
  2. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, “Red Cephesi” nezdinde Sözleşme “yerli ve milli”liğin çok uzağındadır. Örf, adet, gelenekler ve hatta dine karşı bir saldırı niteliği taşımaktadır. (Sözleşmenin 12/1. maddesinde tarafların “kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı önyargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması”na yönelik tedbirler almaya çağrılıyor. Madde 12/5’de ise, “kültür, töre, din, gelenek veya sözde ‘namus’ gibi kavramların (…) herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmaması” isteniyor.) Bu ifadeler, “kültürümüz”e ve “dinimiz”e doğrudan bir saldırı olarak görülüyor:
“Proje, Türkiye’nin insanlığa örnek olan sağlam aile yapısını yıkmayı, İslâm’ın aile anlayışını devre dışı bırakmayı amaçlamaktadır.”[10]
“Kabul edilenler gayet açık. ‘Din, gelenek, örf ve tüm diğer uygulamaları ortadan kaldırmak’…”[11]
“… ‘Taraflar, kadın erkek için kalıp rollere dayanan ön yargıları, örf ve âdetleri, gelenekleri ve tüm diğer uygulamaları ortadan kaldırmak amacıyla kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlamak için gerekli tedbirleri alır. M.12/1’ hükmüyle, Müslüman toplumun inanç, örf, adet ve geleneklerinden gelen her tür kalıp (kadın – erkek cinsiyet) rollerde değişimin teminatı devlet olacaktır. Bir başka ifade ile 3 ve + cinslerin teminatı olacaktır devlet.”[12]
Bunlar “kadınları şiddetten korumak” gibi saf ve masum bir gerekçeden kaynaklanamaz. Geride “sinsi” bir plan, bir “Büyük Akıl” vardır. Dinimizi, kültürümüzü, aile yapımızı tarumar ederek bizi yutmak isteyen AB ve Batı emperyalizmi:
“İstanbul Sözleşmesi Batı’nın toplum yapısı ve hayat anlayışıyla şekillenmiştir. Türkiye toplumu Batı’dan farklıdır. Huzur ve barışımız için bazı konularda Batılılarla işbirliği yapılabilir; fakat kimliğimizden taviz veremeyiz. Biz, Batı’dakinden daha özgün, insanî değerlerle iç içe, manevî zenginliği olan bir aile ve toplum anlayışına sahibiz. (…) Her işimize burnunu sokan AB’ye haddi bildirilmeli; özellikle aile ve sosyal konulardaki müdahalesi önlenmelidir. Bunlar milletimize özgü özelliklerdir. Bu konudaki kararları bu ülkede yaşayanlar vermeli; mahremiyetimize leke sürülmemelidir.”[13]
“Bu ‘Aileye karşı açılan savaş’ta, BM, AB, herkes vardı. İnanılmaz paralar harcıyorlar. İçeride, MEB, Aile Bakanlığı, DİB, YÖK, bir sürü vakıf, dernek, herkes var! Yeşil Feministler bu işi çok sevdiler. Mecliste bu işler hiçbir sorun yaşanmadan, engellemeyle karşılaşmadan, yönetim yanlısı ya da karşıtı fark etmiyor, el birliği ile hemen yasalaşıyor.”[14]
“Toplumsal cinsiyet eşitliği savunan derneklere ki ülkemizde bunların çoğu din ve devlet düşmanı ve LBGT destekçisidir, sözleşme ile taraflar bunları maddi olarak besleyeceklerine söz vermişler. Anlaşıldığına göre bu din ve devlet düşmanı derneklere sadece Avrupa fonundan değil, bizim cebimizden de para akıtılıyor. Bizim paramızla bize küfrediyorlar. (…) Muhafazakâr ve dindar görünen hükumetimiz de bu sözleşmeye imza atmış. Bu sözleşme iptal olmazsa Avrupa Konseyi belki kadın haklarına aykırı diye Kur’an-ı Kerimden bazı âyetleri çıkarmamızı isteyebilir, sonuçta kabul etmişiz, isteyebilirler.”[15] “Toplumu ifsad etmek için Avrupa Birliğinden fon alan sözde kadın derneklerinin sözleri dinlendi.”[16]
“Toplumsal cinsiyet merkezli inşa edilen İstanbul Sözleşmesi, toplumsal tabanı dikkate alan eleştirilere duyarsız, tek taraflı bir metin görünümündedir. Metin bu hâliyle bir toplumu ayakta tutan kültürel değerlerin belirlediği toplumsal rol beklentisini değersizleştiren, küçük bir grubun değerden arınık rol beklentisini temel değer hâline getiren yeni bir emperyalizm türüdür.”[17]
Son örnek de Diyanet’le bağlantılı olsun. Diyanet Hak ve Adalet Sen’in zinanın suç olması için yasal düzenleme yapılması ve İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi için bir imza kampanyası başlattı. İmza metninde, “AB uyum yasaları çerçevesinde zinanın suç olmaktan çıkarılması ve Avrupa Konseyi’nin hazırladığı kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla imzalanan İstanbul Sözleşmesi toplum da manevi yıkıma neden olmuştur. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi ve zinanın suç sayılması hususunda yasal düzenleme yapılması için Sayın Cumhurbaşkanı’nı ve Meclis’i göreve davet ediyoruz” deniliyor.[18]
“Red cephesi”nin AKP içinden bir kadın direnciyle karşılaşması, üslubun giderek bozulmasına yol açtı. Malum, iktidar partisinin sözleşmenin kotarılıp imzalanmasına katılan ya da destek veren tarafının başında kurucu ve başkan yardımcılığını yürüten Sümeyye Erdoğan’ın patronajı altındaki KADEM var. Yanısıra, grup başkanvekili Özlem Zengin, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Canan Kalsın, Dilekçe Komisyonu Başkanı Belma Satır gibi AKP’li kadın milletvekilleri,[19] kimi AKP yandaşı kadın yazarlar…
Bu kesim, utangaç bir dille de olsa, Sözleşme’ye sahip çıkan, tabanda yanlış anlaşıldığını savunan açıklamalar yaptılar. Sözleşme yalnıza kadınları değil, aile içinde şiddet gören tüm bireyleri korumayı hedefliyordu; kesinlikle eşcinselliğin meşrulaştırılması gibi bir amacı yoktu, “milli kültürümüz”e, “örf ve adetlerimiz”e ters düşen yönleri varsa, bunlar düzeltilebilirdi…
Bu “maruzatlar” dahi Red’cilerin büyük tepkisiyle karşılaştı, Sözleşme’nin İslâmcı savunucuları “yeşil feministler” olarak damgalanmaktan ve Abdurrahman Dilipak’ın ağzından Sözleşme savunucularına yönelen “Fahişeler” salvosundan nasiplerini almaktan kurtulamadılar. İşin içinde bizzat Cumhurbaşkanı’nın kızı olmasına karşın… İşin ilginç yanı, Berat Albayrak’ın “mahremiyet”ine yönelik bir ‘taciz’i tüm sosyal medyayı cendereye alan bir yasal düzenlemeyle cezalandıran mercilerin, bu salvolar karşısında büyük ölçüde suskun kalması. En azından kamuoyu önünde…
Hatta AKP’nin Meclis grubu, Red’cilerin basıncına dayanamayarak, Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un ağzından, “Nasıl girmişsek, usulüne göre çıkarız,” açıklamasını yapacaktı. Bunun üzerine gözler “en tepe”ye dikildi. Beklenen işmar, gecikmedi: “Bizim için ölçü değildir. İstanbul sözleşmesi nass değildir.”[20]
“Parti içi kavga” ya da değil; “gelenekçi İslâmcılar ile modernist İslâmcılar”ın kapışması, ya da değil; tarikatların-cemaatlerin AKP’yi köşeye sıkıştırması ya da değil… Bunlar önemli değil.
Önemli olan, hergün birkaç kadının eril şiddete kurban gittiği, kadın dövmenin bir çeşit “maço sporuna” dönüştüğü ve vahşetin ölü bedenleri parçalayıp yakarak bidona doldurduğu, üstüne de beton döktüğü bir ortamda, kadın cesetlerinin bu kayıkçı dövüşüne nasıl meze yapılabildiği… Can havliyle polise sığınan kadınların “kocandır, döver de sever de” diye evlerine yollandığı, birkaç gün sonra da yollandıkları evden ölülerinin çıktığı bir iklimde, Sözleşme’ye karşı “toplumsal cinsiyet ibaresiyle insanları cinsiyetsizleştiriyor, eşcinselliği meşrulaştırıyor” gibi “sudan” gerekçelerle savaş açmanın pervasızlığı… “Ailenin birliği, kutsallığı” adına kadınları gözden çıkartan zihniyetin özel yaşamlarımızın derinliklerine sızması… Hoyrat bir efelenmeyle önüne çıkan her engele, hatta engel algısına diş göstermesi…
AKP MYK’sının sözleşmenin kaderini görüşeceği toplantısı ertelendi. Sözleşmenin akıbeti, ölü ya da sakat bırakılmış, tecavüze uğramış, küçücük yaşta tecavüzcüsüyle evlendirilip ebedi bir cehennem yaşamına mahkûm kılınmış kadınların tümüyle dışındaki şeylere bağlı. Örneğin hazretler şu sıralar ülkenin içinde debelendiği ekonomik krizden çıkışta Batılı finans çevrelerinin desteğine önem veriyorsa, olasıdır ki Sözleşme (“Red Cephesi”nin gazını alacak birkaç küçük revizyonla) kalacak. Yok eğer Batı dünyasından topyekûn bir kopuş yeğleniyorsa, İstanbul Sözleşmesi, yüzyüze oldukları şiddete karşı devlete bel bağlayan kadınların son umutlarıyla birlikte, tarihe karışacak ve şiddete uğrayan kadınlara “kocalarının en sevdiği yemeği pişirdikten sonra çay demleyip sakin bir ses tonuyla neden öfkelendiğini sormalarını, ‘bilseydim öyle yapmazdım’ demelerini” salık veren yeni ve “yerli ve milli” bir sözleşmeyle ikame edilecek…
Şu kanaatimi bir kez daha vurgulamama izin verin: Hiçbir sözleşme, kadınların bedensel ve psikolojik bütünlüklerini, onların kendi bedenlerine, emeklerine, kimliklerine ve geleceklerine sahip çıkma kararlılıkları kadar güvence altına alamaz. Bu kararlılık ve özgüven ise ancak, mücadele içinde biçimlenecektir. Kadınlarla erkeklerin eşit, tahakkümsüz, sömürüsüz bir dünyada kendi yaşamlarını özgürce biçimlendirebilecekleri bir dünya kurma mücadelesi içinde.
Bugün sözleşmenin hayata geçirilmesi için sokaklara dökülen kadınlar, bilerek ya da bilmeyerek, bu “yeni” kadın tipini biçimlendiriyorlar. İradesini herhangi bir mercie, yetkeye teslim etmeyen, boyun eğmeyen, kendi yazgılarını ellerine almakta kararlı kadınlar… İyi ki varlar!
N O T L A R
[*] Newroz, Ağustos 2020…
[1] Nilgün Marmara.
[2] Murat Yetkin, “İşte Erdoğan’dan Fesih İsteyen İstanbul Sözleşmesi Raporu”, Yetkin Report, 23 Temmuz 2020.
[3] Sema Maraşlı, “İstanbul Sözleşmesi Acilen İptal Edilsin”, http://www.anadolugenclik.com.tistanbul-sozlesmesi-acilen-iptal-edilsin-189
[4] “Diyanet’ten Kadınlara Tavsiye: Şiddet Görürseniz Yemek ve Çay Verip Nedenini Sorun!”, 14.07.2020, https://meydan.org/2020/07/14/diyanetten-kadinlara-tavsiye-siddet-gorurseniz-yemek-ve-cay-verip-nedenini-sorun/
[5] T24, “Tartışmaların Odağındaki İstanbul Sözleşmesi’nin Tam Metni”, 28.08.2019, https://t24.com.thabetartismalarin-odagindaki-istanbul-sozlesmesi-nin-tam-metni,836883
[6] “Sözleşme hükümlerinde cinsel yönelim ve cinsel kimliğe yönelik ayrım yapılmaması adına, bu olgular legallik elde etmiştir. LGBTİ örgütleri bu sözleşmeye dayanarak, siyasi iktidarın LGBTİ haklarına dair ifadelerin ve statülerin anayasallaştırılması ve yasallaştırılması konusunda hukuki yükümlülüğü olduğunu ifade etmektedir.” (Aile Akademisi Derneği, “10 Maddede İstanbul Sözleşmesi Neden İptal Edilmelidir?”, Temmuz 2019, Bursa, s.5.)
[7] “Diğer taraftan, cinsiyet eşitliği gibi muğlak bir kavramın içine kadın-erkek ilişkileri açısından toplumlarda yaşanan en çarpık örnekleri bir torbanın içine koyup masum bir kılıfla, kadına pozitif ayrımcılık sloganları ile başlatıp toplumsal cinsiyet eşitliği maskesi ile eşcinsellik, biseksüellik gibi hastalıklı ve arızi, sorunlu ve hatta tedavi gerektiren bu eğilimli insanların bu davranışlarını, meşru, normal hatta iyi olarak lanse etme gayretlerine dönüştüğüne tanık oluyoruz.” (Ahmet Gürbüz’ün görüşleri, Mücerret, “İstanbul Sözleşmesi ile Neyi İmzaladık?”, 6 Ocak 2019, http://www.mucerret.com/dosya/istanbul-sozlesmesi-ile-neyi-imzaladik/)
[8] Sözleşme, 4. Madde, 3. Bend.
[9] “Bu madde ile cinsel tercih ve istediğin tarafa cinsel yönelimin normal kabul edilip güvence altına alınmış olduğu netleştiriliyor.” (Sema Maraşlı, “İstanbul Sözleşmesi Acilen İptal Edilsin”, http://www.anadolugenclik.com.tistanbul-sozlesmesi-acilen-iptal-edilsin-189)
[10] Şakir Tarım, “Rezil Tehlike: İstanbul Sözleşmesi”, https://www.milligazete.com.tmakale/2492739/sakir-tarim/rezil-tehlike-istanbul-sozlesmesi
[11] Sema Maraşlı, “İstanbul Sözleşmesi Acilen İptal Edilsin”, http://www.anadolugenclik.com.tistanbul-sozlesmesi-acilen-iptal-edilsin-189
[12] Muharrem Balcı’nın görüşü, Mücerret, “İstanbul Sözleşmesi ile neyi imzaladık?”, 6 Ocak 2019, http://www.mucerret.com/dosya/istanbul-sozlesmesi-ile-neyi-imzaladik/.
[13] Şakir Tarım, “Rezil Tehlike: İstanbul Sözleşmesi”, https://www.milligazete.com.tmakale/2492739/sakir-tarim/rezil-tehlike-istanbul-sozlesmesi
[14] Abdurrahman Dilipak, “Dilipak’tan İstanbul Sözleşmesi’ne Tepki: Sözleşme Kadını Kocasına Karşı Koruyor da Erkeği Kadına Karşı Neden Korumuyor?”, https://tr.sputniknews.com/turkiye/201911251040687625-dilipaktan-istanbul-sozlesmesine-tepki/
[15] Sema Maraşlı, “İstanbul Sözleşmesi Acilen İptal Edilsin”, http://www.anadolugenclik.com.tistanbul-sozlesmesi-acilen-iptal-edilsin-189
[16] Doğru Haber, “İstanbul Sözleşmesi Mağdur Ediyor: Tepki Çok, Çözüm Yok”, https://dogruhaber.com.thabe625952-istanbul-sozlesmesi-magdur-ediyor-tepki-cok-cozum-yok/
[17] Aile Akademisi Derneği, “10 Maddede İstanbul Sözleşmesi Neden İptal edilmelidir?”, Temmuz 2019, Bursa, s.1.
[18] “İstanbul Sözleşmesi’nin Feshi İçin İmza Kampanyası Başlatıldı”, https://www.halk54.com/yasam/istanbul-sozlesmesinin-feshi-icin-kampanya-baslatildi-h11007.html
[19] Ayşe Sayın, “AKP’li Kadın Milletvekilleri İstanbul Sözleşmesi’nden Geri Adıma Karşı”, BBC Türkçe, 28 Şubat 2020, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-51667766.
[20] T24, “Tartışmaların Odağındaki İstanbul Sözleşmesi’nin Tam Metni”, 28.08.2019, https://t24.com.thabetartismalarin-odagindaki-istanbul-sozlesmesi-nin-tam-metni,836883
http://rojnameyanewroz2.com/istanbul-sozlesmesi-sibel-ozbudun-15649.html
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.27 20:50 lord_mediocre tfw no gf

Öncelikle ülkenin durumu bu hâle gelmişken derdimin karı kız işleri olmasının bana utanç verdiğini söylemek isterim, fakat bu sorunumu çözmem gerekiyor ve konuşabileceğim kimsem yok. Post dağınık olduğu için de özür dilerim. Bu tür konuları anlatırken düşüncelerim İlber Ortaylı gibi bir yerden bir yere gittiği için böyle...
31 yaşında bir erkeğim. Hayatımda karşı cinsten hiç arkadaşım olmadı. 27 yaşıma kadar beyin kapalı modda yaşadım. 1-2 Tinder denedim (fotoğrafı lise arkadaşlarımdan biri çekti), onda da 2 ay boyunca 0 match aldım. Sonra askere gittim, askerden döndükten sonra iş bulma işten girme çıkma derken hayatımın temelini sağlamlaştırdığımda yaşımın 30'a vardığını fark ettim. Sonra da kendimi gözden geçirmeye koyuldum.
Bu koşullar altında kız arkadaş nasıl bulacağım?
TL;DR: Yok teledere meledere. Tembellik etmeyip okumanızı rica ederim.
submitted by lord_mediocre to Turkey [link] [comments]


2020.07.25 12:21 Asusnur GRRM - 2002 Söyleşileri - 1

Bu çeviri @griljedi tarafından yapılmıştır.
31 Mayıs 2020
2000 ve 2001 çevrilmeye devam ederken, 2002’nin ilk söyleşisi ile karşınızdayız. Keyifle okuyun. 🙂
Ser Donnel of Duskendale (Daeron II’ın Kral Muhafızı) karakterinin Gizemli Şövalye hikayesindeki Darklyn hanesine mensup bir üye olduğu düşünülüyor. Bu doğru mu?
Hmm. Muhtemelen hayır. Eğer o Darklyn hanesinden olsaydı onun aile ismini kullanırdım ama şüphesiz örneklerinden ilham aldım.
Sorum, Melisandre hakkında. Bana gerçekten kötü biriymiş gibi geliyor; gölge bebekler doğruyor, sürekli kan hakkında konuşuyor. Kan büyüsü gibi görünüyor, belki de değil. Eğer öyle ise kötüdür, Mirri de kötüydü yahut teröristler gibi intikamcı bir sürtük (Kitabı totosuyla okuyan biri daha).
Mirri kendisini kahraman gibi görüyordu, şüphesiz Melisandre de öyle görüyor. Gerçekte ne olduklarına gelince… eh, her bir okuyucu buna kendi karar vermeli, bunu kolaylaştırmayı düşünmüyorum.
Thoros bana tamamen farklı görünüyor, iyi kalpli ve hoş biri. Bunun nedeni acaba yorulması ve sahte bir rahibe dönüşmesi mi yoksa kırmızı rahipler genelde böyle mi? (Gördüğüm en salak sorulardan biri, üstüne çok yorum yaparım ama yeri değil).
Kırmızı rahipler insandır ve diğer insanlar gibi kendi içlerinde de büyük farklılıklar gösterir.
Ve sonra ejderhalar… doğumlarıyla beraber getirdikleri sihirdeki belirgin bir artış var. R’hllor sadece ejderhalar yaşarken mi dünyaya gerçekten dokunabilir, etki sahibi olabilir? Ve yedi İnancını etkisi var. Davos ve anne gibi.
Daha fazlasını öğrenmek için okumaya devam etmelisin.
Cevaplayabileceğini (cevaplayacak mısınız?) düşündüğüm bir soru var. Neşe Kulesiyle ilgili. Ned’in betimlemesi oldukça güçlüydü ama mantıklı değildi. Lord Kumandan dahil üç kral muhafızı ve döneminin en iyi şövalyesi Arthur Dayne orada. Lyanna, kulede ve Ned’e bir konuda söz verdirdi. Genel görüş, bu sözün küçük Jon Snow olduğunu söylüyor, bunu inkar etmenin anlamı yok. Lakin Kral Muhafızları neden Ned ile savaşıyor? Ned ne çocuğa ne de Lyanna’ya zarar vermedi. Küçük(Jon), Eddard ile beraber güvende olacaktı, yakın akrabası sonuçta. Kulede, Jon ve Lyanna dışında başka biri daha mı vardı? (Sanırım ikiz kuramını araya sıkıştırmaya kalkmışlar)
Neşe Kulesi ve orada olanlar hakkında daha fazlasını öğrenmek için çıkacak olan diğer kitapları beklemenzi gerekecek. Yine de Ned’in bakış açısının, ima ettiğiniz şey, bir rüya bağlamında olduğunu ve bunun bir ateş rüyasında olduğunu söyleyebilirim. Rüyalarımız her zaman birebir gerçek değildir.
Ancak Kral Muhafızları kulede ne olduğunu biliyorlar mıydı?
Kesinlikle.
Tohbo Mott, Gendry’e Valyria çeliğinin sırlarını öğretti mi?
İlginç bir soru.
Fırtınaşarkıcıları (Stormsingers) kimlerdir? Ne yapabilirler?
Doğuya ait bir başka büyüsel disiplin.
Ned’in Ashara’ya geri getirdiği Arthur Dayne’in kılıcı Şafak’a ne oldu?
Bir başka Sabah Kılıcı onu alana kadar Kayan Yıldız’da bekliyor.
Valyria’da ejderha kemiğini Valyria çeliğine dönüştürmeyi denediler mi?
Hayır
Mirri Maz Duur, Daenerys Targaryen’e bir daha asla çocuk sahibi olamayacağını söylediğinde gerçeği mi söyledi?
Eminim Dany bilmek ister. Kehanet hileli bir iştir.
Varys gerçekten bir hadım mı yoksa değiştirdiği kılıklardan biri mi?
Sanırım birisi pantolunun içine bakana kadar bilemeyeceğiz.
Dany ya da çevresindekiler ejderhaların dişi mi erkek mi olduğunu söyleyebilir mi?
Daha değil(demek ki ejderhaları cinsiyeti gerçekten var).
Dany, ağabeyi Rhaegar’ın Lyanna’yı sevdiğine inanıyordu. Lyanna’nın da onun aşkına karşılık verdiğine inanıyor mu?
Dany, neye inanacağından emin değil.
Annerleri öldüğüne göre Jon Snow’a Dany’e ve Tyrion’a isimlerini veren kim?
Kadınlar doğum öncesi, doğumda veya sonrasında çocuklarına isim verebilirler. Dany’e ismini annesi verdi, Tyrion’a da babası ve Jon’a da Ned.
Robert Baratheon’un neden John Arryn’ın korumasına gönderildiğini anlayabiliyorum - ailesi öldü - ama neden Eddard Stark da gönderildi? Bu soylu haneler arasında yerleşik bir uygulama mıydı? Stannis ve / veya Renly Baratheon birilerinin korumasına gönderildi mi?
Evet, hem Westeros’ta hem de gerçek orta çağlarda soylu haneler arasında himaye meselesi (fostering kelimesi kullanımış) yaygındı. Özellikle erkekler için. Hem bir eğitim aracı hem de dostluklar ve ittifaklar geliştirmenin bir yolu olarak kabul ediliyordu.
Valyria çeliğinin Ötekilerin kılıçlarına karşı dayanıp dayanmayacağını ve onları öldürüp öldüremeyeceğini merak ediyorum.
Gece Nöbeti de cevabı bilmek isterdi (bilse ne olur, sanki elinin altında yüzlerce ejderha çeliği var).
İsimsiz bir piç dışına, Darry hanesinin soyunun tükendiği söyleniyor. Kitaplardan öğrendiğimize göre Darry hanesi Targaryenlere sadık ve bu yüzden güçlerinin önemli bir bölümünü de yitirmişler ve Dany’yi kurtaran da bunlardan biri. Merak ediyorum Dany, bu piçle buluşup onu meşru hale getirir mi?
Her şey mümkün. Bazı Freylerde de Darry kanı vardı.
Bran sık sık karganın ona nasıl “uçmayı” öğrettiğinden bahsediyor. Bu fiziksel bir uçmamı yoksa zihninin bedeninden ayrılma yeteneğini mi geliştiriyor?
Yorum yok.
Ayrıca Arya ve Bran’ın 4. kitabı eğitimle geçirecekleri ve şu ana kadar en az pov bölümüne sahip olacaklarını duydum, bu doğru mu? (Doğru duymuşsun; Arya’nın birkaç tane, Bran’ın ise hiç yok)
Yorum yok. (Niye? Basit bir bilgi, cins herif)
Kısa soru - Yedi krallığın tamamını, Dorne ve Vadi dışında, bir hareket halinde gördük. Farklı diyarların çeşitli güçlü yönlerini anlamaya çalışıyorum. Robb, Kuzey Sancaktarlarını çağırdığında yaklaşık 18 bin kişiyi topladı. Dorne ve Vadi bununla nasıl karşılaştırılır? Sayı beklemiyorum, sadece genel bir şey.
Bu üç krallık aşağı yukarı birbirine denk bir ordu çıkartıyor… ama kuzey çok büyük, bu yüzden toplanması çok daha zaman alıyor. Ayrıca hayat orada daha zorlu ve sert, bu yüzden lordlar ve halk, saman demirlerini kılıçla değiştirmeden önce iyice düşünmeleri gerekiyor.
Sanırım Yüksekbahçe, en çok orduyu çıkartan yer, Renly 40 bin adamdan bahsediyordu. Lannisterlar da bir sonraki sırada, 35 bin adam.
Kuzeyden sonra Menzil, ikinci en büyük coğrafyay sahip, ayrıca en kalabalık, en bereketli topraklardır. Batı toprakları altın ve gümüş madenleriyle en zenginleridir. Bu iki bölge, Demir Adalardan sonraki denizdeki en büyük güce sahiptir.
Ejderhakayası en zayıf, küçük olanı sanırım. Nehir toprakları ve Fırtına toprakları da ortalarda gibi görünüyor.
Evet, ejderha kayası son sırada. Nehir toprakları da zengin, verimli ve kalabalık ama bölünmüş liderlik ve doğal sınırların eksikliğinden muzdarip. Fırtına topraklarında çok sayıda ağaç, kaya ve yağmur var.
Sorunun özeti genel olarak Stannis’in yardım için vaktinde Sur’a ulaşmasının pek mümkün olmaması, zamansal olarak orada bir hata olduğu ile ilgili.
-Ötekiler yumruğa saldırır, Sam bir kuzgun gönderir, birkaç gün sonra Sur’a ulaşır.
-Bir kaç gün sonra, muhtemelen kuzgunlar duvara ulaştığında, Yabanıllar yumruğa gelir.
-Mesajlar krallara gönderilir, haritalardaki uzaklıktan yola çıkılarak 1 ay sonra Stannis mesajı alır.
-Jon Sur’u tırmanır ve bir - 2 hafta sonra Sur’a geri döner. Eminim bu zamana kadar kuzgun Stannis’e daha ulaşmadı ya da tam o anda yeni ulaştı.
-Örneğin, mesaj birkaç hafta dikkat çekmedi, sonra Stannis ejderha yakasından yelken açıyor, Doğugözcüsü’ne ulaşmak için bir ay yeterli. Kara Kaleye ulaşmak birkaç gün daha sürer. Tüm bunları toplarsak, Stannis yaklaşık bir buçuk ay geç kalır.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.06.29 15:35 ubotc Bir Atm kuyruğunda...

Beni bilen bilir iyi sıçarım dere tepe dümdüz sıçarım, çayır çimen geze geze sıçarım. Kısaca hayatımı bu işe adamış biriyim bildiğiniz gibi hedefim ülkemizi uluslararası platformda temsil etmek.
İçimde yanıp tutuşan bok sevdası, başıma bin bir türlü dert açıyor bu hikayem de Türk insanının sıcakkanlılığını değil savaşçı ruhunu gözler önüne sereceğim. Yetmiş iki milletten insan bunu okusun gerekirse translate'den çevirsin, tüm dünyaya ibret olsun.
Üniversitenin 2. yılında açlık canıma tak etmişti, artık bir baltaya sap olmalıydım. Zaten saptım da sadece baltası eksikti. Hemen bayiden bir gazete kapıp iş ilanlarına bakmayı denedim fakat odaklanamadım çünkü yan sayfada at yarışı tüyoları vardı. Kolay para kazanma yöntemlerini hep sevmişimdir ama namusumla kazanmayı kendime ilke edinmiştim ve ne pahasına olursa olsun bir iş bulacak, götüme bir don, ağzıma bir lokma yemek koyacaktım. Dolana ay dolana parçası eşliğinde, çarşı pazar gezerek iş aramaya başladım. kim bilir belki zengin olacak, kızlarla köpük banyosu bile yapacaktım. Belki yeni bir holdingin ceo'su doğuyordu...
Kurduğum bu hayallerle ve başarmanın azmiyle berberlerden tutun kasaplara kadar dolaştım. Ama sıfatıma bakan tipini siktiğim çarşıya çıkmaya utanmıyor gelmiş iş istiyor bakışı atıp beni kapı dışarı ediyordu. Ama yılmadım beyler bu süreci kişisel gelişim kitapları okuyarak atlattım. En sonunda sanayimizin güzide abisi Fındıksekiz Hüseyin'in katkılarıyla bir BMC fabrikasında işe başladım.
Günler ayları kovaladı 13 14 anahtar nerde amuha goyim ulan kaportaya bak be karı götü gibi sesleri eşliğinde ilk ayımı doldurmuştum bile. Ortamın sıcaklığından mıdır işi bırakırsan ağzına sıçarım tehditlerinden midir bilmem, okulu bırakmaya karar verdim. Aileme de, Las Vegas'ta mastır yapıyorum beni beklemeyin mısralarıyla dolu bir mektup yollamış, hayatıma ince bir çizgi çekmiştim. Artık bir işim vardı ve üstelik 3000 liralık servetimde bankada yatıyordu. Mesai bitimi topukları göte vura vura atmye koştum, inanırmısınız beyler anasının amcığı gibi kalabalık vardı. Hatta arka sıralara doğru emekli amcalar, okey masası kurmuş onların bi arkasındaki eleman çay servisi yapıyordu. Hayretler içinde kuyruğun en sonuna geçtim. Aradan 1 saat geçmişti ki, arkamdaki kuyruğun tren yaptığını gördüm. Hani toplansak, darbe yapacak kadar kalabalıktık. Tam olayın şokunu yaşıyordum ki büyük bir karın ağrısıyla sarsıldım, arkamdaki teyze yavrum istersen bi doktora git rengin soldu dedi. 𝘉u sırayı bok veririm sana orospu dedim ve hönkürerek önüme döndüm.
Dakikalar geçiyor sıra biraz daha atm'ye yaklaşıyordu, sırayı vermemeliydim ve karnımdaki bu sancıyı mutlaka durdurmalıydım. Atm'ye gidene kadar şehit düşmek istemiyordum ve son bir gayretle kendimi sıktım ama olmadı... En sonunda eşofmanımı sıyırıp gümbür gümbür sıçmaya başladım, tam teyzenin ayağının dibine bangır bangır vurdum Fatih'in toplarını... Şaşkın bakışlara aldırmadan sigaramı çeke çeke zevkle sıçtım. Taşşaklarımı sıkarak aldığım zevki ikiye katladım. Bir süre olayı anlamaya çalışan kalabalıkta, suskunluğu bozan bir çığlık koptu. Benim 5 metre menzilimde olan vatandaşlar kusuyor, böğürüyor, götü başı dağıtıyordu. Kimisi yere düşmüş kimisi ağzından salyalar akıtıyordu. Mahşer gibi kalabalığın zulüm çektiğini gördüm. Tüm bunlar yaşanırken en arka sıralardan gaz maskesi servisi yapıldı, sağa sola savrulan kuyruktan toplu bir kalabalığın üstüme doğru allah allah nidalarıyla koştuğunu hatırlıyorum. 𝘝urun orospu çocuğuna ve tekbir allahuekber sesleri eşliğinde darp edildim. Dedeler bastonunu götüme sokmaya çalışıyor, genç erkekler güvenlik koridoru oluşturmuş çocukları ve hamileleri olay mahaline almıyordu. Ambulansların biri geliyor biri gidiyordu. Çocukların ağlama sesi yankılandı, insanlık dramını görüntülemek isteyen basın acılı ailelerin etrafını sardı.
Neden sonra, ağzımı burnumu siken kel amcanın kafasından polis ışıklarının yansımasını gördüm. Toma olay mahaline su sıkıp öfkeli kalabalığı dağıttı. İnanın taharet musluğu bu kadar rahatlatmamıştı. Bomba imha ekipleri, beni alıp güvenlik koridorundan geçirerek arabaya bindirdiler. Vahşice adam öldürme ve yaralama, çevreye zarar verme, trafiği kasten kapatma, ve bunun gibi, 5 ayrı davayla yargılandım. 4 ay süren dava sürecinde hakim sıçmanın insani bir ihtiyaç olduğunu vurgulayarak beni serbest bıraktı.
Sonuç olarak beyler, artık sanayiye giremiyorum okul hayatım bitti, evimin önünde bir grup milliyetçi genç 4 aydır nöbet tutuyor. En kötüsü ise ailem Las Vegas'ta olmadığımı öğrendi. Şuan Serkan'ın evinde sığınıyorum, 300 liramdan kalan 1 lirayı, tuvalet pompasına harcadım. Benden duymuş olmayın ama evi bok götürüyor, o eve gelmeden tıkanan tuvaleti açmam lazım...
submitted by ubotc to kopyamakarna [link] [comments]


2020.06.06 16:26 ExtensionBee Kadın cinayetleri ve sebepleri

Merhabalar arkadaşlar. Ne zaman bu suba bir kadın cinayet haberi atılsa çeşitli teoriler de ardından yağıyor, tartışmalar kavgalar ve hakaretler havalarda uçuyor. Bu teoriler "Türk kadınları sert erkek seviyor ondan." dan tutun "Türk anneleri böyle yetiştiriyor" a kadar gidiyor. Tabi arada "Bunlar ortadoğu kültürü" ve politik ve toplumsal gözlem tarzı açıklamalar da geliyor.
Soruna şöyle bir bakalım, gerçekten çok zor değil sebeplerini görmek. Ben erkeğim, kendi açımdan bile bazı şeyleri görmek zor değil çünkü aşırı ortadalar. Gözlemlerimi yazacağım ve size neden bu teorilerin o kadar doğru olmadıklarını açıklamaya çalışacağım.
Açıkça söyleyeyim, ben kendilerini ilerici ve modern olarak gören bir çevrede büyüdüm. Gerçekten dışardan baktığınızda kadına karşı bir şiddet tarzı durumun asla olmayacağı izlenimi veren bir ortam. Ancak gelin görün ki bütün kız arkadaşlarım ve tanıyıp konuştuğum kızların devamlı erkekler ile sorunları vardı. Telefonla taciz, fiziksel olarak takip ederek taciz, kendine zarar vermek ile tehdit vs. bu liste uzar gider.
Bu bahsettiğim erkekler sizin öyle çomar diyeceğiniz, dışardan baktığınızda "sert erkek" veya "maganda" diyeceğiniz tipler değil. Hatta bir çoğu gayet zengin altında arabası olan istese gidip çok rahat başka kız arkadaş bulup mutlu olabilecek adamlar. Bu adamlar "ortadoğu kültüründen" tiksinen adamlar, anneleri tarafından en modern ilkelerle şekilde yetiştirilen adamlar. Hiçbirisinin annesi asla ve asla "Hanımından sopayı eksik etme" tarzında birşey söylemez. Peki bu adamlar neden eski kız arkadaşlarını başka bir erkekle görünce deliriyorlar? Bu adamlar hoşlandıkları kız reddedince tribe giriyor? Eski kız arkadaşlarını telefonla arayıp devamlı taciz ediyor? "Arkadaş ayağı göt ayağı" arkadaş oldukları kızlara yazıp reddedilince küfür, taciz, hakaret ve sonra trip atma yollarına başvuruyor. Lan oğlum erkek olarak ben gördüm bunları.
Sorun kadınların erkek seçimi değil beyler. Sorun ortadoğu kültürü diyerek sıyrılamayız. Sorun annelerin çocukları yetiştirme biçimi asla değil ki bunun ortaya atılması bile komik. Sorunu ortalama bir türk dizisini açıp erkek kadın ilişkilerine bakarak çok rahat görebilirsiniz. Malesef medya olsun başka araçlar olsun bu ülkede kadını sahiplenme kültürü var ve bu hala aşılanıyor. Yıl olmuş 2020 hala medyada olsun toplumda olsun kadına bir mal yakıştırması yapılıyor. Bu kültür belli bir kesimi hedeflemiyor veya sadece onlara tesir etmiyor hepimize ediyor. Ayrıca toplum içinde de teşvik edilip yayılıyor. Bir anne erkek çocuğunu özellikle feminist olarak yetiştirmeye çalışsa bile bir noktada toplum devreye giriyor. Bu konuda hepimizin suçu var çünkü toplumdaki bu zararlı konsepte karşı birşey yapmıyoruz. Onun yerine içimizi rahatlatmak için "Ortadoğudan geliyor", "Annelerin suçu", "Kadınlar bu adamları seçiyor." tarzı sacma teoriler üretiyoruz.
Çözümleri hakkında farklı tartışmalar yaşanır orası ayrı ancak bana kalırsa en önemli kısım temel sebepleri tespit etmek.
submitted by ExtensionBee to Turkey [link] [comments]


2020.06.03 23:39 welldermo Bebeğinizin Sağlığı bizim için önemli !

Bebekler doğumdan itibaren ciltleri çok hassas olduğu için neme ihtiyaç duyarlar. Aksi taktirde vücutları kurur, döküntüler başlar. Beraberinde kızarıklık, tahriş ve deri hastalıklarına kadar ilerleyebilir.
Peki bütün bunların önlemini almak için nelere dikkat etmeliyiz?
Bebekleri öpmekten kaçının. (Sadece koklayın!
Erkekler sakallı iken kesinlikle ciltlerine temas etmemelidir. (Aksi taktirde yanaklarında kabarmalar kaşıntı ve tahriş oluşabilir )
Kozmetik ürünlerden kaçının ( alerjen reaksiyon gelişebilir. Dermokozmetik ve organik ürünler tercih edin
Kıyafet seçiminde sentetik , polyester ve Yün içerikli ürünlerden kaçının. Sürtünme ile tahrişi artırır. Pamuklu koton olan ürünleri tercih edin
Böylece Bebeğinizin atopiye yatkınlığı varsa bile doğru bakımlarla önlemek mümkün olacaktır .
Bebeğinizin cilt sağlığını korumak amacıyla Mustela Hydra Bebe Yüz kremi içeriğindeki özel bileşenlerden oluşan krem cildi besler. Cilt bariyerini güçlendirerek tahrişi azaltır ve kızarıklığın önüne geçerek oluşacak çevresel hasara karşı korur.
Tek yapmanız gereken her gün bebeğinizin cildini yumuşak bir süt ile silin, ardından yüzüne masaj yaparak uygulayın. Mustela Hydra Bebe Yüz kremi bebeğinizin yüzündeki gerginlik hissini ortadan kaldırır deri döküntülerini önler. Bu bakım kremini doğumdan itibaren 10/12yaş aralığına kadar dört mevsim boyunca güvenle kullanabilirsiniz.
Bebeğinizin herhangi bir cilt problemi yoksa tercih etmeniz gereken bakım ürünü Mustela Hydra Bebe Vücut Losyonu ( https://www.welldermo.com/tr-turunle?q=Mustela+Hydra++Bebe+V%C3%BCcut+Losyonu ) : Düzenli olarak nemlendirmek onun cilt bariyerini güçlendirecektir. Böylece daha esnek ve sağlıklı bir deriye sahip olacaktır.
Zengin içeriğiyle cildi korur, uzun süren nemlendirme sayesinde olumsuz cilt sorunlarının önüne geçer. Süt formunda olan losyon akışkan yapısıyla kolayca cilt tarafından emilir. İçeriğindeki Lavanta özleri sayesinde Bebeğinizin vucudundaki stres azalır, rahat uyumasını sağlar.
Kullanımı : Her gün tüm Vücuda masaj yaparak uygulayın. Masaj bebeğinizin gelişimi için önemlidir.
Ürünleri inceleyebileceğiniz ve uzmanına soru sorabileceğiniz link :
https://www.welldermo.com/tr-turunle?q=Mustela+Hydra++Bebe+V%C3%BCcut+Losyonu
https://www.welldermo.com/tr-turun/mustela/anne-bebek/bakim-urunleri/mustela-hydra-bebe-yuz-kremi-40ml/
Tüm Mustela ürünlerine göz atmak ve uzmanımıza soru sormak isterseniz:
https://www.welldermo.com/tr-turunlemustela/
submitted by welldermo to u/welldermo [link] [comments]


2020.05.25 12:25 TaoQingHsu zengin isterlerlerse zengin olabilirler; resmi bir pozisyon almak istiyorlarsa resmi bir pozisyon alabilirler; erkekler ya da kadınlar istiyorlarsa, erkek ya da kadın sahibi olacaklar.

Buddha, Manjushri'ye: "İşte bu! İşte bu! Söyledin. Manjushri! Diyelim ki iyi adamlar ve saf inançlı iyi kadınlar, vb. Dünya Venven'i, Tathagata Eczacı Glazelight'ı desteklemek istiyorlar, önce inşa etmeliler Buda heykeli, temiz koltuğu düzenleyin ve Buda'nın bu yerde istikrarlı bir şekilde yaşamasına izin verin; her türlü çiçeği yayın, her türlü tütsü yakın ve burayı çeşitli perdelerle süsleyin; yedi gün yedi geceden sonra, sekiz kabul edin saf kurallar, temiz yiyecekler yiyin, temiz ve kokulu olmak için vücudu yıkayın ve temiz kıyafetler giyin; kir, öfke ve incinmeden bir kalbe sahip olmalıdırlar; tüm canlılar için fayda, barış, merhamet, merhamet, neşe ve terk ile eşitlikçi bir kalp üretebilirler; sonra da davul çalma, müzik, şarkı söyleme, övme, Buda heykelini doğru yöne kuşatma; onlar da orijinal yemin liyakatini düşünmeli, bu Budist kutsal kitabını okumalı, anlamını düşünmeli, tüm varlıklarla konuşmalı ve onlara bu Budist kutsal kitabın anlamını öğretmelidir; ilgilendikleri istekleri takip ederek, her şey yerine getirilebilir: eğer uzun ömürlülük istiyorlarsa, uzun ömürlü olabilirler; zengin isterlerlerse zengin olabilirler; resmi bir pozisyon almak istiyorlarsa resmi bir pozisyon alabilirler; erkekler ya da kadınlar istiyorlarsa, erkek ya da kadın sahibi olacaklar. "
daha fazla oku:
https://turkey-bvlwu.blogspot.com/2020/05/tathagata-eczac-glazelightn-orijinal.html
İngilizce: The Merits of the Original Vows of Tathagata Pharmacist Glazelight
submitted by TaoQingHsu to u/TaoQingHsu [link] [comments]


2020.05.21 18:35 Xwiasy Bilgiler copy paste ama bi okuyun derim.

Sünnet olduysanız cinsel ilişkiden sadece boşalırken zevk alırsınız .Bir erkek olarak sizinle ilgili yazılmış son derece önemli bir metni okumamak size kalmış. Dikkat ettiyseniz kadınlar ilişki boyu zevk alırken sizin 3 saniye ile sinirli . Sünnet den sonra 8 katman keratin layerin üstüne birde lateks kondom takacaksınız hiçbirşey hissetmezsiniz. İlk boşalmada da çok erken boşalırsınız bunun sebebi zevk aldığınız için değil sünnetsiz ken 37 derece sıcaklıkta olması gereken penis başı 26 ya kadar düşer . Sıcak vajina içi 37 derece olduğu için aniden surturnmesiz uyarılır erken boşalırsınız . İnanmayan sıcak su dolu poşete cinsel organını yatırsın beklesin . Sünnet mastürbasyondan ve cinsel ilişkiden zevk almamak için yapılır. Bana gelip sağlıklı gavurlar bile oluyor demeyin . Sadece amerikalılar oluyor çünkü 1980 de amerikan katolik büyük papası erkek çocukların mastürbasyon cinsellik yüzünden gunah kazanmaması için sünnet olmasını emretmiştir . Halife gibi düşünün . Unutmayın , Tanrı kusursuzdur . Tanrı dilese idi sünnetli yaratırdı . Nokta sünnet te foreskin dediğimiz deri kaybedilir. o derinin işlvei penis başının Hassaslığını korumaktır. o deri kaybedildiğinde keratin denen vücüt tarafından üretlien protein tabakası(keratin layer) dediğimiz katman oluşur. keratin neden üretilir? çünkü hassas penis başını koruyacak foreskin deri olmadğığı için vücüt dış etkenlerden sürtünmeden etkilenmesin diye penis derisini kalınlaştırıda kalınlaştırır 4 kat üst üste prezervatif takılmış gibidir. birde ilerde sikişirken bir tane oldumu sana 5? . sırada ise bu keratin adlı maddenin cinsel ilişki sırasında hissiyatı nasıl köreltdiğini açıklacağım . keratini nasıra benzetebiliriz . ölü deri diyebiliriz . amacı penis başının derisinin kanamasını , sinirr hücreleninin zarar görmesini önlemek . foreskin göz kapağınızdır . ölmüş hayvan görmüşsünüzdür. gözü bulanıklaşır . sebebi vücüdün oraya keratin gönderip deriyi kalınlaştırmasıdır. erken boşalmanın sebebi ise sünnetli penis başının sıcaklığı 26ya kadar düşer . sıcak vajina içi 37 derecedir . 11 derecelik bu fark yüzünden penis ani uyarım yaşar.onuç olarak Tanrı nın yaratma bilgisinden iyi biliyorsan Tanrıya söyle seni müteahit olarak işe alsın nede olsa Tanrının yaratma bilgisinden daha fazla biliyorsun sünnet faydalıdır , Tanrının yarattığı deri gereksizdir diyerek. son olarak : İslamda sünnet yoktur. yahudi ve eski arap geleneğidir . amacı kişinin mastürbasyon ve cinsel ilişkiden zevk almamasıdır. kuranda yazmayan bir hurafedir , orta çağ işkencesidir. müslümanlar alınmasın bu postu okurken . inandığınız sünnet (hadis kitabı) na bakarsanız kadın sünnetinide görürsünüz. kelime kökeni hıtan'dır . türkçeye sünnet diye geçmiştir ve anlamı cinsel organın kesilmesidir - cinsiyet farketmeksizin. ateist bilim tavsiye ediyorsa evrimsel süreçte penisin yeteri kadar evrimleşemediğini idda ettiğindendir , tanrı olsaydı insan kusursuz yaratılırdı dediğinden. Tanrı vardır , kusursuz yaratır , sünnet derisi cinsellik açısından önemli bir organdır ilk 3 yaşında olası hastalıkları engellemek için tanrı öyle yaratmış. kızlarda kızlık zarı erkeklerde ise sünnet derisi yapışıktır. sonra erkekler cinsel zevklerinden vazgeçip o deriyi keser ve erkek olduğunu idda eder.mastürbasyon dan aldığı zevk maksimum 3 saniye olur . Oysa tam cinsel organa sahip kişiler o sırada kendilerinden geçer , istemsiz ses bile çıkarırlar . yahudi ve mısır geleneğidir. Amacı cinsel hayati ve dürtüleri söndürmektir Kadınlar la erkekler arasında cinsel organ da fark yok . Sen cinsel organını çocukken kestin mi onu söyle . Sorun neyde o zaman anlarsın . " Tanrının kusursuz yaratığı insanin cinsel organı " (erkek cinsel organı hariç .) . Yada yıllarca sizi cinsellikten zevk almanızı engelleyen bu " hadm " sağlık diye kandırdılar . Sünnetin cinsiyetinin olmadığını , hem kadına hem erkeğe yapıldığını , cinsel hazzı yok etmek için olduğunu , antik mısırda kölelere yapıldığını biliyormuydunuz ? ŞU SİKTİGİMİN ARAP GELENEĞİNDEN VAZGECİN ARTİK . Beyler kendinize gelin amina koyim neden cinsel zevkinizin yüzde 80ine yakınından vazgeçiyorsunuz? Sünnetin amacının kadın ve erkeğin cinsel ilişkiden zevk almamasının amacı olduğunu ne zaman öğreneceksiniz ? Peygamber hadis diyorsunuz o hadisi okuyun hem erkek hem kadın sünnet edilmesi gerekir diyor uydurma hadis tamamen arap geleneği . Sünnet kadında klitoris kesilmesi erkekte asıl zevki veren foreskin denen zengin zevk veren 20.000e yakin sinir ucu içeren deri nin mastürbasyon ve ilişkiden zevk alınmaması için kesilmesidir . Kayıp, Yüzde 60 zevk veren sinir hücresi kaybı + sürtünme sonucu deformasyon keratinlesme , total de yüzde 80e yakin his ve zevk kaybı .. lAma size hem atik gereksiz deri dendi . Gelelim dini boyuta . İncil- Gerçek şu ki, Tanrı bedenin her üyesini dilediği biçimde bedene yerleştirmiştir. 1.KORİNTLİLER 12:18 kutsal incil Tanrı dileseydi sünnetli yaratırdı Eğer sünnet olmak faydalı olsaydı tanrı sünnetli yaratırdı Kuran . 4 - 4- Biz insanı en güzel biçimde yarattık. "Sizi yarattım ve şeklinizi en güzel şekilde yaptım."(Mümin 64) diyen Allah'ın sözünü umursamayıp "Onlara emredeceğim de Allah'ın yaratışını/yarattıklarını değiştirecekler"(Nisa 119) diyen şeytanın emrine uymaktır. Tanrı insan bedenini kusursuz yaratmıştır . Ulan araplar gibi pislik 3 ayda yıkanan bir milletin sıkı iltihap oldu diye neden cinsel zevkinizin yüzde 80inden mahrum kalasınız ? Yüzde 80 = Yüzde 60 zevk veren sinir hücresi kaybı + sürtünme sonucu deformasyon keratinlesme , total de yüzde 80e yakin his ve zevk kaybı . Foreskin penis başını korur . Tıpkı ağzınızın dilinizi sürekli nemli tutması kurumasını önlemesi gibi. Normalde penis başı nemlidir ve ıslak görünümlüdür tıpkı dil gibi. Hasta olduysanız ağzınız açık uyursanız diliniz kurur nemini kaybeder ertesi gün yemek yerseniz tat alamazsınız . Yapmayın etmeyin gençler yıl olmuş 2020 okumuş insanlarsiniz sünnetli kendisin daha iyi olduğunu idda etmek Tanrıdan daha iyi bildiğini Tanrıdan insan bedenini daha iyi sekle koyduğunu idda etmektir . Bildiğiniz Şirktir
Aynı zamanda sünnet cinsel açlığı artıracaģından sünnetin yaygın olduğu ülkelerde tecavüz ve cinsel açlık daha fazladır risin makalede unutuğu bir bölüm zaten mantık ilişkisi kurarsanız anlarsınız normalde saģlıklı bir durum değil olmak sağlık için olunmadığı veya işeme problemi olmadığı sürece
submitted by Xwiasy to KGBTR [link] [comments]


2020.04.14 01:26 ithinksoco Yüksek Dönüşüm Sağlayan Görüntülü Reklamlar Nasıl Oluşturulur?

Ürünlerinizin ve hizmetlerinizin çevrimiçi reklamının yapılması söz konusu olduğunda, görüntülü reklamlar bunu yapmanın en iyi yollarından biridir. Ancak bunları yalnızca oluşturmak için oluşturmak istemezsiniz; sahip olduğunuz her görüntülü reklamın sizin için olabildiğince çok çalıştığından emin olmak istersiniz. Yüksek dönüşüm sağlayan görüntülü reklam oluşturmak için yazımıza bir göz atın.

Görüntülü Reklam Nedir?

Görüntülü reklamcılık, web sitelerinde kullanıcıların satın alma veya açılış sayfasını tıklama gibi belirli bir işlem yapmalarını sağlayan bir reklamcılık şeklidir. Görüntüleyiciyi tıklamaya ikna etmek için genellikle resimler, videolar ve / veya metin kullanırlar. Genel olarak, görüntülü reklamlar tıklama başına ödeme temelinde çalışır; bir kullanıcı reklamınızı her tıkladığında belirli bir tutarda ücretlendirilirsiniz.
Görüntülü reklamlar aşağıdakiler gibi birçok farklı biçimde gelir:

Görüntülü Reklam Kampanyanızı Yönetmeye Yönelik İpuçları

Yüksek kaliteli görüntülü reklamlara sahip olmak çevrimiçi reklamcılığın önemli bir parçasıdır. İşte reklamlarınızı diğerlerinden farklı kılmanın bazı yolları:
Reklamcılık söz konusu olduğunda, herkese uyan tek beden yaklaşımını kullanmayın. Reklamlarınızı ürününüzün veya hizmetinizin hedef kitlesine göre özel olarak uyarlamalısınız. Örneğin kadın mücevherlerini satmaya çalışıyorsanız, ilk düşünceniz bir kadın kitleyi hedeflemek olabilir. Bununla birlikte, ürününüzü kimin satın alacağını düşünmek de önemlidir. Bu durumda hedef kitlenizde arkadaşları, kız kardeşleri, anneleri ve sevgilileri için takı alan erkekler olacaktır. Bu durumda, erkeklere yönelik bir görüntülü reklam da oluşturduğunuzdan emin olmak istersiniz.
Görüntülü reklamınız nerede görüntülenecek? Farklı web sayfaları farklı reklamlar gerektireceğinden, reklamı tasarlamadan önce platformu bilmek önemlidir. Ayrıca web sitesindeki içerikle rekabet edeceğinizin de farkında olmalısınız. En iyi görüntülü reklamlar, içeriğe uygun olarak (hemen bir reklam olarak karşınıza çıkmasını istemezsiniz), ancak yine de kullanıcının dikkatini çekerek harmanlayarak dikkat çekmeyi dengelemelidir.
Farkedilmek ister misiniz? O zaman kalabalığın arasından sıyrılmalısınız. Mizahi dille hazırlanmış bir reklam, kullanıcının hemen katılımını sağlayabilir ve söyleyeceklerinizle ilgilenmesini sağlayabilirken, beklenmedik bir görüntü kullanıcıyı şok edebilir ve hemen dikkatini çekebilir. Sattığınız ürünle eşleşen bir renk paleti seçin; insanların farklı renklerle farklı psikolojik ilişkileri olduğu kanıtlanmış bir gerçektir.
Kısacası, görüntülü reklamlarınızın internet kullanıcıları tarafından fark edilmesini istiyorsanız, göze çarpmanız gerekir. İpuçlarımızı uygularsanız, tıklama oranınızda bir artış göreceğinizden emin olabilirsiniz.
Kaynak: https://www.ithinkso.co/blog-yuksek-donusum-saglayan-goruntulu-reklamlar-nasil-olusturulur
submitted by ithinksoco to u/ithinksoco [link] [comments]


2020.02.07 01:21 karanotlar Kadınların Kurtuluşu – 1907 – He Zhen

Kadınların Kurtuluşu – 1907 – He Zhen
https://preview.redd.it/g4cvfpitaef41.png?width=209&format=png&auto=webp&s=47dda2517cedc785420ce445f4031990dace3fb4
Çin’deki anarşist fikirlerin izi ilk Taocu filozoflara dek sürülebilir. Yirminci yüzyılın başlarında, anarşist fikirler Çin’de Çinli entelektüeller ve yurtdışındaki öğrenciler arasında yeniden dolaşmaya başladı. He Zhen, 1907’de Sosyalizm Çalışmaları Topluluğu’nu birlikte kurdukları eşi Liu Shipei (1884-1919) ile Tokyo’da yaşayan ilk Çinli anarşist feministti. Birlikte ilk Çince anarşist mecmualardan biri olan Natural Justice’i [Doğal Adalet) yayımladılar Çin toplumunda kadının konumu Çinli anarşistler için önemli bir konu haline geldi. O zamanlar, ayak-bağlama ve cariyelik hâlâ yaygın uygulamalardı. Aşağıdaki pasajlar onun ilk olarak Eylül ve Ekim 1907’de Doğal Adalet’te yayımlanan “Kadınların Kurtuluş Sorunları” adlı makalesinden alınmıştır. Çeviri Oregon Üniversite¬si Tarih Bölümü’nden Hsiao-Pei Yen tarafından yapılmıştır.
SON BİRKAÇ BİN YILDA DÜNYA… sınıf hiyerarşisi tarafından kurulmuş ve erkeklerin egemenliğindeki dünyadır. Dünyayı daha iyi hale getirmek için, erkek egemenlik sistemini saf dışı bırakmamız ve eşitliği uygulamamız gerekiyor, böylece erkekler ve kadınlar dünyayı paylaşacaktır. Tüm bu değişimler kadın kurtuluşu ile başlar. Binlerce yıldır, Çin’in toplumsal yapısı kadını boyun eğen köleler haline gelmeye zorlamıştır. Eski zamanlarda kadına erkeğin mülkü gibi davranıldı. Sefahati engellemek için, erkek, cinsiyetler arasındaki farklılıkları vurgulayan ahlaki öğretileri kurdu. Zaman boyunca, erkek ve kadın arasındaki fark doğal bir yasa olarak görüldü. Kadın kendi özel alanıyla yetindi, ender olarak seyahat edebildi… Kadının sorumluluğu çocukları yetiştirmekle ve hane halkını çekip çevirmekle sınırlandırılagelmiştir.
Çin dini nesillerin atalarının ruhunu taşıdığına inanır, böylece insanlar üremenin ölümsüzlüğe ulaşma yolu olduğunu düşünür. Çin politik sistemi çocuklara mülkiyetmiş gibi davranır, dolayısıyla insanlar üremeyi zenginlik elde etme aracı olarak düşünür. Bu yüzden, erkeğin cinsel zevkini destekleyen hem dini hem de politik sistemle, erkek kadına, insan üremesinin bir aracıymış gibi davrandı. Üstelik, Çinli erkek önemsiz ev işleriyle ilgilenmeye nadiren isteklidir: Bunun yerine, hem bütün fiziksel işleri hem de çocuk bakımını kadınlara yaptırırlar. Çocuk yetiştirmeyi ve hane halkını idare etmeyi kadının müebbet mesleği yapan başka nedenler de vardır. En başta, erkek kadına özel mülkiyeti gibi davranır.
İkinci olarak, modern zamanlar öncesindeki düşük yaşam standartları, tek başına erkek emeğini aileyi beslemek için yeterli kıldı, bu yüzden varlıklı ailelerin kadını çocuk yetiştirmek ve ev işlerini idare etmek dışında nadiren çalıştı. Bu yüzden, kölelik ve aylaklığın bütün kötülükleri kadının etrafında toplanır… Genellikle sadece fakir ailelerdeki kadınlar, yaşamak için kendilerine bel bağlarlar. Tarlalarda çalışırlar; hizmetçi olarak ücretli çalışırlar; en kötüsü, fahişe olurlar. Bu kadınlar, fiziksel olarak daha az sınırlanmış olmalarına rağmen, asla ruhsal kurtuluşa erişemezler. Gerçekte, fiziksel özgürlüğü elde eden kadın aslında en fazla sömürülen, en fazla aşağılanan ve en fazla küçük düşürülen kadındır…
Erkek kadının kurtuluşundan kaçınmak ister, çünkü kurtuluşun kadının karmakarışık davranışlarına neden olacağından korkar. Erkek kadın üzerine ne kadar fazla sınırlama koyarsa, kadının günaha yönelik arzuları o denli güçlü hale gelir. Hırsızlığın yasaklanmış olmasına rağmen, hırsız bir kere bir objenin değerini anladığında çalma arzusunun sadece güçlenmesine benzer şekilde, kadın da, kendini sınırlamamaya yönelik herhangi uygun bir fırsatı kavrayacaktır. Bunun için, özgürlük değil kapatılma ve sınırlandırılma kadının eşini aldatmasına neden olur. Çinli insanlar özgürlüğün kadını karmakarışık yapacağını nasıl söyleyebilir? Gerçek nedeni anlamıyorlar. Kadının özgürlüğüne ne kadar yasak koyarlarsa, kadın ahlakı da o denli dejenere hale gelir. İşte bu nedenle Çinli kadın gelişemiyor… Gerçek özgürlük, bütün sınırlamalardan tam bağımsızlık anlamına gelir. Günümüz Batı evlilik sistemi iktidar, zenginlik, ahlak ve yasa koşulları tarafından sınırlanır. Evliliğin gönüllü olduğunun söylenmesine rağmen, Batıdaki bütün erkekler ve kadınlar sadece sevgi için mi evlenir? Erkekler kadınları sıklıkla zenginlikleri ile baştan çıkarır; varlıklı ailelerden kadınlar da daha fazla talibi çekebilir. Hatta bazı durumlarda, zengin erkek fakir kadını kendisiyle evlenmeye zorlar. Bu, evliliğin zenginlik üzerinden sınırlandırılmasıdır. Bazı durumlarda, erkek kendi ilerlemesinin bir aracı olarak, prestijli geçmişi olan kadınla evlenir; diğer durumlarda, prestijli erkek düşük sosyal statülü kadınla sınıf farklılıklarından dolayı evlenemez. Bu, evliliğin iktidar üzerinden sınırlandırılmasıdır. Basitçe söylemek gerekirse, özgür evlilik yoktur!… Yasa ile yönetilen modern toplumlardaki kadınlar, erkeklerle aynı eğitimi almalarına rağmen, nadir olarak siyaset bilimi ve hukuk okuma şansına sahip olurlar, orduya veya polis akademilerine kaydolma şanslarından bahsetmek bile gereksiz. Bürokrasi ile yönetilen modern devlette kadının erkekle eşit fırsata sahip olduğunun söylenmesine rağmen, kadınlar memur olamazlar. Cinsiyet eşitliği sadece lafta kalır.
Kadının kurtuluşu, kadına gerçek eşitliğin ve özgürlüğün zevkini getirmelidir. Batı sistemi kadına sadece lafta kalan özgürlük ve eşitliği getirir. Sahip olduklarını iddia ettikleri özgürlük gerçek özgürlük değil, sahte özgürlüktür! Eşitlik, sahte eşitliktir! Gerçek özgürlük olmadan, kadın tam gelişmişlikten mahrum kalır; gerçek eşitlik olmadan hiç kimse insan haklarından yararlanamaz. Asyalı kadın, Batı medeniyetinin gelişimine hayranlık duyarak, Batılı kadının kurtulmuş olduğuna ve erkekle tam özgürlüğü ve eşitliği paylaştığına inanıyor. Batılı kadının ayak izlerini takip etmek istiyor. Yazık! Kadın devrimi çağında olduğumuz için kadının sadece sahte özgürlüğe ve sahte eşitliğe sahip olmasını istemiyorum; kadınların gerçek özgürlüğe ve gerçek eşitliğe ulaşacağım şiddetle umut ediyorum! Son yıllarda, insanlar Çin toplumunda kadının kurtuluşunu aramaya başladılar. Kadının kurtuluşu aktif olarak veya pasif olarak başarılabilir. Kurtuluşa aktif olarak ulaşmanın anlamı nedir? Bu, kadınların kendi kurtuluşları için mücadele etmesi ve onu savunmasıdır. Kadın kurtuluşuna pasif olarak ulaşmanın anlamı nedir? Kurtuluşun kadına erkek tarafından bahşedilmesidir. Bugün Çinli kadının kurtuluşu genel olarak pasif yoldan teşvik ediliyor. Kadın kurtuluş hareketinin savunucularının çoğu erkek olduğunda, kadınlar erkekler kadar kazanç sağlamaz. Geçmişte bütün kalbiyle kadının kapatılmasını ve sınırlandırılmasını destekleyen erkek, neden son yıllarda kadın kurtuluşunu ve cinsiyet eşitliğini destekliyorlar? Bunun için üç açıklama vardır. İlki, Çin erkeğinin çıplak iktidara tapınmasıdır. Çin’in, Avrupa, Amerika ve Japonya gibi dünyayı medenileştiren başlıca güçlerin sistemini izlemesi gerektiğine inanıyorlar. Eğer Çinli erkekler, karıları ve kız çocukları için ayak-bağlama uygulamasını yasaklayarak onları okula gönderseler ve onları eğitseler, Çin’in medeni olduğu düşünülecek. Çinli erkekler ve aileleri, uygarlık ününün zevkini çıkaracaklar. “Medeni” erkekler kendi “medeni” kanlan ve kız çocuklarıyla kamusal alana çıktıklarında, başarıları için alkışlanacaklar. Bu erkekler kadın kurtuluşunu kadınların hatırı için mi teşvik ediyorlar? Kadınları sadece kendi ünlerine ulaşmak için kullanıyorlar. Onların bencil kaygıları, kadınlara kendi özel mülkiyetleri olarak davrandıklarını kanıtlar. Eğer kadın gelişiminin onların şöhreti üzerine etkisi olmasaydı, kadın kurtuluşu ile bu denli ilgili olmayacaklardı. Çinli erkeğin kadını özelleştirmesi, kendisini ilk kez eski geleneksel toplumda kadınları sınırlama çabalarında göstermişti; artık kendisini Batı modeli üzerinde kadın özgürlüğü için verilen destekte gösteriyor. İkinci olarak, Çinli erkeğin kadın özgürlüğünü teşvik etmesi, Çin’in ekonomik durgunluğuyla alakası var. Orta-sınıf aileler kadın üyelerini beslemekte zorluk çekiyor.
Erkekler kadının sınırlandırılmasından bir şey elde etmediklerinin, hatta bu sınırlandırmanın ekonomilerini enkaza çevirdiğinin farkındalar. Bunun için kadın bağımsızlığını savunuyorlar ve kadının erkeğe ekonomik bağımlılığının onların en büyük düşmanı olduğunu görüyorlar. Çinli erkekler kız çocuklarını kız okullarına girmeleri için cesaretlendiriyor. Daha az varlıklı ailelerden kadınlar nakış, örgü, dikiş ve aşçılık gibi el sanatları öğreniyorlar. Şanslı olanlar öğretmen okullarına giriyor. Daha gelişkin kadınlar, düzenli müfredat dışında eczacılık ve fen gibi profesyonel eğitim alıyorlar. Erkekler kadınların eğitimini onların iyiliği için değil, kendi iyilikleri için teşvik ediyorlar. Mezuniyetlerinden sonra kadınlar öğretmen veya becerikli işçiler olarak kendi yaşam gereksinimlerini karşılayabilirler. Hem de ailelerine bakmaya mecbur kalırlar. Kızlarıyla birlikte ailenin mesuliyetini paylaşırlar, hatta eve en fazla ekmek getiren olurlar, erkekler daha fazla boş zamanın zevkini çıkarır veya paralarını metreslerine ya da fahişelere harcayabilirler. Erkekler herhangi bir sınır olmadan zevk sürmeye devam ederlerken, kızları çetin yaşam koşullarının ıssızlığında acı çekerler. Erkek, kadının bağımsızlığını kendi çıkarları yüzünden savunur, işte bu, Çinli erkeğin kadın kurtuluşunu teşvik etmesinin ikinci nedenidir.
Üçüncü neden, Çinli erkeğin ailesine değer vermesi ve çocuklarından büyük beklentileri olmasıdır. Ancak, kendi başına ev işlerini yönetme ve çocukları yetiştirme göreviyle başa çıkmak için yeterli ve uygun değildir. Kadının sorumluluk almasını isterler. Bu yüzden, ev ekonomisi Çin’deki kız okullarının en popüler konusu haline gelmiştir. Çin’de yeni kurulan parti (Devrimci Güç Birliği) bile, ev içi eğitimin tüm eğitimlerin temeli olduğunu iddia eder. Bu şu anlama gelir; medeni bir kadın ev işlerini geri kalmış bir kadından daha iyi halledebilir; medeni bir kadın çocuklarını geri kalmış bir kadından daha iyi eğitebilir. Aslında, aile erkeğe aittir, bu yüzden aileyle ilgilenmek erkeğe hizmet etmek gibidir; çocuklar da erkeğe aittir, çünkü annelerinin yerine babalarının soyadını alırlar. İşte bu nedenledir ki, erkek kadını kendi amaçları için kullanmak ister. Sonuç olarak, üstteki üç neden erkeğin kadın kurtuluşundan bencilce yarar sağladığını gösterir. Kadının bağımsızlığını elde etmesine ve onun medenileşmesine yardım ettiğini iddia eder; fakat, kadınlara kurtuluş umudu verirken aslında onları sıkıntılar içine sokar. Geleneksel toplumda, erkek kadından daha üst statüye sahipti, fakat kadın daha fazla boş zamandan ve fiziksel özgürlükten yararlanırdı; günümüz toplumunda, erkek hâlâ kadından daha üst seviyede, fakat bu kez kadın erkeğin işlerini paylaşıyor ve erkek de kadınların zevklerinden yararlanıyor. Kadınlar erkek tarafından kullanılmaktan neden mutlu olsun ki? Aptal kadınlar, kadın kurtuluşunu başlattıkları için erkekleri yere göğe sığdıramıyorlar. Bu kadınlar, Mançu meşrutiyetçilerini yere göğe sığdıramayanlarla tam da aynı şeyi yaptıklarının farkında değiller. Mançu bir anayasa tasarlamıştı, fakat halka politik güç vermeye istekli değildi. Aynı şekilde, erkeğin kadın kurtuluşunu teşvik etmesi de, kadınların gerçek gücü erkeklerin ellerinden alacakları anlamına gelmez. Her işi erkeklerin yapması gerektiğini söylemiyorum, veya kadın haklarının genişletilmemesi gerektiğini ve kadınların görevlerini isteklice yerine getirmeleri gerektiğini öne sürmüyorum. İleri sürdüğüm şey, kadın hakları hareketinin erkek tarafından bahşedilmesi değil, kadın tarafından kazanılması gerektiğidir. Eğer kadın erkekten emir alırsa, zaten özgürlüklerini kaybetmiş demektir; eğer kadın haklarını erkekten alırsa, zaten erkeğe bağımlı olmuş demektir. Kadın kurtuluşu erkeğin yetkisinde olduğunda, erkek kadından yararlanır ve nihayetinde kadını kendi tahakkümüne maruz bırakır. Bu nedenle, kadının kendi kurtuluş yolunu, bu yolu erkeğin ona vermesine bel bağlamadan araması gerektiğini savunuyorum. Bugün Çinli kadınların tümü kendi kurtuluşlarına yönelik cevabi erkeklerde arıyorlar. Pasif bir rol almak istiyorlar, çünkü özbilinçten yoksunlar. Özbilinç olmadan, kadın erkek tarafından manipüle edilir, ama hâlâ erkeği onurlandırır. Bu kadınlar en utanmaz kadınlar değiller midir? Kadının pasif kurtuluşunun sakıncalarından bahsettim. Şüphesiz ki, özgürlük ve eşitlik için can atan ve gelenekler tarafından sınırlandırılmak istemeyen bazı Çinli kadınlar vardır. Kurtuluşun tesisi kendi iradelerince yönlendiriliyor görünüyor. Fakat, onların gerçek motivasyonunu keşfetmemiz gerekli. Gerçekte istedikleri şey, özgürlük ve eşitlik adına başıboş cinsel arzuların zevkine varmaktır. Kurtuluşu, neredeyse, cinsel arzuları serbest bırakmanın yolu olarak yorumluyorlar. Sadece, kadın toplumu dönüştürecek gücü elde edecek kadar geliştiği takdirde gerçek kurtuluşa erişilebileceğini anlamıyorlar. Kadın sadece aşkla ve seksle ilgilenirse, insanlığı kurtarma ruhu ölçüsüz arzularla yer değiştirecek ve böylece görev tamamlanamayacaktır. Bu, kadının saplantısı özgür aşkın kovalanmasından kaynaklanıyorsa mazur görülebilir. Ancak çok az Çinli kadın bu kategoriye girmektedir. Sadece bazıları bu dayanılmaz isteklere direnemez ve herhangi bir erkekle flört eder; bazıları baştan çıkartılır ve yıkılmış hale gelir. Bazısı vücutlarını para için satar; ya fahişelikle ya da zengin erkeklerle kırıtarak flört ederek para kazanırlar. Birinin para uğruna bu denli gözden düşmesi en onur kırıcı davranıştır. Böylesi bir davranışı bir özgürlük eylemi olarak adlandırabilir miyiz? Ayrıca, “kurtuluş” kelimesi aslen kölelikten özgürleşme anlamına geldiği için, fahişeler ve kurtulmuş kadın arasında nasıl bağlantı kurabiliriz? Bu kadınlar, kurtuluşu cinsel düşkünlük ile karıştırıyor, bu yüzden, bu kadınların zaten en bayağı fahişeler haline geldiklerinin farkına varmaları zordur. Bugün beyaz kadın, cinsiyet eşitsizliğinin sakıncalarını anlıyor ve cinsiyet eşitsizliğinin kökeni olarak eşitsiz güç dağılımını gösteriyor. Kadının oy hakkı için mücadele eden örgütlenmeleri oluşturuyor… Kadınların çoğunluğu hâlihazırda hem hükümet hem de erkek tarafından eziliyor. Seçim sistemi, üçüncü bir yönetici grubun, elit kadınların, takdim edilmesiyle baskısını artırıyor. Baskı aynı kalsa bile, kadınların azınlığı hâlâ kadınların çoğunluğunun irade zayıflığından yararlanıyor…
İktidardaki birkaç kadın iktidarsız kadınların çoğunluğuna hükmettiğinde, eşitsiz sınıf farklılıktan kadınlar arasında vücut bulur. Şayet kadınların çoğunluğu erkekler tarafından kontrol edilmek istemiyorsa, neden kadınlar tarafından kontrol edilmek istesinler ki? Bu yüzden, erkeklerle iktidar için mücadele etmek yerine, kadınlar erkeklerin kanunlarını yıkmaya çabalamalıdır. Erkek bir kez ayrıcalıklarından soyunduğunda kadınla eşit olacaktır. İtaatkâr kadın ve itaatkâr erkek olmayacaktır. Bu, kadınların kurtuluşudur, bu, radikal bir reformdur. Neden var olan parlamenter sistemle ve nihai hedef olarak oy hakkı hareketleriyle hoşnut olalım? Sadece, kadınlar, hareketlerini hükümete girmekten hükümetin kökünü kazımaya dönüştürdüğünde hoşnut olabiliriz!
He Zhen (Doğal Adalet, Cilt. 7-10, Eylül – Ekim 1907)
Çeviri: Nil Erdoğan, Mustafa Erata Bu yazı Robert Graham’ın ANARŞİZM: Özgürlükçü Düşüncelerin Belgesel Bir Tarihi isimli kitabından alınmıştır.
http://anarsizm.org/kadinlarin-kurtulusu-1907-he-zhen/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.01.18 15:09 fgmer Facebook'ta bir kitle var

Facebook'ta bir kitle var; kadınların bu devirde çok rahat yaşadığına, erkeklerin daima ezildiğine ve 1-0 geride başladığına inanıyorlar. Güzel kızların her zaman zengin sevgilileri olduğuna, devletin hep kadınlara ayrıcalık tanıdığını düşünüyorlar.
Arkadaşlar medyada kadınlara haber önceliği tanınıyor hatta erkeklerden fazla yer veriliyor, evet ama bu erkek ajitasyonu nedir? Nedir bu kadın düşmanlığı? Ben söyleyeyim mi? Hepiniz sanal maymun olduğunuz için gerçek hayatta kadınlar tarafından sevilmediniz, bırak kadınları hemcinsleriniz tarafından da dışlandınız ve burada kendinizce acısını çıkarmaya çalışıyorsunuz. Bu yüzden bunlar, merak etmeyin büyüyünce hepsi geçecek.
Erkekler de tecavüz ediliyormuş. Güldürmeyin lütfen, siz hiç 4 kadının kollardan ve bacaklardan tutmak üzere bir erkeğe tecavüz ettiğini kaç defa duydunuz? Tek bir kadın bir erkeğe kolayca tecavüz edebilir mi? Başınıza gelse bile bundan zevk alacak adamlarsınız siz. Ama güçlü bir erkek 2-3 kadını gasp edip, ırzlarına geçebilir.
Geceleri sokaklarda bir sürü kadın varmış diyorsunuz ya hani! Meydanlar zaten insan kaynıyor, ara sokaklara girin bakalım cesaretiniz varsa. Güngören'de Bağcılar gibi yerlerde yaşayın bakalım.
submitted by fgmer to kopyamakarna [link] [comments]


2019.10.22 01:41 bayoglurecep ERZURUM

Tarihi

Roma istilasından önce, Erzurum'un bulunduğu yerde değişik dönemlerde KARIN, KARNA, GARIN, KARNDI ve KALHAK isimli bir şehir bulunduğu, tarihi kaynaklara dayanılarak tespit edilmiştir.M.O. 408-450 yıllarında yaşamış Bizans imparatoru 2. Teodosius, doğudan gelen iranlıların saldırılarına karşı koymak amacıyla bu bölgedeki ERZEN şehrinin güney batısında yeni bir kale ile çevrilmiş bir şehir kurdurdu. Kale o devirde Bizans imparatorluğunun doğu bölgeleri komutanı olan Antonyus tarafından yaptırılmış ve şehre imparatorun adına izafeten TEODOSILOPOS denilmiştir. 651 yılında şehir, Arapların eline geçmiş ve KALIKALA ismi tam anlamıyla yerleşmiştir. Bu dönemde Erzurum'un 16 km. batısında bulunan Karas k6yGnin yerinde etrafı sıra halinde surlarla çevrili eski Arze - Azze şehri bulunmakta idi. Onbirinci yüzyılda Erzen-Erze adını taşıyan bu şehir, 1048-1059 tarihlerinde Selçuklu Devleti Komutanlarından Yinal oğlu ibrahim Kutulmuş Beyler tarafından tahrip ve yağma edildi. Daha sonra TEODOSILOPOS (Kalikala) ya yerleşenler, bu şehre Erzen adını verdiler. Erz-i Rum, Erzen-i Rum (Erzen-Al Rum, rum merkezi), Erzen-Er Rum, Arzirum, Erdzi-Rum seklinde isimlendirildiği belirtilen şehir, halkın dilinde bugünkü ismi olan Erzurum seklini almıştır.

Bu bölge tarih boyunca; Urartular, Kimerler, iskitler, Medler, Persler, Partlar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Moğollar, ilhanlılar ve Safaviler, gibi çok çeşitli kavimler ve milletler tarafından zapt ve idare edilmiştir. 1514 yılında şehir ve çevresini fetheden Osmanlılar, Türkiye Cumhuriyetinin Kurulduğu 1923 yılına kadar burada hükmetmişlerdir. Erzurum ve çevresine hakim olan büyük şahsiyetler arasında Büyük iskender ve Timur'u sayabiliriz. bölgenin savunmasında şehrin fonksiyonu Coğrafi yapisi ile yakından ilgilidir. Zira şehir doğudan gelebilecek saldırılara karşı kolayca savunulabilecek bir yerde kurulmuştur. 20. yüzyılın başlarında batı güçlerine karşı girişilen direniş hareketi Atatürk'ün liderliğinde Erzurum'da başlamıştır. Atatürk milli birlik ve bağımsızlık hareketinin temelinin atıldığı Kongreyi 23 Temmuz'da burada toplamıştır. Atatürk'Un Osmanlı ordusundan istifası, manevi hemşehri ilan edilmesi, ilk nüfus cüzdanı'nın verilmesi, ilk Meclis'de milletvekili olarak temsil ettiği Erzurum'da gerçekleşti. Türkiye Cumhuriyeti'nin 4. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Erzurum'ludur.

şehirde yukarıda bahsedilen kavim ve milletlere ait birçok tarihi eser bulunmaktadır. Bunların bir çoğu bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. şehre doğal güzellik katan bu eserlerin yani sıra keşfedilmeyi bekleyen doğal güzellikler de mevcuttur.

Coğrafi Özellikleri


Anadolu'da deniz seviyesinden 1959 metre yükseklikteki tek büyük yerleşim yeri olan Erzurum yüksek bir yaylanın güney batı bölümünde yer alır. yerleşme alanı yer yer 2000 metreye kadar yükselen bir ova üzerinde bulunur. Bölge kuzeyde Dumlu, güneyde Palandöken dağları ile çevrilmiştir. Buradan gecen ipek Yolu ve verimli ovaları bölgenin tarih boyunca yerleşme alan! olarak seçilmesinde önemli rol oynamıştır. Bu arada yer yer şiddetli depremlere maruz kalan şehir ve çevresi önemli ölçüde zarar görmüştür.

Türkiye'nin en şiddetli iklimi bu bölgede hüküm sürer baharları yağışlı, yazları sıcak ve kurak geçer, kışları soğuk ve karlıdır. Yıllık ortalama sıcaklık 6 derece, en soğuk ay ortalaması -8,3 derece'dir. En sıcak ay ortalaması 20.2 derece'dir. yılın yaklaşık 220 gün boyunca ortalama sıcaklık 8 derece'nin altında seyreder. Yıllık yağış ortalaması 460.5 m2 olarak kaydedilmiş olup yağışlar düzensizdir. Nisbi nem %60.3 tir.
ilin toplam ntfusu 1990 sayimina gére 848.201 dir. şehir ve banlıydlerinde oturan nifus 362 bin civarındadır. Arazinin %20 si tarima elverislidir. halkın baslica gecim kaynagi! hayvanciliktir.
Erzurum'‘un jeolojik yapisından dolayi bölgede birçok kaplica mevcuttur. Bu kaplicalardan en önemlileri Ilica (15 km) Hasankale (38 km) ve soğukcermik (60 km) kaplicalarıdir. Bu kaplicalar romatizma, siyatik ve çeşitli kadin hastalikları tedavisi icin tavsiye edilmektedir. Bu kaplica merkezlerinde konaklamak icin oteller de mevcuttur...

KULTUR

Erzurum'un mutfag!

Anadolu'nun her yéresinin kendine ait y6resel bir mutfagi vardir. Erzurum'da zengin bir mutfak kdlturune sahiptir. Bunlardan lor dolması, kadayif dolması, 6zel yapilmiş su béregi, ayran asi ve cag kebabi bu mutfagin bas yemekleridir. Erzurum‘a yolu disenlere bu yemekleri, 6zellikle Tortum Cag kebabini tatmaları tavsiye edilir.

Halk oyunlar!

Erzurum'da oynanan halk danslarına “Bar" denir. Bar'in tarihcesi çok eskilere Orta Asya'da Altay kavimlerine kadar uzanir. Erzurum halk oyunları erkek ve kadinlarca ayri ayri oynanir. Atatirk Universitesi halk oyunları ile Erzurum halk oyunlar ve Türkdleri dernegi bar ekibi çeşitli uluslararasi halk dansları festivallerinde birincilik 6dUlleri almislardir. Bar oyunu mertlik ve yiğitlik sembolidur. Erzurum ayrica zengin bir halk Türktleri kaynagina sahiptir.

El sanatları

Erzurum, el sanatları, Erzurum kuyumculuğu ve Oltu tas! islemeciliği ile GnlUdur. Yari degerli tas olan Oltu taşı (kehribar) Erzurum'a 6zgtidUur. Altin ve gimis ile birlikte Oltu taşından kadinlar icin bilezik, gerdanlık, bros, kipe, sac tokasi ve tarag! yapilirken, erkekler icin tespih, agizlik, yazuk, vb. esya imal edilmektedir. Bu Urtinlerin satıldığı yer RUstem Pasa Bedesteni'dir. Tashan olarak da adlandirilan bu eser Kanuni Sultan SGleyman'in sadrazami Rustem Pasa tarafında yaptırılmıştir. Osmanlı mimarisinin 6zelliklerini taşıyan iki kath bina halen carsi olarak kullanılmaktadır.

TURIZM

Palandöken Dagi, Erzurum'da bulunan, 3271 metre rakimli, tektonik bir dagdir. Baskéy mevkiinde bir kayak merkezi bulunur.
Erzurum şehrinin 10 km. kadar gineyinde bulunan zirvesiyle çevrenin en yüksek noktaşıdir. Erzurum şehir merkezinin 1950 metreyi bulan yüksekliğinden ve kitle olarak bir sıradag olmasından dolayi Ulkemizin 3000 metrenin üzerindeki diger dağları gibi heybetli gorinmez. Ancak mitolojide bilhassa da Anadolu'da ki birçok efsanede ismi geçer.
Palandöken, kis mevsiminde kuzey yamacında barindirdiği kar miktari, kalitesi ve Türkiye'nin en uzun pistine sahip olan kayak merkezi ile en g6zde kayak merkezi unvanina sahiptir. Dagin ismi hakkında pek çok rivayet vardir. Bunlardan en kabul géreni, pala deviren, dayandirmayan anlamında paladéken isminin zaman icinde Palandöken'e dénismesiyle meydana gelmis olanıdir.
Teknik tirmanis acisından herhangi bir zorluga sahip olmamasına ragmen kis mevsiminde diger 3000'liklerde de olduğu gibi her turli olasilik g6z 6ninde bulundurularak, o sekilde teknik malzeme ile tirmaniImalidir. Dagin bazi dik parkurları, yOresel olarak kisların asiri sert gecmesinden dolayi tehlikeli olabilir. Erzurum şehir merkezinden 3271m.lik zirveye giden en iyi ve en rahat yol kayak merkezinden geçer.
Erzurum şehir merkezine yaklaşık 4 km. uzaklıkta olan 2100m. rakimdaki oteller mevkiinde her tirld ihtiyac giderilebilecek imkanlar bulunmaktadır. GUvenlik acisından jandarma 24 saat gérev yapmaktadır. Kamp icin de bu mevkii idealdir. Devam eden karayolu ile daha yukarıda bulunan oteller mevkiine ulasilir. Burasi ise 2450 m. yüksekliktedir ve bu seviyeden sonra telesiyej hatti takip edilerek sirt üzerinden zirveye ulasilir. Diger yol ise dagin güney yamacında bulunan Baskéy kéytinden zirveye ulasilan yoldur. Bu rota da teknik bir tirmanis zorluğu icermez.
Palandöken Dadgları'nin en yüksek noktas! büyükejder Tepesi olarak isimlendirilir. Burada, iletisim vericileri ve 6zel bir isletmeye ait kafeterya bulunmaktadır ve kayak sezonunda telesiyej vasitaşıyla da zirveye ulasilabilmektedir. Zirveden inen hat üzerinde, 2500 metre irtifada Ejder Lifti'nin bitiminde de 6zel bir kafeterya bulunmaktadır. TARIHi ESERLERI

Erzurum Kalesi

Yaklaşık 2000 m. yükseklikte bir tepe üzerinde insa edilmiş olan ic kale 5. yüzyılda Roma imparatoru Theodosius tarafından yaptırılmıştir.
Tarih boyunca Asurlular, Sasaniler, Persler, Araplar, Romalılar ve Bizanslılar arasında sik sik el değiştiren Erzurum Kalesi, 11. yüzyılda Türklerin eline gecmiştir. Son zamanlara kadar Türkler tarafından kisla olarak kullanılmiştir. Kale Mescidi ve saat kulesi Türk mimarliğinin ilk 6rnekleri olmaları bakimından 6nem taşırlar.
Tepsi Minare olarak da adlandirilan kule Ortacag'larda gézetleme kulesi olarak kullanılmiştir. Osmanlı mimarisinin Barok Cagında saat kulesine çevrilmiştir. 1124-1132 yıllar! arasında hikim stren Abu'l Muzaffertiddin Gazi tarafından yaptırılmıştir. Tek buyuk bir kubbe ile S6rtlen mescid geleneksel Tiirk mimarisinin 6zelliklerini taşır.
Erzurum Kalesi bulunduğu tepenin üzerinde bir ic kale ile, bunu çevreleyen dis kaleden meydana gelmiştir. Bugtin ic kale saglam kalmis olmasına ragmen, şehri çevreleyen dis kale surlarından hic bir eser kalmamıştır.
Surların dért kapi ile disa acildikları, bugtin yerlerinde bulunmayan bu kapiların Tebriz Kapi, Erzincan Kapi, Girci Kapi ve Harput Kapisi adlarıni taşıdikları bilinmektedir. GUnimuze ulasan ic kalenin duvar kalinlikları 2-2,5 m. arasında değişmekte olup, halen sekiz burcu ayakta durmaktadır.

Lalapasa Camışi

Cumhuriyet Caddesi'nde, Yakutiye Medresesinin doğusunda bulunan Lala Mustafa Pasa Camışi Kibris fatihi Lala Mustafa Pasa tarafından Erzurum'da Beylerbeyi olarak gérev yaptig! sırada 1562 yılında yaptırılmıştir. Cami Mimar Sinan'in eseridir. Lala Mustafa Pasa caminin yanında saray ve bir de subyan mektebi yaptirmis ancak, bunlar gunUmuze ulasamamıştır.
Caminin yan sıra hamami bugtin ayaktadır.
Lala Mustafa Pasa istanbul'da Eydip Sultan'da etrafı acik ve Ust OrtulU bir mezara 1586 tarihinde gé6miulmdstur.
Merkezi planlı camiler grubundan olan bu yap, kesme tastan kare planlıdir. Oniinde birbirlerine yuvarlak kemerlerle baglanmis alti sUtunun taşıdiği bes béliumldu bir son cemaat yeri vardir. Son cemaat yerinde bulunan iki mihrapcik, üzerleri cini panolu ve stlds yazili alti pencere bulunmaktadır. Bunlardan sagdaki mihrapcik Gzerinde Hattat izzeddin'in 14 satirlik nesih yazili fermani bulunmaktadır. Ayrica sagdaki ilk pencerenin üzerinde “Bismillahir Rahmanir Rahim”, ikinci pencerede “La ilahe illallah Muhammed Un Resdlullahi Hakka” yazilidir.
Uc kapt ile icerisine girilen cami kare planlı olup, üzeri dért yigma sUtunun taşıdiği pandantifli, tromplu bir kubbe ile 6rtulmuştur. Ana kubbe késelerde dért kictik ve iki de yarim kubbe ile desteklenmiştir. i¢ mekant iki sıra halinde 28 pencere aydinlatmaktadır. Alt sıradaki pencere alinliklar! Gzerinde bulunan ciniler isgal sırasında atilan kursunlarla zedelenmiştir.
Mihrap yuvarlak ve mukarnasli olup, üzerindeki kitabede camiyi yaptiranin ismi ve yapim tarihi yazilidir. Yanındaki pencerelerde ise hadisler yazilmiştir. Caminin sagında bulunan minaresi kare kaide üzerine yuvarlak gévdeli ve tek serefelidir. Beyaz tastan yapilan minare kirmizi tasl bileziklerle bezenmiştir.
Caminin avlusunda sekiz késeli ahsap ve konik ¢atilt bir sadırvani bulunmaktadır. Bu sadırvandaki sititunlar son derece giizel tas isciliği ile bezenmiştir.

Cifte Minareler

Erzurum'‘un simgelerinden Cifte Minareli Medrese'nin kitabesi olmadiğından, gerçek adi ile ne zaman yapildiği kesin olarak bilinmemektedir.
Kuvvetli intimal Medrese'nin "1250'li yıllarda Cifte Minareli Medrese'nin Selçuklu Sultani Alaeddin Keykubad'in kizi Hidavent Hatun tarafından yaptirildi" seklindedir. Bu nedenle medrese Hatuniye Medresesi diye de adlandiriImaktadır. Acik avlu medreseler planında, kesme tastan, iki katli, d6rt eyvanii yapi, 6zellikle 6n cephesindeki sUslemeleriyle dikkat ceker. Bitkisel motifli rizlerle çevrili tac kapida gértlen hayat agaci, kartal ve ejder motifleri Orta Asya kdkenli olduğu bilinir. Cephede minare kaideleri 6ne dogru cikintilidir. iki minare arasında nebatı geometrik tezin atl istalaktitli Tac Kapis! vardir. Minare kaidelerinin alt 6n kismında mUustakil bir komi üzerinde iki "Selcuk Arması" vardir. batıdaki armada, altta agzini acmis iki yilan, ortada dilimli bir yaprak, bunun ustUnde cift basl bir kartal vardir. doğuda bulunan simetriğine yaprak ve kartal islenmemiştir. Dam hizasında cift kat kornis icerisinde cinililerle sUslU ortaşında Allah-Muhammet ve dort halifenin ismi yazilidir. Sutunların meydana getirdiği minarelerin üzerleri cini tezyinatli serefe altları istalaktitlidir.
Serefelerin Ust kismi bir rivayete gére hic yapilmamis, bir rivayete gdre de yikilmiştir. Eser butUntyle 35 x 48 metre karelik bir alanı kaplar. Tac kapidan genis bir avluya gecilir. AvViunun etrafı sUtunlarla cevrilidir. Ogrenci odalart aviunun etrafında yer alır. Bu gun yikik olan gdneydeki eyvana bitisik kumbet vardir. Kumbet ktbik bir kaide üzerine pologonal bir govde ve konik kilahtan olusmaktadır.
Medrese Selcuk stilinde 13. asrin sonlarına dogru yapilan, Onemli bir hadise ile yapimi yarim kalan ve "Fakulte karşıliği" tedrisat yapan Cifte Minareli Medrese mimari yapisi tas oyma ve kabartma ve cini suslemeleri ile muhtesem bir saheserdir. Sultan 4. Murat tarafından bir sure tophane olarak kullanılmiş daha sonrada kisla olarak kullanılmiştir. Tebriz kapi'daki medrese acik avlu medreselerinin Anadolu'daki en biytik Srnegini teskil etmektedir.

Uc Kimbetler

Erzurum Cifte Minarenin gineyinde, Sultan Melik Mahallesinde bulunan ve bugtn ortadan kalkmis
olan mezarliğin icerisinde yer alan ve Anadolu'daki mezar anitlarınin en giizel érneklerinden, Uc Kimbetler ismi ile taninan Uc kimbetten en biyağuntn Emir Saltuk'a ait olduğu ve XII. yuizyılın sonlarında veya XIV. yüzyılın başlarında yapildig! sanilmaktadır. Diger kimbetlerin kime ait oldukları bilinmemektedir. Bunların da XIV. yüzyıla ait oldukları sanilmaktadır. Uc Kimbetlerin yanında kimbeti andiran bir diger yapinin mahiyeti anlasilamamıştır. Bunun da kumbet olduğu ileri strtilmtsse de bazilarına gére de bir mescittir.
Kesme tastan yapilmiş olan bu kimbet sekizgen govdeli, yüksek kasnakli ve üzeri kubbe ile konik karisimt basik bir kilahla OrtGlddur. iki renkli kesme tastan yapilan kimbetin Ucgen alinliklarında, yuvarlak kemerli kasnak nislerinde Orta Asya takvimlerinde g6rulen burc figtrlerini andiran boga, yilan, yarasa, kartal gibi hayvan kabartmaları bulunmaktadır. Buradaki nislerden birisinin icerisindeki boga boynuzlarıt arasında bir insan basinin benzerine diger yerlerde rastlanmamaktadır.
Bu kimbetin sekiz cephesinin dort yazinde birer cift. pencere bulunmaktadır. Kumbetin kapisi kuzey yonutnde olup giriş kapisi sacakları üzerinde geometrik bezeme ile cicek ve hayvan kompozisyonları g6rulmektedir.
Emir Saltuk kimbetinin gineydoğusunda bulunan ikinci kumbetin alt kismi kare planlı ve on iki cephelidir. Yéresel gri renkte bir tastan yapilmiş olup ustte bir kick, altta ise oldukca bezemeli Uc buyUk penceresi bulunmaktadır. Bu kimbetin giney cephesindeki penceresi ayni zamanda mihrap gérunumitndedir. giriş kapisi üzerindeki kitabe yeri bos olup burada bir kitabe bulunmamaktadır.
ikinci kimbete 4m. Uzaklıktaki GcUnci: kimbet yOresel Keyerk taşından yapilmiştir. KGmbet on iki cepheli ve dért pencerelidir. Kuzey yOninde giriş kapis! bulunmaktadır. ic kismında oldukca glizel bezenmis mihrabi vardir. Kumbetin üzerini érten konik kilahin kasnagında Emir Saltuk Kimbetine benzeyen bezemelere yer verilmiştir. Bu kimbetler Milli Egitim Bakanlıği tarafından 1956 yılında onarilmiştir.

Abdurrahman Gazi Turbesi

Erzurum'un 2,5 km. giney doğusunda Egerli Dagi (Sigve) yamacında, Abdurrahman Gazi Camışi'nin (Haci Ahmet Izzet Pasa Camışi) yanındadır. Hz. Muhammed'in Ashabından olan Abdurrahman Gazi adina bu tirbeyi Erzurum Valisi Yusuf Ziya Pasa'nin esi Ayse Hanim 1796 yılında yaptirmiştir.
Turbeye yanındaki Abdurrahman Gazi Camisi'nden girilmektedir. Turbenin giriş kapisi Gzerindeki 1796 tarihli kitabeyi Hattat Salim yazmiştir. Tarbe icerisinde 4.85 m. boyunda Abdurrahman Gazi'nin makami bulunmaktadır.
Rustem Pasa Kervan Sarayi( Tashan)
1514-1561 tarihleri arasında Sadrazam Rustem Pasa tarafından yaptırılmıştir. Fevziye Mahallesindedir. Oltu tas! imalatciları cars! olarak kullanmaktadır.
Kaynak: https://eerzurum.com/etkinlikle
submitted by bayoglurecep to u/bayoglurecep [link] [comments]


2019.08.27 10:07 bayankolsaatii bayan kol saati

bayan kol saati
bayan kol saati beğenerek kullandığımız ve çok severek bulundurduğumuz aksesuarlar arasında şüphesiz en çok özen gösterilen kol saatlerimizdir. Peki, kol saati seçimi yaparken nelere dikkat etmemiz gerekmektedir? Sadece modern ve hoş görünmesi veya zamanı bize anlık olarak doğru bir şekilde aktarabilmesi sizce yeterli midir? Kol saati seçimi aslında tahmin ettiğiniz kadar kolay bir iş değildir. Aslında her hangi bir mağazadan gider saatinizi beğenir ve satın alırsınız buraya kadar bir sorun yok gibi… İşin aslı kol saatini kullandıktan sonra başlıyor. Kaliteli ve dayanıklı bir saat çelik kasaya sahip olup herhangi bir alerjiye sebebiyet vermez. Fakat saatiniz altın kaplamadan bile yapılmış olsa, kasasındaki bir aksaklık veya eksiklik yüzünden alerjiye sebebiyet verir ve o çok beğenerek aldığınız kol saati bir köşeye atılır ve tekrar kullanmak için yüzüne dahi bakmazsınız.
Aynı zamanda kol saatinin rakamlarını gösteren cam ekranında kullanılan malzemeler de iyi seçilmiş olması gerekmektedir. Kolayca buharlaşan, oksitlenmeye sebep olacak saat camı veya tenekeden yapılmış kol saati kenarları saatin çabucak bozulup bir köşeye atılmasına sebep olacaktır. Çünkü bu tarz malzemeye sahip olan kol saatleri, dışarıdan kolaylıkla suyu saat mekanizmasına geçirecektir. Sonuçta sevdiğimiz bir saati günlük hayatımızda hep kolumuzda taşımak isteriz, suyla işimiz olunca her seferinde saatimizi kolumuzdan çıkarıp takmak can sıkıcı bir durum haline gelecektir. Erkek saatlerine bayan kol saati bir adım önde diyebilir çünkü kadın saatleri motiflerindeki zengin süslemeleri, göz alıcı renkleri sayesinde künyeyi andıran şekilde de tasarlanmaktadır.
Gelişen teknoloji sayesinde kol saatleri de nasibini almış durumda. Gelişmiş dijital kol saatleri bunun en güzel örneğidir. Aynı zamanda birbirinden güzel ve kaliteli kadın kol saati modelleri de mevcut. Rakamların etrafını donatan parlak taş moifleri de oldukça şıklık katıyor. Kadın kol saatleri, konusunda en çok talep gösterilen ürün altın kaplamalı ve renkli kordonlu kol saatleridir. Değiştirilebilir kordonlu saatler sayesinde, saat değişimine gerek kalmadan kordon satın alarak, kol saatlerinizi elbise kombinlerinize uygun hale getirebilirsiniz. Elbise kombinlerinize en uygun renklerle kol saati kordonlarını sunan You Watch bu konuda en ideal tercihleriniz arasında olacaktır…
https://preview.redd.it/bdoh4tse8yi31.jpg?width=602&format=pjpg&auto=webp&s=7c1fed2a05ab29a6cd533186fc46d157d0ddb477
Kol saatleri, aslında tasarlanırken ve üretilirken insanların zaman kavramına daha rahat ulaşabilmeleri düşünülmüştür. Zamanla geliştirilen, şıklık ve estetik kazandırılan bu saatler vazgeçilmez aksesuarlar arasında yer almaya başlamışlardır.
Kol saatleri, aslında tasarlanırken ve üretilirken insanların zaman kavramına daha rahat ulaşabilmeleri düşünülmüştür. Zamanla geliştirilen, şıklık ve estetik kazandırılan bu saatler vazgeçilmez aksesuarlar arasında yer almaya başlamışlardır.
Takılan kol saatleri, tarzın ve hayat görüşünün sembolü haline gelmişlerdir. 10 Liradan tutun Binlerce liraya kadar kol saati üretimi başlamış, bu da her bütçeye uygun bir aksesuar ürünü olmasını sağlamıştır. Bunun yanı sıra hem erkekler tarafından hem kadınlar tarafından kullanılabilir bir aksesuar olması bu kadar yaygın hale gelmesini sağlamıştır.
Hemen her marka saat üretimi yapmakta ve özellikle giyim sektöründe faaliyet gösteren firmalar, müşterilerinin kıyafetlerine uygun, şık ve kullanışlı saatler üretme yarışı içine girmişlerdir.
Şık ve sportif renkler kullanarak her zevke uygun ürün tasarımı ile spor malzemelerindeki kalitesini saat alanında da yakalayan Youwatch, saat konusunda seçici olan gençler tarafından büyük ilgi görmektedir.
Özel olmayı seven ve güzel giyinmeye önem veren birçok insan saat modasını takip etmeye başlamış, en son çıkan saat modellerini, en şık saat modellerini satın almışlardır.
Tasarımlarını her türlü spor dallarına uygun şekilde üreten Adidas, isminin verdiği enerji ve güvenin de gücü ile isterseniz su sporlarında dilerseniz diğer spor dallarında rahatlıkla kullanabileceğiniz şık ve gösterişli saatleri müşterilerine sunmayı başarmıştır.
Zaman herkes için önemlidir. Hem zamanın takibi hem de şıklığın göstergesi olan bay ve bayan kol saatleri aksesuar sektörünün vazgeçilmezlerinden olmaya devam edecektir.
Tarzınıza uygun ve kullanmaktan mutlu olduğunuz saat modellerini paylaşarak bilgi paylaşımında bulunabilirsiniz.
submitted by bayankolsaatii to u/bayankolsaatii [link] [comments]


2019.06.11 16:45 fragmanlife Zengin ve Yoksul Dizisi Oyunculari Haberleri Kanali Konusu Bilgileri

Zengin ve Yoksul Dizisi Oyunculari Haberleri Kanali Konusu Bilgileri Yoksul Akraba dizisinin adı değiştirildi ve yeni ismi Zengin ve Yoksul dizisi oldu. Zengin ve Yoksul Dizisi Oyuncuları Haberleri Kanalı Konusu Bilgilerini detayları ile burada yazmaya çalışacağız. NTC Medyanın hazırlayacağı Zengin ve Yoksul Dizisinin yönetmeni Deniz Yorulmazer. Zengin ve Yoksul Dizisi oyuncu kadrosunda ise Evrim Solmaz, Binnur Kaya, Osman Sonant, Gülcan Arslan, Elif Doğan ve Damla Colbay’ın başrolünde yer alacağı dizinin Atv de yayınlanması bekleniyor ancak star tv ile de görüşme yapıldığı belirtildi.
Zengin ve Yoksul Dizisi Oyuncuları Kimler? Atv ekranlarında çok yakında başlayacak olan Zengin ve Yoksul Dizisinde kimler var hangi oyuncular dizinin kadrosunu oluşturuyor hepsini sizler için buraya ekliyoruz ve kısa açıklama ve bilgilerini sizlere buradan sunacağız. Zengin ve Yoksul Dizisi Oyuncu kadrosu ve karakterlerinin tamamını listeli olarak buradan takip edebilirsiniz. İşte Zengin ve Yoksul Oyuncuları:
Zengin ve Yoksul Gökhan Alkan (Karan): Zengin ve Yoksul dizisinin baş rolünde oynayan isim Gökhan Alkan oldu. En son Kalp Atışı dizisinde izlediğimiz ve fan kitlesinin en çok olduğu oyunculardan birisi olan Gökhan Alkan 1987 yılında İstanbul’da doğmuş daha sonra Kocaeli Üniversitesinde Otomotiv Teknolojileri Öğretmenliği bölümünde okumuştur. Bir çok dizide rol alan başarılı oyuncu son olarak Kalp Atışı dizisinde Ali Asaf karakterini başarıyla canlandırmıştır. Zengin ve Yoksulda Karan rolünde oynayacak.
Zengin ve Yoksul Gökhan Alkan (Karan)Zengin ve Yoksul dizisinde Karan, 25 yaşında olan oldukça yakışıklı bir delikanlıdır. Oldukça eğlenceli birisi olan Karan annesinin tek oğludur. Karam annesi tarafından itina ile büyütülmüş, oldukça iyi yetiştirilmiş efendi bir çocuktur. Karan bir süre Yurt dışında yaşamış bu yüzden ailesinin başına gelenleri öğrenememiştir.. İntikam için geldiğinde aşkı ile intikamı arasında kalacaktır. Hercai dizisindeki Aşk ve intikam konusuna oldukça benzemektedir dizi.
Zengin ve Yoksul Damla Colbay (Aysel): Zengin ve Yoksul dizisinde Aysel rolünde oynayacak olan Damla Colbay 1992 yılında İzmir’de doğmuştur. Güzel oyuncu Dokuz Eylül Üniversitesinde Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümünde Oyunculuk Ana Sanat Dalında eğitim görmüştür. 2015 de ilk dizisi Kara Para Aşk’ta Demet karakterini canlandırdı. Daha sonra Hayat Mucizelere Gebe ve İçerde gibi dizilerde roller aldı.Zengin ve Yoksul Damla Colbay (Aysel)
Zengin ve Yoksul dizisinde Aysel Kimdir? Aysel, 22 yaşında annesinin akrabaları karşısında mahcup durumda olmaktan ve annesinin yaşadıklarından dolayı bıkmıştır ve tüm duygularını en uçlarda yaşayan genç bir kızdır. Gururu her şeyin önünde olan Aysel’in oldukça temiz bir vicdanı vardır.
Zengin ve Yoksul Elif Doğan (Aleyna Erdemli) Zengin ve Yoksul dizisinde Aleyna rolünde karşımıza çıkacak olan Elif Doğan Zengin ve Yoksul kadrosunda Aleyna Erdemli rolünde.. Elif Doğan 1994 yılında İstanbul’da doğmuş, İstanbul Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünde eğitim görmüştür. Elif Doğan oyunculuk kariyerine ise ilk olarak Aşk Laftan Anlamaz dizisinde başlamış sonra Hayat Bazen Tatlıdır dizisinde Zeynep karakteriyle ön plana çıkmıştır. 2017 de Çukur dizisinde gazeteci gizemli bir kız olan Hale karakterini canlandırmıştır. Son olarak 2018 yılında Darısı Başımıza dizisinde başrol oynamış ve Öykü karakterine hayat vermiştir.
Zengin ve Yoksul Elif Doğan (Aleyna Erdemli)Zengin ve Yoksul dizisinde Aleyna Erdemli, 22 yaşında olan oldukça güzel ve eğlenceli, havalı ve girişken genç bir kızdır. Anne ve babasının göz bebeğidir. Her istediği olan Aleyna’nın etrafında erkekler pervane olurken onun aradığı bir şey vardır o da aşktır. Aleyna babasını evine ve eşine sadık bilir.
Zengin ve Yoksul Gülcan Arslan (Nihal) Gülcan Arslan’ın canlandırdığı Nihal karakteri Aysel’in ablasıdır. Nihal 24 yaşında ama aklı her türlü oyuna çalışan yeri geldiğinde herkesi kırabilen incitebilen biridir. Kısacası Zengin ve Yoksul dizimizin kötü karakterlerinden birisidir.Zengin ve Yoksul Gülcan Arslan (Nihal)
Zengin ve Yoksul Osman Sonant (Aziz Erdemli) Osman Sonant Zengin ve Yoksul dizisinde Aziz Erdemli karakterini canlandıracak. Aziz Erdemli, 40’lı yaşlarda kendisine oldukça iyi bir iş kurmuş geliri yüksek biraz sert bir görünüme sahip bir iş adamıdır. İş hayatında kural tanımaz ve babasından aldığı şirketi daha da büyütmüştür. Zengin ve Yoksulda Aziz Erdemli Eşi Meral’i çok sevmektedir. Hayattaki en büyük zaafı ise kızı Aleyna’dır.Zengin ve Yoksul Osman Sonant (Aziz Erdemli)
Zengin ve Yoksul Evrim Solmaz (Meral Erdemli) Zengin ve Yoksul kadrosunda bulunan Evrim Solmaz dizide Meral Erdemli karakterini canlandırıyor. Meral Erdemli, 40 yaşında ve oldukça güzel bir kadındır. Zengin ve Yoksulda Meral Kırılgan, duygulu ve sabırlıdır. Fakir bir aileden gelmiş olan Meral Aziz ile evlenmiş ama zamanla kocası Azizin ilgisi azalmıştır. Tek dayanağı kızı Nihal ve Aleyna’dır.Zengin ve Yoksul Evrim Solmaz (Meral Erdemli)
Zengin ve Yoksul dizisinin diğer oyuncuları ve açıklamalar: Zengin ve Yoksul Dizisi oyuncu kadrosu karakterleriBaşarılı dizilere imza atan NTC Medya’nın yeni dizisi ”Zengin ve Yoksul”un kanalı sonunda netleşti! Deniz Yorulmazer’in yönetmenliğini üstlendiği ve Zengin ve Yoksul Dizisi kadrosunda Binnur Kaya, Osman Sonant, Gökhan Alkan, Gülcan Arslan, Evrim Solmaz, Elif Doğan, Damla Colbay, Tuna Orhan ve Sacide Taşaner gibi isimlerin yer aldığı dizinin Star TV’de ekrana gelmesi bekleniyordu. Bugün itibariyle dizinin ATV’de yayınlanacağı kesinlik kazandı. “Zengin ve Yoksul” çok yakında ATV ekranlarında olacak!
Zengin ve Yoksul Dizisi Oyuncuları Kimler: Yapımcılığını NTC Medya’nın üstlendiği, başrollerini Binnur Kaya, Osman Sonant, Gülcan Arslan, Eren Hacısalihoğlu ve Damla Colbay’ın paylaştığı yapımın kadrosuna daha önce ‘Hanımın Çiftliği’, ‘Umutsuz Ev Kadınları’ ve son olarak ‘Diriliş: Ertuğrul’da rol alan Evrim Solmaz da dahil oldu.Zengin ve Yoksul Dizisi Oyuncuları Evrim Solmaz
Ntc Medya tarafından yeni bir dizi ekranlara getirecek 2019 yılında çıkması beklenen yeni dizinin adı Zengin ve Yoksul dizisi olarak belirlendi. Zengin ve Yoksul dizisi daha önce kırgın çiçekler dizisi ile adını duyurmuş birçok oyuncuyu barındırdığı gibi yapımcı firma Ntc medya da oldukça iddialı yepyeni bir dizi olan Zengin ve Yoksul dizisi ile yeniden büyük bir başarı yakalamak ve büyük ihtimal ATV ekranlarında yayınlanacak olan ve pazartesi günleri başlaması beklenen Zengin ve Yoksul dizisi ile uzun ömürlü bir diziyi piyasaya sürmek istiyor.
Son yıllarda en başarılı dizi yapımcılarına birisi olan Ntc Medya uzun süredir adını sakladığı ve kimseye duyurmak istemediği yeni dizisinin adının Zengin ve Yoksul olduğu belirtildi. Bu sezon pazartesi günleri Atv’de ekrana gelen Can Kırıkları dizisinde reytingler den dolayı hayal kırıklığına uğrayan ATV Pazartesi günlerine yepyeni bir dizi başlatmak istiyor ve bu yeni dizinin kırgın çiçekler dizisi gibi uzun ömürlü ve güçlü bir yapım olması için ayrıca söz ve çukur gibi dizilerin karşısında durabilecek güçlü bir yapım olmasına dikkat ediyor.
Zengin ve Yoksul dizisi Atv de başlıyorNtc medya’nın hazırlamış olduğu yeni dizi Zengin ve Yoksul Çok yakında oyuncu kadrosunun belli olmasıyla birlikte Atv’de izleyenlerin beğenisine sunulacak. 2019 yılının ilk aylarında çekimlerden başlanacak olan Zengin ve Yoksul dizisinin Şubat sonu veya Mart başı gibi ilk tanıtımlardan yayınlanması bekleniyor. Daha önce ATV ekranlarında 2 dizisi ekrana gelen Ntc Medya yeni dizisi ile bakalım başarılı olabilecek mi ve ATV uzun bir aradan sonra pazartesi günlerine uzun ömürlü bir dizi koyabilecek mi oldukça merak ediliyor.
Zengin ve Yoksul dizisinin oyuncu kadrosu konusu özeti hikayesi henüz net olarak belli olmadı. Ancak 2019 yılının Şubat sonunda oyuncu seçimlerinin bitmesi ve dizi ile ilgili çalışmaların kesin bir şekilde başlaması bekleniyor. Bu çalışmaların ardından Zengin ve Yoksul dizisinin oyuncu kadrosu hakkında sizlere net bilgiler yazabileceğiz. Geçtiğimiz sezon dizisi erken final yapan Zeynep Çamcı‘nın Zengin ve Yoksul dizisinde rol alacağı ve bu role oldukça uygun bir isim olduğu sosyal medyada dile getirilirken diğer oyuncuların kim olacağı hakkında henüz net bilgiler bizlere ulaşmadı.Zengin ve Yoksul dizisi oyuncu kadrosu
Zengin ve Yoksul dizisinin oyuncu kadrosuna ilk olarak teklif götürülen Zeynep Çamcı Zengin ve Yoksul dizisinden gelen bu teklifi kabul edecek mi ilerleyen günlerde net olarak sizlere yazacağız. Şimdilik Zengin ve Yoksul dizisinin teklif götürülen ilk oyuncusu Zeynep Çamcı olurken Zeynep Çamcı’nın Zengin ve Yoksul dizisinden gelen bu teklifi büyük ihtimalle kabul edeceği ancak diğer oyuncuların ve özellikle başrol oyuncularının da kimler olacağı oldukça merak ediliyor.
Zeynep Çamcı 1986 Bodrum doğumlu. Oldukça başarılı bir oyuncu olan Zeynep Çamcı 2011 yılında Leyla ile Mecnun, 2011 de Adını Feriha Koydum Emirin Yolu, 2012 de Beni Böyle Sev, 2012 Canımın İçi, 2016 da Seviyor Sevmiyor, 2017 de Kara Yazı ATV ekranlarında yayınlandı. 2019 yılında başlaması beklenen Zengin ve Yoksul dizisi detaylarını haberlerini oyuncu kadrosunu yapımcı yönetmen ve konusunu kanalını sizlere bu sayfadan aktarmaya devam edeceğiz.
Biran Damla Yılmaz Zengin ve Yoksul dizisi kadrosundaMehmet Yiğit Alp’in patronu olduğu NTC Medya “Zengin ve Yoksul” kod adlı iddialı bir dizinin hazırlıklarına başladı. Diziyle ilgili cast çalışmaları devam ederken, kulislerde başrol kadın oyuncusunun Kırgın Çiçekler dizisiyle yıldızı parlayan Biran Damla Yılmaz olacağı konuşuluyor. Şimdilik hoşça kalın.
fragmantv Yasak Elma Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Yeni Fragmanlar YuregininSesi Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Sefirin Kızı Fragman Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Fragman Baraj Fragman Ramo Fragman Doğduğun Ev Kaderindir Fragman Zümrüdüanka Fragman Kefaret Fragman Survivor Fragman Masumlar Apartmanı Fragman Sen Çal Kapımı Fragman Sadakatsiz Fragman Arıza Fragman Kırmızı Oda Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.05.07 12:36 erotikurunler Orviax - Geciktirici - Sertleştirici - Büyütücü - Performans Kapsülleri

Orviax - Geciktirici - Sertleştirici - Büyütücü - Performans Kapsülleri

https://preview.redd.it/7lqrlnu1prw21.png?width=600&format=png&auto=webp&s=1197d4298167a7681c3748bf2b0b133492320062
TELEFON & WHATSAPP İLETİŞİM VE SİPARİŞ HATTI : 0533 695 02 04

Orviax - Geciktirici - Sertleştirici - Büyütücü - Performans Kapsülleri

ORVİAX İLE ERKEN BOŞALMAYA VE SERTLEŞME SORUNUNA KESİN ÇÖZÜM !!!

Orviax ereksiyon hapı milyonlarca erkeğin gönül rahatlığıyla kullandığı bitkisel güç takviyesi, geciktirici ve sertleştirici hap
Erkekler bazen cinsel birleşme esnasında gecikme problemi yaşar veya sertleşme sıkıntısı çeker bunun bir çok nedeni var
Psikolojik olarak kendini odaklayamamak, daha önce hastalık geçirmiş olmak, penis metobolizmasının yetersiz olması gibi nedenler
- Tamamen Doğal ve Bitkisel
- Daha Uzun ve Daha Kalın
- Daha İri ve Görkemli
- % 100 Daha Sert Ereksiyon
- Arttırılmış Cinsel İlişki Süresi
- Daha Fazla Cinsel Enerji
- Daha Uzun, Daha Yoğun Orgazmlar
- Daha Kaliteli Spermler
- Daha Fazla Sperm Sayısı
- Maximum Gecikme
- Heran Hazır Vaziyette.
Gecikme veya sertleşme problemi için birçok ilaç türü bulunmaktadır ancak
bazıları bitkisel değiller ve tam olarak istediğiniz etkiyi alamazsınız
fakat orviax ile 15 - 20 dk. ya varan maksimum gecikme süresi yaşarsınız
ve hiç bir yan etkisi yoktur.
Ereksiyon bozukluğundan şikayetçi milyonlarca erkekten biri misiniz?
Her seferinde cinsel tatmine mi ihtiyacınız var?
Diğer erkek güçlendirici hapların cinsel hayatınızı yönetmesinden sıkıldınız mı?
Cevabınız evet ise yalnız değilsiniz sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, stresli ve yorucu çalışma koşşulları ilerleyen yaşınızın etkisi ve bir çok nedenden dolayı sertleşme, erken boşalma ve gittikçe küçülen penis boyu problemi yaşayan erkekler artık partnerlerindenn utanmak veya onlara mazeretler uydurmak zorunda değil.
Hepsi Orviax sayesinde!
Cinsel Organ ve ereksiyonunuzu geliştirir.
Size daha sert ve daha sık ereksiyon sunar.
Daha yoğun orgazm yaşamanızı sağlar.
Ereksiyonlarınızın daha uzun sürmesini sağlar.
Ereksiyonun daha kolay ve daha güvenilir olmasını sağlar.
İstek, güç, mutluluk ve performansı artırır.
Genel cinsel hayatın gelişimi ve Cinsel Organ hassasiyetini arttırır.

KULLANIMI

İlişkiye girmeden 30 - 45dk Önce 1 Kapsül orviax almanız size 12 ila 24 saat etki süresi verecektir.
Tavsiye Edilen Dozaj :
Genellikle 1 bardak ılık su ile alınan 1 kapsül; ereksiyon ve sertleşmede maximum etki yaratır, cinsel istek katkat artarak penis hacminde bir miktar büyüme meydana gelir, bunun yanında erken boşalma 15 ila 20 dakika arasında önlenmiş olur. ürünün etkisi kullandıktan 20 ila 30 dk sonra başlar. Not: Tedavi amaçlı ve peniste 5 cm büyüme ve kalınlaşma için 3 kutu kullanılmalıdır tek kapsülde penis hacmindeki büyüme kalıcı değildir 24 saat sonra penis eski halini alır yani ilişki öncesinde kullanılan 1 kapsül 24 saat boyunca yaşadığınız ilişkilerde ereksiyon, sertleşme ve erken boşalmada etkisini korur.

TAMAMEN DOĞAL VE BİTKİSEL

Orviax™ formülü tamamen saf doğal içerikler kullanarak hazırlanmıştır.
Bu önemli özelliği istenmeyen yan etkiler ve RX erkek cinsel güç artırıcı ürünlerdeki sağlık risklerinden endişe etmeden Orviax’ı gönül rahatlığı ile kullanmanızı sağlar.
Orviax™ piyasadaki tüm tıbbi ürünlerden daha güvenli olup, daha hızlı ve uzun süreli etkiye sahiptir.
Eşler artık yatakta birbirlerine daha içtenlikle sarılabilir.
Bununla birlikte, Orviax™ tamamen doğal olduğundan, sipariş vermek için doktor reçetesine sahip olmanız gerekmez. Orviax™ erkeklerdeki sertleşme bozuklukları ile mücadele eden 11 benzersiz bitkisel içeriğin araştırmalarla kanıtlanmış karışımını kullanır.
Aşağıdaki bitkisel içeriklerin benzersiz bileşimine bir göz atıp ve her bir içeriğin nasıl sertleşme bozuklukları ile mücadele ettiğini ve cinsel performansınızın nasıl artırdığını görün.
Orviax™ formülü Uzak doğu, Avrupa ve Güney Amerika’da özel iklim şartlarında yetiştirilen güçlendirici afrodizyak bitkisel konsantrelerinden oluşturulmuştur.
Orviax™ tamamen bitkisel içeriği ile cinsel faaliyetleri tetikler, sertleşmeyi geliştirir ve korur ve testiste sperm üretimini artırır.
Orviax™ içerikleri bu bölgelerden sadece güçlendirici bitki yetiştiricilerinden temin edilmektedir. Ürün üstün kalite nitelikleri katan patentli proses yolu ile konsantre hale getirilmektedir.
Bu bitki özleri endüstri standartlarına kıyasla 15 kat daha fazla konsantre edilmektedir.
Patentli Orviax™ üretim projesi araştırmalarla kanıtlanmış
anlık ve uzun vadeli avantajların sağlanması için normal direncinden 17 kat daha yüksek içeriklere sahiptir.
Damiana :
Damiana, Mayalar döneminden bir Orta ve Güney Amerika’ da kullanılmakta olan bir afrodizyaktır.
Cinsel güçlendirici, sertleşme fonksiyonunu geliştirici ve orgazm güçlendirici yöntem olarak saygınlığını binlerce yıldır korumaktadır.
Damiana kullanımı üzerine yapılan klinik çalışmalar cinsel faaliyetlerde bir artış meydana geldiğini göstermiştir.
Keşiş Külahı :
Uzak Doğuda yüzyıllarca kullanıldıktan sonratıp doktorları Keşiş Külahının libido’yu yükselttiğini, sertleşme fonksiyonu geliştirdiğini, cinsel gücü yapılandırdığını ve hisleri artırdığını belirtmektedi. doğal olarak, Keşiş Külahı Cinsel gücünü ve dayanıklılığını doğal yöntemlerle serbest bırakarak işlev göstermektedir.
Afrodizyak niteliğinde Icariin adlı aktif madde içerir İcariin tıpkı Viagra’ nın yaptığı gibi PDE-5’ in vücutta kalmasına yardımcı olur.
Ashwagandha :
Ashwagandha cinsel canlılık için adaptojen ve teskin edici olarak kullanılır. Bazıları Ashwagandha’yı geleneksel Çin tıbbında ginseng kullanımı gibi ayurveda tıbbında Hint ginsengi olarak adlandırmaktadır.
Ashwagandha, bir holistik tıpta Hint sistemi olarak ayurvedada kullanılmaktadır.
Kök genel olarak adaptojenik özellikleri ile tanınmaktadır. Adaptojen vücudun direncini hissi ve fiziksel strese karşı artıran fizyolojik bir maddedir.
Ayurvedik hekimler geleneksel olarak Ashwagandha’yı rahatlamayı ve hissi dengeyi geliştirmek için kullanırlar.
Ashwagandha‘yı erkek vücudunda bir rahatlatıcı ve stres azaltıcı madde olarak işlev görmesi için Orviax™’ de kullandık. Bu şekilde ürün vücudun doğal yollardan ereksiyon sağlamasına yardımcı olur.
Avena Sativa :
Avena Sativa tehlikeli yan etkiler olmadan farmasötik ereksiyon geliştiricilere popüler doğal bir alternatif haline gelmektedir.
Avena Sativa özü kan içinde bulunan testosteron maddesini serbest bırakarak daha aktif hale getirir.
Avena Sativa hem erkek hem de kadınların daha hızlı ve etkin şekilde uyarılması için kullanılır.
Erkeklerde cinsel iktidarsızlık ve erken boşalma tedavisi için çok etkilidir. Kadınlarda cinsel isteği artırır.
Bu bitki aynı zamanda beyin ve sinir sistemi için de rahatlatıcı bileşenler içerir.
Gingko Biloba :
Ginko Biloba beyin toniği olarak bilinir ve tepki sürelerini artırıp zihin açıklığını geliştirerek kısa ve uzun vadeli hafızayı açar.
Ginkgo Biloba faydalarından ötürü bitki Alzheimer rahatsızlığı ve diğer serebral yetersizlik semptomlarına sahip olan yaşlı hastaların tedavisinde kullanılmaktadır.
Ginkgo biloba’nın diğer faydaları arasında tansiyon ve çarpıntıyı düşürmesi ve enerjiyi yeniden yapılandırılması sayılabilir.
Erkek cinsel gelişiminden önce metal ve fiziksel gerilimi ortadan kaldırması amacı ile Orviax™ ‘a Ginko Biloba kattık.
Kore Ginsengi :
Kore ginsenginin ana aktif maddeleri ginsenosidlerdir.
Bu steroid benzeri bitki kökenli kimyasallar ginsenge stres etkilerine karşı koyucu özellikler katan adaptojenik özelliklere sahiptir.
Glikositler adrenalin bezleri üzerinde çalışıp adrenal hipertrofi ve strese karşı aşırı kortikosteroid üretiminin engellenmesine yardımcı olur.
Ginsenositler beyindeki nöron vericilerinin protein sentezini ve aktivitesini artırır. Ginseng kan damarı oluşumunu tetiklerken hafıza ve algılama yeteneklerini geliştirerek beyindeki kan dolaşımını da geliştirir.
Ginseng aynı zamanda Viagra’ya benzer bir yöntemle erkek organlarındaki kan dolaşımını da geliştirir.
Ginseng aynı zamanda şeker hastalığı, migren, enfeksiyon gibi rahatsızlıklara karşı aynı zamanda radyasyon ve kemoterapiden korunma ve uykuya yardımcı olma ve iştah açıcı olarak da kullanılır.
Kore ginsengi panakstriol gibi steroidler içerir.
Sterodiler vücutta doğal olarak bulunan anabolik steroidlere de yapısal olarak belirgin şekilde benzerdir.
Bu Kore ginsengini anabolik steroidlere doğal alternatif arayan atlet ve vücut geliştirme sporcuları için ideal bir bitki haline getirir ve ayrıca doğal yollardan ereksiyon sağlamak ve libido seviyelerini artırmak isteyen erkeklere de yardımcı olur.
Maca :
Bezel sistemi destekleyen Peru Ginsengi olarak bilinir.
Bu bitki cinsel sağlığın iki fonksiyonuna yardımcı olur:
cinsel performansı ve isteği artırır ve aynı zamanda dayanıklılık ve enerji seviyesini yükseltir.
Lepidium meyenii veya maca Bolivya ve Peru’nun yüksek And Dağları’na özgü bitkisel iki yıllık (bienal) bitki veya yıllık bitkidir (bazı kaynaklarda adı çok yıllık bitki olarak da geçer).
Bitki sebze kökü ve tıbbi bitki olarak kullanılan etli hipokotili (aslında kaynaşmış hipokotil ve kazıkök) için yetiştirilir.
İspanyol ve Quechua adları arasında maca-maca, maino, ayak chichira ve ayak willku’da bulunur.
Maca, yüzyıllardır And Dağları’nda insanlar tarafından kullanılıp hasat edilmektedir.
Savaştan önce İnka savaşçıları tarafından yenmekte ve İspanyol kraliyet vergilerinin bir çeşit ödeme şekli olarak kullanılmaktaydı.
Uslan Üniversitesi Üroloji Departmanı tarafından yapılan bir çift – bilmez çalışma "sertleşme bozukluğuna karşı Maca etkinliğini" araştırmıştır.
Elde etmiş oldukları sonuç “Elimizdeki veriler kırmızı ginsengin erkek sertleşme bozukluklarının tedavisinde etkin bir alternatif olduğunu ortaya koymuştur” şeklindedir.
Maca‘ nın kilit içerik maddelerinden biri beyne ve Cinsel Organa giden kan akışını hızlandıran ve kan dolaşımı sağlayan ve sperm üreten ginsenoiddir.
Rus bilim adamları Ginseng’ in fiziksel ve mental faaliyetleri geliştirdiğini ve atletik performansı artırdığını ve cinsel bezler üzerinde olumlu etkiye sahip olduğunu bildirmişlerdir.
Cinsel iktidarsızlık ve erken boşalma ile mücadele için kullanılan Maca aynı zamanda vücudu canlandırıp enerji sağlarken kan basıncını da normalleştirir.
Muira Puama :
Aynı zamanda “iktidar ağacı” olarak da adlandırılan Muira puama Brezilya Amazonlarına özgü 15 feet (5 m) boyunda küçük bir ağaçtır. Kabuk ve kök kısımları Muira Puama’nın kullanılan ana kısımlarıdır.
Yerliler muira puama’yı iktidarsızlık, yorgunluk, nöromusküler problemler ve romatizmaya karşı kullanır. Muira Puama'nın botanik adı Ptychopetalum olacoide’tir.
Muira Puama’yı mara puama, marapuama ve marapama gibi farklı şekillerde telaffuz edilirken duyarsanız şaşırmayın.
Kökü ve kabuğu Güney Amerika’nın Rio Negro bölgesinde yerliler tarafından çok çeşitli hastalıklara karşı kullanılmaktadır ve cinsel bozukluklara karşı bitkisel tedavi olarak şöhreti epeyce artmıştır.
Saw Palmetto (Ptychopetalum) :
Saw palmetto özü Serenoa çiçeği meyvesi özüdür.
Yağ asitleri ve bitki sterolleri açısından zengin olup benin prostatik hiperplazi tedavisi konusunda umut vericidir.
Amerikan Yerlileri meyveyi besin için aynı zamanda da çeşitli üriner ve üreme sistemi sorunlarına karşı kullanmıştır.
Avrupalı koloniciler saw palmetto kullanımını öğrendiler.
Bitki zayıflık, zorlu hastalıklardan kurtulma ve üriner problemler de dahil olmak üzere birçok rahatsızlıkta en az 200 yıldan veri kaba özüt olarak kullanılmıştır. Örneğin, Editör Fizikçi H. W. Felter bitki hakkında "Saw palmetto sindirim borusu üzerinde iyi etkilere sahip sinir yatıştırıcı, balgam söktürücü ve besleyici toniktir...
Direkt etkisi doku kaybı yaşanmaya başladığında üreme organları üzerinde yoğunlaşmaktadır..." diye yazmıştır.
Serenoa çiçeği veya Sabal serrulatum olarak da bilinen Saw palmetto, genellikle benin prostatik hiperlazi (BPH) ile ilgili rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmaktadır.
Saw palmetto’nun tıbbi içerikleri Carolinas ve Florida’ dan California’ ya kadar güney Birleşik Devletler sahil bölgelerine özgü olan Amerikan cüce palmiyelerin kısmi olarak kurutulmuş olgun meyveden alınmıştır.
BPH erkeklerde yaşlanmanın evrensel sonucudur.
Prostat bezi genişledikçe, obstrüktif ve kızartıcı semptomlara neden olabilir; yine de, prostat bezinin boyu hastaların yaşayabileceği türden değildir.
Erkek organ güçlendirme ve yaşlanma geciktirici kaliteleri için Orviax™ ‘ye Saw palmetto ekledik.
Tribulus Terrestris :
Tribulus terrestris tropik iklimlerde yetişen bir bitkidir.
Bitkinin en ilginç parçası kökünde bulunur.
Bu bitki dünya çapında çok çeşitli hastalıklar için kullanılmaktadır. Bitkisel tamamlayıcı diüretik, antiseptik, antienflamatuar ve psikolojik iyileştirici tonik olarak kullanılmaktadır.
Tribulus terrestris en belirgin avantajları cinsel bozuklukların tedavisidir.
Bitki Asya ve Bulgaristan’ da yıllardır libido ve kısırlık sorunlarının tedavisi için kullanılmıştır.
Tribulus terrestris erkeklerde libido seviyesini yapılandıran ve aynı zamanda ereksiyonu geliştiren ve süresini uzatan hormon içermeyen bir bitkidir.
Tribulus terrestris aynı zamanda sperm miktarını ve hızını artırmaktadır.
Şu şekilde başarır:
Tribulus terrestris lüteyinleyici hormon (LH) seviyelerini artırarak testosteron seviyelerini fırlatır.
LH vücuda doğal testosteron salgılaması için sinyal gönderen hormondur. Günde 750 mg tribulus terrestris alan bireyler üzerinde yapılan bir çalışma LH seviyesinin %72 arttığını göstermektedir.
Serbest testosteron %41 oranında artmıştır. Bu testosteron seviyesindeki artış Orviax™’ nin içine Tribulus Terrestris'i katmamızın nedenidir.
L-Arginin :
Bunu bilim adamları "Mucize Molekül" olarak adlandırmaktadır çünkü güçlü sağlık seviyesi geliştirici özellikleri onu şu ana kadar keşfedilmiş en güçlü amino asit yapmaktadır.
Kan basıncını düşürürken, kan dolaşımını ve erkeklerde sperm ve semen hacmini artırır.
Özellikleri 1998 Nobel Tıp Ödülü ile tanınmıştır ve o tarihten beri doğal tıpta çığır açmıştır.
L-Arginin vücuttaki nitrik oksit miktarını güvenli şekilde artırır.
Nitrik oksit Cinsel Organ içindeki kan damarlarının sulandırılmasına, kan akış hızının artırılmasına ve ereksiyonu sürdürmenize yardımcı olan damar genişlemesini (vazodilatasyon) sağlar.
Protein sentezini hızlandırır ve iyileşme, vücut geliştirme ve sperm üretiminin gelişmesine yardımcı olur.
submitted by erotikurunler to u/erotikurunler [link] [comments]


2019.04.03 20:44 mad500 Altyazılı Porno

İDEAL CİNSEL İLİŞKİ SIKLIĞI DEĞİŞKEN BİR KAVRAMDIR... İdeal cinsel ilişki sıklığı kavramı yerine, çiftin cinsel uyumluluk ve cinsel sıklık konusunda her iki tarafta da kabul ettiği bir anlaşmaya odaklanmak önemlidir. Cinsiyet sıklığı her birey ve çift üre için değişir. Bu nedenle, düşüncenin aksine, tek bir doğru cevap yoktur... Çiftlerin cinsel ilişkiye girme arzusuna ve arzusuna bağlı olarak, ülkemizde sonuç, haftada iki kez ortalama olarak seks yapan çiftleri gösterir ve bu normal ve normal bir sonuçtur... SEKS OYUNCAKLARI İLE SEKS HAYATINIZI RENKLENDİRİN... Cinsel fanteziler ve cinsel yaşamı renklendirmek için kullanılan Seks Oyuncakları genellikle altyazılı porno suçluluğa neden olur. Cinsel fanteziler ve seks oyuncakları, vazgeçilmez cinsellikten biri, aşırıya kaçmadığı, kimseye zarar vermediği ve zevkli bir cinsel yaşamın işareti olduğu sürece tamamen normal ve sağlıklıdır... Bununla birlikte, insanlar, büyüdüğünden beri aşılanmış olan cinsel değer yargılarıyla cinsel davranışlarını sınırlamaya yöneliktir. Cinsel davranışları gerçekleştirmeyi bırakın, onları hayal etmek zordur. Bununla birlikte, cinsel fanteziler ve seks oyuncakları, insanların hayal gücünü sınırlamayan ve sınırlamayan yaratıcı motifler olarak bilinir. Doğal cinsel gelişmenin yanı sıra, cinsel hayata eklenen hemen hemen her şeye Seks Oyuncakları denir. Basitçe, bir seks oyuncağı, çiftlerin keyfini arttırmak için cinsel hayata katılan herhangi bir nesne... Bu nedenle cinsel hayatınıza Seks Oyuncakları dahil etmek önemlidir. Bu amaçla, benwa, toplardan kelepçelere, silikon dildodan elektrikli vibratörlere, çiftlerin cinsel yaşamlarına kadar çeşitli Seks Oyuncakları ekleyebilir. Ancak seks oyuncakları, seks ortakları yerine kullanılamaz, sorunlu cinsel yaşam düzelemez ve cinsel işlev bozukluğu unutulamaz. Seks oyuncaklarını sorumlu ve dikkatli kullanmak da çok önemlidir... Bu amaçla kullanılacak erotik çiftleri birlikte seçmeleri önemlidir. Çünkü cinsellik ve cinsel zevk, malzemeyi kullanmak için iki kişinin onayı ile artar. Biri diğerinin kabul etmediği bir malzeme Altyazılı Porno kullanmak istiyor, ancak diğeri cinsel yaşam zevkini kullanmak istiyor olumsuz etkileyebilir. Bununla birlikte, sonuç, seks oyuncaklarının kullanımının ülkemizde hala bir tabu olarak görüldüğünü ve çiftleri korkuttuğunu göstermektedir. ERTESİ GÜN, HAPLARA OLAN TALEP ARTIYOR... Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan ve gebelikten korunma, erkeğin yanı sıra kadının sorumluluğundadır... Planlanmamış bir gebelik kürtaj ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarla sonuçlandığı için, çift travmanın önemli bir nedeni olabilir. Bununla birlikte, ülkemizde çoğunlukla kadınlara koruma yöntemleri hakkında eğitim verilmektedir. Bu, konunun sadece kadınlarla ilgili olduğu çok yanlış bir algı. Bununla birlikte, doğru koruma yöntemleri için, çiftlerin birlikte hareket etmesi ve doktor desteği gerekir. Korumanın hangi tarafı daha kolaydır, bireysel faktörlere göre değişir. Sonuçlar, hekimlerin asla tavsiye etmediği ve istenmeyen gebeliklere yol açan" geri çekilme " yönteminin sıklıkla kullanıldığını göstermektedir. Bu, tüm konularda olduğu gibi, çiftlerin koruma yöntemleri hakkında yeterince bilgilendirilmediğini göstermektedir. Buna ek olarak, prezervatif gözyaşı, boşalma gibi alkol korumasız ilişkiler, doğum kontrol yöntemleri veya tecavüz uygulamalarındaki sorunlar gibi istenmeyen ilişkilere maruz kalmaktadır veya doğum kontrolünün başka bir yöntemi bir aksilik olduğunda kullanılır, ertesi gün ek bir yöntem olarak son yıllarda tercih edilebilir. ÖN SEVİŞME VE ÖN SEVİŞME ZAMANININ ÖNEMİ BİLİNMEMEKTEDİR... Cinsel ilişki, birbirleriyle ilgilenen ve birbirlerini birlikte seven iki kişi tarafından her türlü cinsel davranışı içerir. Cinsel ilişkiden boşalma veya orgazm aşamaları ilk dokunuşun tamamını oluşturur. Cinsel davranış spektrumunun bir ucunda duygusal veya fiziksel bir stimülasyon vardır ve diğer ucunda seks ile manevi ve fiziksel bir tatmin vardır. Cinsel davranış aralığı ne kadar geniş olursa, daha zengin, daha fazla cinsel zevk olabilir ve farklı olabilir. Kadınların ve erkeklerin daha yoğun cinsel zevklere sahip olmak için ön sevişme ile seks yapmak için birbirlerini hazırlamaları önemlidir. Dokunma, okşama, öpüşme, sürtünme, masaj ve cinsel arzuyu artıran ve daha keyifli hale getiren diğer şehvetli faaliyetler tüm iletişim ön sevişmeyi oluşturur. Ortakların fizyolojik ve psikolojik hazırlık süreci olarak ön sevişme cinsel ilişki dikkat çekiyor. Kısa süreli ön sevişme cinselliği Altyazılı Porno olumsuz yönde etkileyebilir, bu nedenle ön sevişme süresinin çiftlerin cinsel tatmin yaşayacak kadar uzun olması önerilir. Bu yüzden iyi ve yeterli bir ön sevişme, bir kadının eteği gibi olmalı, dikkat çekici olacak kadar kısa, ihtiyacınız olanı karşılayacak kadar uzun olmalıdır... Seks aceleye getirilmemeli... Ortalama olarak 20 ila 30 dakika seks yapmalıdır... Çünkü cinselliğin %90'ı zevke dokunmayı ve zevke dokunmayı içerir, bu da sevişmek anlamına gelir. Penisin kalan %10'u vajina Derneği olarak bilinir. İyi ve yeterli ön sevişme çiftler kendilerini ve ortaklarını keşfetmek ve daha memnun olabilir. Bu açıdan bakıldığında, anket ülkemizde iyi bir ön sevişme yapıldığını göstermektedir. Erken boşalma, ön sevişme süresini uzatarak ve erken boşalmadan erektil problemlere, orgazma yetersizlik ve cinsel uyarılma bozukluklarına kadar birçok cinsel işlev bozukluğunun içeriğini değiştirerek iyileştirilebilir. Uzun süreli ilişkiler, çiftlerin cinsel ilişki nitelikleri fazla değişmez, ön sevişme süreleri ve davranış çeşitliliği genellikle azalır. Bu, cinsel ilişki monotonluğuna, cinsellikten alınabilecek birçok zevkin yok olmasına yol açabilir. ANAL SEKSİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI... Anket, her iki kişiden neredeyse birinin hayatlarında bir noktada anal seks yaşadığını ve aslında bu durumun ülkemizin gerçekleri göz önüne alındığında çarpıcı bir resim ile sonuçlandığını gösteriyor. Bununla birlikte, karşıt ilişki olarak bilinen anal seks, erkek cinsel organının anüs bölgesine girmesiyle ortaya çıkan ve insanlık tarihi boyunca tartışılan bir konu olmaya devam eden bir ilişki biçimidir. Anal ilişki, anüs döneminde penisin posterior yerleştirilmesi olarak adlandırılır. Anal ilişki sadece erkekler (livata) arasında uygulanmakla kalmaz, heteroseksüel çiftler arasında anal seks farklılıkları olmak isteyenler arasında tercih edilebilir. Çünkü bir kadındaki erkekler için en kışkırtıcı faktörlerden biri kalça bölgesi dikkat çekiyor. Popodaki güzel kadınlar genellikle erkekler için büyük ilgi odağı olabilir. Anal seks tercih eden birçok erkek, kalçaların estetiği ve heyecanı nedeniyle bu ilişki stiline dönüşebilir. Teknik olarak, anal seksle hamile kalmaz. Bununla birlikte, anal seks mikroplarla kolayca enfekte olabilir, vajina hastalığını temizlemeden rektumdan penisin vajinaya yerleştirilmesi mümkündür. Buna ek olarak, çok nadiren, boşalmadan sonra, meni anüsten vajinaya kayabilir ve gebelik olarak bilinen olaya atlayabilir. Bu nedenle, her ilişkide hem gebelikten korunma hem de anal veya vajinal prezervatif için sağlıklı cinsellik önerilir. PORNO SEÇİMİ Mİ? Porno filmleri, kendileri ya da ortakları ile yetişmek zorunda kalan ya da cinsel yaşamlarının olağandışı hale geldiğini fark eden çiftler için uyarıcı, uyarıcı, uyarıcı ve destekleyici bir işlev olarak hareket edebilir. Porno filmleri, diğer çiftlerin sevişmeye nasıl başladıklarını, nasıl devam ettiklerini, ne yaptıklarını merak ettikleri her şeye cevap bulabilecekleri yerlerdir... Porno filmleri monoton cinsel karşılaşmalara renk katabilir ve ilişkileri canlandırabilir ve yenileyebilirler. Çiftler porno filmlerinde yeni şeyler görebilir, öğrenebilir ve cinsel yaşamlarına aktarmak için aralarında uygun olanları seçebilir. Anket çalışması, porno filmlerinin ülkemizde sık sık izlendiğini gösteriyor. Full Porno ve seks hayatı daha heyecanlı, keyifli, tatmin edici ve tatmin edici hale gelebilirse, bu, izlenen porno filmin çiftin cinsiyeti üzerinde olumlu bir etkisi olduğu anlamına gelmez. Çünkü cinsellik öğrenilebilen ve geliştirilebilen davranışlardan oluşur. Ama porno filmleri çift kenarlı bıçaklar gibidir... Porno dergileri, porno filmleri, özellikle internet porno çift ilişkisi büyük sorunlara neden olabilir. Pornografinin bir ilişkide neden olacağı sorunların başında, kıskançlık ve gerçekçi olmayan beklentiler, eşe karşı arzunun azalması ve eşle zaman çalması gelebilir. Porno, Porno ile cinsel bilgi eksikliğini tamamlayan çiftlerin yanlış algı ve düşünceleri alma şansını artırabilir. Bazı çiftler, porno filmlerinde gerçek olarak ne izlediklerini algılayabilir ve bunu başarmak, cinsel standartları fark etmeden gerekli olmayan koşullara neden olabilir. Porno filmlerindeki erkek ve kadın aktörlerin zevk, abartılı sesler ve eşzamanlı orgazm beklentileri değiştirebilir. Buna ek olarak, dev penisler vücudun kadın ve erkek algıları üzerinde olumsuz bir etkiye neden olabilir.



submitted by mad500 to 1xpornoizle [link] [comments]


2019.01.15 21:38 fragmanlife Bodrum Masali dizisi konusu ve oyunculari

Bodrum Masali dizisi konusu ve oyunculari Hikaye ve Künye Evren Ergüven pek çok otel sahibi varlıklı ve hırslı bir adamdır. Karısı Yıldız çocukları Ateş ve Su ile birlikte İstanbul'da görkemli bir hayat sürmektedir, Otellerinin büyük kısmının olduğu Bodrum'da ise ikinci bir kadınla kurduğu gizli bir yaşamı vardır. Evren'in bu düzeni ard arda verdiği yanlış kararlar neticesinde gelen hızlı iflasıyla tamamen bozulur.
Ailenin elinde avucunda Bodrum'da Yıldız'ın babasından miras eski bir ev ve küçük bir otelin yarı hissesinden başka bir şey kalmamıştır. Ergüven Ailesi lüks yaşamlarını terk etmek, o köhne eve taşınmak ve küçük otelle hayata yeniden başlamak zorundadır artık.
Ne var ki otelin öbür yarısı Evren ve Yıldız'ın hayatları boyunca adını ağızlarına almamaya yemin ettikleri birine aittir. Faryalı adıyla tanınan kişi Yıldız'ın Evren'den önceki sevgilisidir. Evren'e kalırsa Yıldız onu hiç unutmamıştır. Yıldız'ın ise Evinin tam karşısına taşınan kocasının bodrumdaki sevgilisinden henüz haberi yoktur. Bütün bu sırlardan habersiz olan Ateş ve Su kolejden hayallerinden arkadaşlarından zengin ve güvenli hayatlarından kopacak Bodrum'da hayatın ve ailelerinin hiç bilmedikleri yüzünü öğreneceklerdir. Her yıl tatile gelip zengin arkadaşlarıyla güzel günler yaşadıkları Bodrum'dan çok farklı bir Bodrum onları beklemektedir.
Yapım : TMC Yapımcı : Erol Avcı Yönetmen : Mehmet Ada Öztekin Senaryo : Başar Başaran, Emre Özdür Proje Tasarımı : Reaksiyon Film Uygulayıcı Yapımcı : Engin Sarıal Görüntü Yönetmeni : Sedat Yücel 2. Yönetmen : Nezaket Coşkun Sanat Yönetmeni : Burhan Türk Müzik : Hasan Özsüt - Işıl Özsüt Oyuncular : Timuçin Esen, Şevval Sam, Murat Aygen, Nejat İşler, Aslıhan Gürbüz, Alperen Duymaz, Hilmi Cem İntepe, Dilan Çiçek Deniz, Toprak Sağlam, Serhan Onat, Ezgi Şenler, Bige Önal, Basri Albayrak, Kıvanç Kasabalı, Cemalettin Çekmece, Barış Yalçın
Bodrum Masalı karakterlerini tanıyalım!
Faryalı - Timuçin Esen
Kelebek’in ağabeyi. 8 yıl önceki kazadan beri kardeşine babalık da yapıyor. Lisenin ardından çalışmaya başladığı, şimdi patronu olduğu otel için Bodrum’a gelen Evren ve Yıldız, onun canını sıkacak.
Yıldız - Şevval Sam
Yardımsever ve vicdani değerleri yüksek bir kadın. Çocukları ile arası çok iyi. Karakterindeki falsoları bilse de kocası Evren’i seviyor. Yıllar sonra Bodrum’da o otele dönmek, Yıldız için hayatında ilk kez çalışmak, para kazanmak demek. Üstelik eski sevgilisi Faryalı ile dip dibe…
Evren - Murat Aygen
Oteller zinciri sahibiyken yanlış yatırımlar nedeniyle neredeyse her şeyini birkaç gün içinde kaybeder. Çevresindeki herkes onu çok çalışkan olarak bilmektedir.
Ateş - Alperen Duymaz
Adı gibi bir delikanlı, çapkın, kolay sinirlenen, otomobillere meraklı bir yüzücü. Kızlar Ateş’e bayılıyor, o da bunun farkında.
Gözde - Toprak Sağlam
Evren’in Bodrum’daki metresi olan Gözde'nin bunca yıldır sabırla beklediği, Evren’den tek istediği şey; yeni hayatını onunla kurmak.
Su - Dilan Çiçek Deniz
Hayat dolu, muzip, eğlenceli ve çok güzel. Erkekler onu çok beğeniyor, onun kalbi ise sadece Cenk için atıyor. Bir keman virtüözü olmak için şimdiden çalışıyor. Bodrum'a geldiği ilk dakikadan itibaren Kelebek'in gönlüne düşen Su, onun bu ilgisine karşılık verip veremeyeceği merak konusu olacak.
Kelebek - Hilmicem İntepe
! Hem muhteşem yüzmesi hem de uçup konup binlerce iş halledebilmesi nedeniyle herkes ona Kelebek der. Asıl adını kimse kullanmaz. Gelecekle ilgili hiç hayali yok, Su’nun aşkını kazanmak hariç.
Cenk - Bora Cengiz
Su’nun sevgilisi. Su’yu gerçekten çok seviyor, ona karşı hep çok nazik ve düşünceli, her şeyi yapmaya hazır. Fakat yakışıklı, zengin ve ünlü şarkıcı Gül Derin’in oğlu olduğu için kızlar peşinde.
Aslı - Ezgi Şenler
Yaşı küçük ama geçim derdi nedeniyle yıllardır günde 24 saat çalışmaya programlı. Dersleri çok iyi ama onun isteği Bodrum’da pansiyon işletip babasını ve İstanbul’daki ablasını rahat ettirmek.
Alara - Serel Yereli
Varlıklı bir ailenin kızı. Babasının prensesi. Alara kimi zaman parası, gücü, kimi zaman da sabrı ve aklı ile Ateş’in yanında yer alacak.
Bodrum Masalı sürprizlerle dolu, çok farklı bir bölümle sezon finali yapıyor. Su’nun gördüğü rüyaların aksine, Bodrum’da düğün havası hakimdir. Haydar ile Üzüm’ün düğünü tüm kahramanlarımızı bir araya getirmiştir. Sadece Su, kötülüğün ve acının adım adım yaklaşmakta olduğunu hissetmiştir.
Mutlu başlayan düğün, tıpkı Su’nun gördüğü rüyalar gibi kedere gebedir. Kahramanlarımızın yaklaşmakta olan tehlikeden haberleri yoktur. Aşkla, acıyla ve anılarla sınanacaklarından da
fragmantv Yasak Elma Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Yeni Fragmanlar YuregininSesi Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Sefirin Kızı Fragman Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Fragman Baraj Fragman Ramo Fragman Doğduğun Ev Kaderindir Fragman Zümrüdüanka Fragman Kefaret Fragman Survivor Fragman Masumlar Apartmanı Fragman Sen Çal Kapımı Fragman Sadakatsiz Fragman Arıza Fragman Kırmızı Oda Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]